• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Sürgünde yaşamak

    4 Eylül, benim sürgün günüm. Viyana’ya geldiğim gün.

    Bugün Viyana’ya gelişimin 33.yılı. İnsan, İnsanlaştıkça acı çekmenin farkına varıyor. Kimse gönlüyle kaçmayı istemedi, kimse gönlüyle terk etmeyi istemedi. Güneş ışınlarının dar ve uzun aydınlatmalarından geçerek yol alıyordu otobüs. Dışarıda sararan yapraklar; sonbaharın haberini veriyordu. Hüzün sonbaharın özelliğidir, hareketlenen duygular nasıl baharınsa, güzde de ayrılık var. Sonbahar da coşkun geçen yaşamın doğanın egemenliğinde durağanlığın, sınırlanışı vardı. Yağmur, soğuk, her biri ayrı bir hırsla gelirdi üstüne insanın. Kokusu, rengi değişir havanın. Sanki dünya küçülür, bir şehir kadar olur, bir köy kadar olur, küçülür dünya sanki yoldaş olur, öylece dururdu. Çifte havuzlar haliyle duyumsar ve düşünür olmuştum.

    Sürgün yaşam, şüphesiz bir insanın başına gelebilecek kötü olumsuzluklardan biridir. Hükümlü olma durumundan, yaşadığın yerden, aileden koparılmak, aşkından ayrılmak, çeşitli yaftalamalarla toplumda karalanmak, toplum düşmanı olarak gösterilmek, zor şartlar altında evsiz-barksız parasız yaşam mücadelesi vermek… Çok eski arkadaşlarının bile senin toplumdaki “tehlike” ibraz eden durumundan (!) dolayı seni tanımamazlıktan gelmesi, yanlış tanışmalar ve karşılaşmalar insan hayatını daha da kötü şartlar altına sokmaktır. Bu acı gerçekler çok fazla yaşandı. “En kusursuz cinayet birinin yaşama sevincini öldürmektir” der. Ozan nerede yaşarsak yaşayalım, üzerinde yaşadığımız bir dünyanın her türlü sorunlarıyla karşı karşıya kalıyoruz. Sonuçta sonsuz bir özlem yaşıyoruz. Yaşanan, sosyal adaletsizliklere, kişisel özgürlüklerin ihlaline dem vuruyoruz, aynı zamanda bu olumsuzluklara acı acı gülüyoruz. Sürgünün acı gerçeklerini, insana yarattığı tahribatları, acı gerçekleri yazan Aziz Nesin kitaplarına(yazdığı mizah diline) gülüyorduk Aslında kitabın temel felsefesini oluşturan kendimiz olduğunu fark etmeden gülüyoruz.

    Ben sürgünün ne olduğunu yaşamdan öğrendim. Sürgünü yaşamak çok farklı, yaşamın içindeyim, insanların içindeyim, kalabalıklar arasındayım ve söylenen ve yazılan bendim. En acı günlerin bile üzerinden yıllar geçtikten sonra, mizahla buluşuyor. Meyveler gibi, tatlılaşıyor. Şimdi, sürgünün o acı günlerine espri katarak gülüyoruz. Hele ki sürgünde dil den kaynaklı espriler. Et isterken, hangi eti istiyorsak, o hayvanın taklitlini yapardık. O zaman yaşananlar espri konusu oluyor. Anlatınca dinleyenler gülüyor. Dursun Akçam’ın göçmen ellerde yazdıklarını okudukça kendi halimize yıllar sonra da gülüyoruz. Yani demem o ki, 4 Eylül benim sürgün günüm. İstanbul’dan çıkıp Viyana’ya vardığım günün tarihidir. Sürgünde yaşamanın ne olduğunu gazetelerde ve kitaplarda okurdum. Ne zaman ki sürgün yaşamaya başladım işte o zaman sürgünün zor zanaat olduğunu fark ettim.

    Ayrılık yeri insanın sevincini öldüren yerdir. İnsan bunu sürgünde daha iyi anlıyor. Sürgünü yaşamayan insan sürgünün ne derdini anlar ne de yalnızlığını. Sürgün sonbahar gibi hazandır, gün gün solmaktır. Ama her şeye rağmen, kara, kışa, fırtınaya, sıcağa, soğuğa karşı ayakta kalmaktır, ağacın gövdesi gibi. Sürgün hasrettir, sürekli yalnızlıktır. Sürgün direnmektir… Bir göçmen kuş oldum, uçarken göz alan kanatlar gibi Yüreğim mi, acılarım mı? Bir tuhaf geldi, sürgün bana!


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları