• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Suriye’de yeni işgal planları

     

    Bir şeyin istenildiği biçimde olmayacağını anlamak için genellikle hükümete yakın bazı kalemlerin yazdıklarına bakarım. Bunlar sufle edilenleri yazar, tabi arada günlük yaşamdan aksiyonlarla, bu sufleleri inandırıcı hale getirmeye çabalarlar.

    Allah var! Bu işin uzmanları da, yüzlerine gözlerine bulaştıranları da var. Kimse yüzlerine gözlerine bulaştıranları ciddiye almıyor da, şu uzman denilenlerin kasımından da geçilmiyor. Herşeyi onlar önceden yazmış ya!

    İyi de önceden yazılan hangi plan onların yazdığı gibi gelişti? Bakın Abdülkadir Selvi’nin yazdıklarına. Çözüm sürecinde aşamaları, yaşanacakları, her şeyi içerden aldığı gibi yazdı. Ne oldu? O, planın tek tarafındakileri yazdı. Diğer tarafı plansız, hesapsız varsaydı; şimdi de suflörlerle birlikte koro halinde ‘terör örgütü’ deyip duruyorlar. Selvi, Suriye ve Rojava’yla ilgili de bu tür yazılar yazdı. Bu yazılar da öncekiler gibi içerden alınan, tek taraflı bilgilere dayanan, tek tarafın planlarını aktaran cinsten. Bakın Selvi’nin salı günü Hürriyet’te yayınlanan yazısına. Bu kez yeni bir planı dile getiriyor. Uzun uzun Cerablus’a daha önce operasyon yapılacaktı da, şöyle oldu da, böyle oldu da ondan sonra PYD-YPG yaptı da, falan demiş. Şimdi de “tam ikinci operasyon başlayacakken Antep bombalaması oldu,” demeye getiriyor. Zaten IŞİD öyle bir örgüt ki, Türkiye’nin Cerablus operasyonuna misillemeyi Gaziantep’te bir Kürt düğünü üzerinden yapıyor…

    Hadi bunlar bir yana…

    “Cerablus, DEAŞ açısından önemli. Cerablus düşünce, sıra Rakka’ya gelecek. Ama bizim açımızdan daha önemli. Hem DEAŞ’ı sınırımızdan söküp atacağız hem de Kobani’den Afrin’e bir Kürt koridoru oluşturulmasının önüne geçeceğiz.” Bunları Selvi yazıyor. Devamı da var. Orada da Cerablus’a yapılacak yeni operasyonun Suriye politikasının değiştiği bir zamana denk gelmesinden, Rusya’dan falan söz ediyor. Yazıya bakınca Türkiye’nin hem ABD, hem de Rusya ile nasıl ustaca ittifaklar kurduğunu, ilişkiler geliştirdiğini, Rusya, İran ve Suriye ile “bölünmez bütünlüğü” koruduklarını, ABD’yle de IŞİD karşıtı mücadelede önemli rol oynadıklarını falan görürsünüz.

    Peki öyle mi? O sahadakilerin hepsi salak da bir tek akıllı Türkiye’yi yönetenler mi? Her şey, bu işlerin planını adım adım yazan Selvi veya Selvigillerin öngördüğü gibi mi gelişiyor?

    Bir diğer nokta daha; bunların yazılarında sahayı bilmemekten kaynaklanan yanılgılar da var. Örneğin Selvi’nin yazdıkları… Bir kısmını yukarıda alıntıladım. Çok açık, Minbic’i kaybeden IŞİD açısından artık Cerablus’un bir önemi yoktur. Bu nedenle IŞİD’liler ailelerini Rakka’ya göndermeye başladılar bile. Daha şimdiden Cerablus onlar açısından korunaklı bir bölge değil. Dört yanı sarılmış bir kasabayı ancak sivilleri kalkan olarak kullanıp elde tutabilirler. Bunu Minbic’te denediler.  Buna rağmen Demokratik Suriye Güçleri’nin (DSG) Minbic zaferini engelleyemediler. Bu zafer, yalnız Minbic’te değil tüm Şehba bölgesinde IŞİD’in belini kırdı. Şimdi birileri aç kurtlar gibi bu bölgeye saldırıp kendine parsa toplamak istiyor. Bunun için de IŞİD’i gerekçe ediyor.

    Diğer önemli nokta, “Kürt Koridoru” dedikleri korku…

    Minbic operasyonu başlar başlamaz belli oldu ki, Fırat’ın doğusu, Afrin’e ilk aşamada Minbic-Bab üzerinden bağlanacak, bağlanmak zorunda. Siz koca bir kentin, Afrin’in aç kurtların insafına terkedileceğini, işgalcilere peşkeş çekileceğini mi sanıyorsunuz? Bu kentin korunması da ancak Fırat’ın doğusunun batısına bağlanmasıyla mümkün olur.

    Ve unutulmaması gereken bir şey; DSG bölge insanının, Suriyelilerin ortak askeri örgütüdür. Toparlama güçlerle, işgal amaçlı gruplarla DSG’yi karıştırmamak gerekir. Nihayetinde kim nereyi işgal ederse etsin, işgal ne kadar uzarsa uzasın bölgeyi özgürleştirecek olan Kürdü, Arabı, Türkmeni, Süryanisi, Ermenisi ile Suriyeliler olacaktır.

    Bunlardan ötesinin adı işgalcidir…


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları