“Şarkı acının içinden umudu çıkarırken meydana gelen sürtünmenin sesidir.” ‘Çocuklar ve Canavarları adlı romanım’ bu sözle başlıyor. Mart 2012’de yayımlandı.
Bu gece ise eve geldim. Bir mum yaktım. Pearl Jam dinledim. Hâlâ dinliyorum. Acıyı kaldırmaya çalışıyorum.
Üzerimde. Beni kanepeye boylu boyunca uzatan acı. Acıdır.
Gün boyu etrafa bakınmak yetti.
Bir keresinde ölen bir arkadaşımın, ne tuhaf, “ölen bir arkadaşım” diyemiyorum, dersem başka arkadaşlarım da ölür gibi, ölür diye, öldüler de, ölen arkadaşımın, evet ya, o öldüğü için ona “ölen bir arkadaşım” diyemiyorum, dersem anısına saygısızlık edermişim gibi, ederim diye, ölen arkadaşımın ailesine başsağlığına gittim. Biraz ağlaştık. Birkaç gün olmuştu. Katılarak ağlamaktan artık iki büklüm anacık bana ölen arkadaşımın eşyalarını gösterdi sonra. Ne tuhaf, şimdi o yoktu ama o eşyalar her zamankinden daha fazla onundu. Yaşarken atsa, değiştirse, satsa onun olmazdı artık ama şimdi o bunların hiçbirini yapamadığı, yapamayacağı için değil, öldüğü için, sadece öldüğü için bu hareketsiz ve bundan böyle bırakın kırmayı, bozmayı, yerlerini bile değiştirmeye, tozunu bile almaya korkulacak bu eşyalar, tümden göstergelere dönüşmüş bu nesneler, tümden göstergeye dönüşerek geri dönüşsüz biçimde onun daimi mülkiyetine geçmişti.
Bugün de şehre böyle bakmıştım işte ben de. Bugün şehrin kullanım değeri diye bir şeyin benim için en azından bugünlük bitmiş olduğunu, kalmamış olduğunu, şehrin tümden göstergeye kesmiş olduğunu hissetmiştim. Kim ölmüştü? Sela okunmasından korkarak eve kaçtım. Pearl Jam dinledim.
O zaman bu cümleyi, “şarkı acının içinden umudu çıkarırken meydana gelen sürtünmenin sesidir” cümlesini ilk kez yine onları dinlerken kurduğumu hatırladım. Pearl Jam’i. Black adlı şarkılarını icra ederken.
Eddie Vedder’ın sesi böyle. Arkada, arkasında, yanında, etrafında bütün enstrümanlar acının ağırlığıyla yıkılırken, (üstüne), onun sesi, o acıdan, acının altından, içinden yükselen bir kreşendo ile sanki elimizi tutmayı başarıyor. Ya o ya biz umuduz. Birlikte umut. Eddie Vedder’in sesi bir uzanma, bir ulaşma isteği. Karşı konulmaz bir umut ihtiyacı. O, yıkılan, üstüne çöken enstrümanlara sürtüne sürtüne sesiyle ayağa kalkarken, sürtünmeden de şarkıya geçiyor.
Pearl Jam’in müziğinin interior‘unda böylesi bir kinetik dinamik’e dönüşüyor ve bu müzikal fizik Pearl Jam‘in, öncelikle de Eddie Vedder’ın fikir dünyasını da belirliyor olmalı. Belirlemiş olmalı. Giderek çok daha politik, Seattle grunge‘ından çok daha radikal ve sistematik bir dünya görüşü edindi. Nusret Fatih Ali Han‘dan Bruce Springsteen ya da Neil Young‘a kadar uzak yakın pozisyonlarda gezinen düet ihtiyacı ile Eddie Vedder protest öncüllerinden el alır gibi. Sürtüne sürtüne yükselen sesi, o ateşli kreşendo, o parlama nasıl da yakışıyor bu düetlere. Düete.
Şimdi bir kez daha işte Pearl Jam’i ‘Black’te dinlerken üzerimdeki acıyı kaldırıp beni doğrultması için Eddie Vedder’a bel bağlamışım.
Sakın sürtünmeyi hafife almayın, ateş öyle yakıldı.







