Evet, Kürt yakın tarihi seneler sonra da heyecan, mutluluk ya da acı ile hatırlayacağımız birçok günü kaydına aldı ama 5 Temmuz da herhalde mücalemizin taçlandığı günlerden bir oldu. BDP Meclis Grubu’nun Amed’deki tarihi toplantısını Roj TV’den seyrederken gözlerim yaşardı. Hem partimizin geldiği güç ve olgunluk seviyesi, hem elimizdeki etkili inisiyatif, hem de grubumuzdaki Türkiyeli sosyalist vekillerimizde simgelenen yeni Türkiye vizyonu artık kazanımlarımızın geriye döndürülemez olduğunu işaretleriydi. Hangi Kürt bu ülkede bu acılı tarih boyunca bunu beklemedi ki? BDP’nin grup toplantısını Amed’de, halkımızın sinesinde yapmış olması hem bugüne hem de geleceğe dair göndermelerde bulunan bir eylemdi. Bugün boykotumuzu anlamlandıran bu hamle yarınki yeni örgütlenmelerimizin de sembolü ve nüvesi oluyordu aynı zamanda.
Grup toplantılarımızın Amed’e taşınması birkaç söylemi birden içermiş oldu. Bir kere Kürtler için siyaset hiçbir zaman öyle olmadığı gibi hele bundan sonra TBMM ile sınırlı değildi, hatta tam da TBMM’nin dışındaki siyaset alanlarındaki etkimiz bizi TBMM’de de etkili hale getirecekti. Amed’deki toplantımızla AKP’ye önündeki seçenekleri bir kez daha hatırlatıyorduk. Ya bu ülkenin bütün halkları için bir demokratik özgürlükçü anayasayı bizimle beraber yapacaktı ya da MHP ile ülke ölçeğinde geçerliliği olmayan ırkçı, şoven bir anayasayı dayatacaktı. TBMM’ye mecbur ve muhtaç olmadığımızı göstererek boykotumuzun gücüne güç katmış olduk yani.
Diğer taraftan Amed’deki grup toplantımız gelecekteki, bence artık çok yakın gelecekteki Kürt siyasetinin merkezi olacak olan Kürdistan özerk meclislerinin de müjdecisi ve nüvesi olmuştur. Kürtler’in kendi kendilerini yönetme kararlılığı ve imkânı bu toplantıda günyüzüne çıkmış oldu. Bundan sonra Kürtler’in statü verilmeden Türk siyasetinin potasında eritilemeyeceğinin kanıtıdır bu toplantı. Aslında Kürt halkı, genci ve yaşlısı ile DTP’den de BDP’den de nicedir bekliyor ve talep ediyordu bu tavrı. Türk siyaseti seçilmiş siyasetçilerimize karşı dışlayıcı ve ötekileştirici tutumunu sürdürdüğü sürece biz de onların Kürdistan’da kalmalarını istiyorduk. Meclis kürsülerinden vekillerimize saldırıldıkça gençlerimizi, evlatlarımızı zaptedemez olmuştuk. Artık karar verme sırası Grup Başkanımız Selahattin Demirtaş’ın dediği gibi devlet ve onun hükümetindedir.
Ben tam da bunları yazarken Demokratik Toplum Kongresi’nin açıklaması geldi. Sorumluluk duygusu ile sevinci aynı anda hissettim sözcümüzü dinlerken. Eğer belediyelerimizden ve DTK delegelerinden bu yönde bir talep gelirse kongre de Demokratik Özerkliği ilan edecek ve ikili hukuk uygulamalarına geçecekti. Evet, artık bazı gelişmeler hızlandı. Şimdi her zamankinden daha fazla sorumluluk ve birlik duygusu ile hareket etmeliyiz. Seçim sürecinde altını çizdiğimiz, boykot kararımızda siyasi olarak kamuoyuna sergilediğimiz Kürt birliğini daha da güçlendirmeli ve Demokratik Özerk yapılarımıza yönelecek devlet baskısını gerektiğinde göğüsleyebilmeliyiz. Diğer taraftan Türkiyeli sosyalistler ve demokratlarla iletişimimizi artırmalı ve Demokratik Özerklik fikrini tüm ülke sathına yaymalıyız. Çatı Partisi tam da Kürtlerin bu demokratik birlik hareketinin ifadesi olacaktır. Şimdi Demokratik Özerklik inşamızın motor gücü olacak olan Çatı Partisi için bütün gayretimizi ortaya koyma zamanıdır.







