• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    TATLI MIRMIRİK, GÜZEL SONBAHAR

    “Bu hafta kavurma yapacağız” diye ünledi Mıgırdiç Dayday. Bir güzel olur ki diye ardı sıra ekledi Maryam Morak. Kavurma mı? Diye sevinçle sorunca, yüzüme sevgiyle baktılar. Mıgırdiç Dayday, o beyaz tenini ortaya çıkaran kırmızı yanaklarıyla göbeğini hoplata hoplata gülüyor bir taraftan… “İçine ayva da atar mıyız?” diyorum, elbette diye haykırıyor Mardik Ağabey.

    Diyarbakır’ı düşünüyorum. Avludaki mutfağın ocağına koyduğumuz kaynayıp fokurdayan kavurma kazanı düşüyor usuma. Onu neşeyle, Ermenice ezgilerle karıştıran dedemi bir kez daha anımsıyorum. Atıyorum elimde tuttuğum yeşil sulu ayvayı içine; kıkırdıyorum. Avlunun bir köşesinden komşumuz Donabet Dayı ve Tatan, Armen ve Mıgır ağabeyler gülümsüyorlar. Babam elinde şarap şişesi, sabırla bekliyor.” Ezgiler söyleniyor hep bir ağızdan… “Ermeni’yiz meskenimiz toydadır/ Rakı şarap Ermeni’ye faydadır.”

    Mıgırdiç Daydayların bahçe içinde büyükçe bir evleri var. Geniş kapısından girdin mi içeri ferahlıyorsun.  Mıgırdiç Dayday marangoz. Yaz tatillerinin bir kısmında çokça yanında çalışmışlığım var. Bahçe içindeki odunluk içinde marangozhaneden artma tahta ve talaş yığını. Kışın ayazını sıcacık bir yuvaya dönüştürüyor o talaş sobası. Ortasına yuvarlak bir sopa yerleştirip talaşı sıkıştırıyorsun, sonra da o sopayı çıkarıp üstteki çukurluğuna yaktığın küçük çam ağacı parçalarını atıyorsun. İçim için yanıyor sabaha dek.

    Parmaklıkla ayrılan bir bahçesi var evin. Kar yağdığında dalları bembeyaz olan ağaçları bir kartpostalı anımsatıyor biz çocuklara… Sevinçle karlarda yuvarlanıyoruz. Deyim yerindeyse fotoğraf çekiyoruz kar üstünde. Şimdiyse gazellerin sarı turuncu renge bürüdüğü bir bahçe karşılıyor bizi. Eylül ayının son günleri… Ocağa atılan odun ve tahtalar çıtırtıyla yanarken koca kazandan nefis kokular yayan kavurmanın kokusu geliyor… Biz parça etle yaparken, Sivas ’da kıyma ile yapıyorlar kavurmayı… Elimde ayva atmayı bekliyorum. ”Haydi, at artık” diyor annem; atıveriyorum yavaşça…

    Sevgili Şeyhmus Diken’de böyle bir zevkle anlatmıştı kavurmaya atılan ayvanın hikâyesini…

    Dedem o koca Tokatlı bizi ziyaret için gelmiş memleketten; o da sevinçli. Eski Tokat düşüyor usuna… Bir daha göremediği annesi, kız kardeşi ve eşi… Gözyaşlarına mani olamıyor. Size bir sürprizim var diyor Mıgırdiç Dayday. Cam damacanayı işaret ediyor hepimize. Dedemin gözleri parladı anında “Ah mırmırık” deyiverdi. Sorar gibi baktığımı görünce açıkladı. “Üzümü şarap olsun diye koyarsın ya olmaya yakın ismi mırmırdır. Olmamış diye üzülme,  çok tatlı ama daha bir keskin olur bu mırmır. Olur ya tatlıdır deyip çok içersen adamı çarpar ki, ayılamazsın.” Hep birlikte kahkahalar attık.

    Eh kavurmamız tamam, ekmeğini kapan gelsin diye bağırdı Mıgırdiç Dayday. Hepimiz bahçedeki masanın etrafına diziliverdik. Mırmır da yerini aldı masada. Mıgırdiç Dayday, Mayram Morak, Mardik Ağabey, Mayreni  Kuyrik,Manuşak,babam, annem, kardeşim, dedem ve dayımın kızı Arpine… Neşeyle hem yiyor, hem sohbet ediyoruz. Kiracıları olan aile ve vergi dairesinde çalışan kızları da gelince kalabalık bir şölene dönüştü öğlen yemeği… Bir taraftan da mırmır içiliyor. Dedem sürekli ikaz ediyor bilmeyenleri…” Çok içmeyin sarhoş olursunuz,”  diyor. Kimse dinlemedi tabi ki… Tüm içenler yavaş yavaş dökülüyor. Gülüşüyoruz.

    Yemek yemeye devam ederken kiracının kızı işe gitmek üzere kalktı yerinden. Güya vergi dairesine gidecek. Adımları sarsakça. Dedem hemen beni tembihledi.” Oğlum peşinden git; baktın ki abuk sabuk hareketler yapıyor, tut kolundan eve getir. Gittim. O ciddi kız yolda bir taraftan gülüp, diğer taraftan da asker gibi yürümeye başlamasın mı? Ağzımızda marşla neşeyle ayaklarımızı vura vura yürüyoruz. “Annem beni yetiştirdi bu vatana yolladı/ Al sancağı teslim etti, allahaısmarladık.”

    Tam kendimizi kaptırmışken dedemin sözleri aklıma geliverdi. Koluna girdim, eve döndük. O gün nasıl da neşeli ve şendik. Şimdi, zor zamanlardan geçerken, ömrümüzün güzel zamanlarını düşlüyorum. Acımtırak bir keder düşüyor göz kenarlarıma, ağlıyorum. Gülmeyi nasıl da unuttuğumuz geliyor aklıma, hepimiz adına hayıflanıyorum. Diyarbakır deyişiyle yiten tüm insanlığa “karşı yazığım geli” Anadolu halkları tüm anlattıklarımı, neşemizi bizim gibi yaşamıştı diyorum. Kahkahalar karışıyor, diller karışıyor birbirine…


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları