• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    “Topraklarımızın barış ve sevgiye ihtiyacı var”
    “Topraklarımızın barış ve sevgiye ihtiyacı var”
    13 Eylül 2017 10:01
    Font1 Font2 Font3 Font4
    Bu Haberi Yazdır

    İshak Karakaş

    Ünlü Diyarbakırlı Ermeni ud ve ses sanatçısı Yervant Bostancı nam-ı diğer Udi Yervant, Türkiye topraklarındaki kültürel zenginliği temsil eden ve barış özlemini ifade eden bir kişilik. Diyarbakır’da, Gavur Mahallesi’nde puşici Kekê Yako’nun (Yakup) oğlu olarak doğan Udi Yervant, ilkokul ve ortaokulu Diyarbakır’da okuduktan sonra ilk müzik öğrenimini babasından aldı ve düğünlerde darbuka çalmaya başladı. 1970’li yılların başında ise ilk cümbüş ve ud derslerini Bedros Başak’tan, nota derslerini Zaven Özatmaciyan’dan alan Udi Yervant, 1976’da göç ettiği İstanbul’da 1992 yılına kadar Üsküdar Musiki Cemiyeti’nde ud dersi verdi, sahneye çıktı. 1992’de Amerika Birleşik Devletleri’nin Los Angeles kentine göç eden Udi Yervant, 2013 yılında, çözüm süreci başladığında barış için çaba sarf etmek üzere Türkiye’ye geri döndü ve Diyarbakır’a yerleşti. Diyarbakır’da, özellikle Sur’daki yıkım ve çatışmaların yeniden başlaması nedeniyle üzgün görünen Udi Yervant’la annesinin cenazesi için Diyarbakır’dan geldiğinde İstanbul’da buluştum ve gözyaşları içinden bir söyleşi yaptık:

     

    Öncelikle İstanbul’a hoş geldiniz. Amerika Birleşik Devletleri’nde uzun bir sürgün hayatı. Özlem dolu yıllar. Ve ardından Diyabakır’a, memleketinize dönüş. Şimdi de İstanbul’dasınız. Annenizi toprağa defnettiniz burada babanızın yanına. Tekrar Diyarbakır’a döneceksiniz. Ben hem Amerika’dan memleketinize dönüşünüz hem İstanbul’a gelişiniz için size önce “hoş geldiniz” diyeyim. Mutlu musunuz? Döndüğünüze memnun musunuz?

     

    Hoş bulduk. Çok mutluyum, ama mutlu olmaktan çok her şeye rağmen çok umutluyum. Burada olmak benim için çok önemli. Ben bu topraklardan uzakta mutlu olamıyorum çünkü. Sürgün yıllarımda da hep bunu söyledim. Kendimi oralarda hiç yerleşik hissedemedim.

     

    Çok önemli bir sanatçısınız. Aslında bütün dünyada kariyerinizi sürdürebilirsiniz. Ama siz geri döndünüz. Uzun yıllar Diyarbakır’dan uzak kalmıştınız. Ülke dışındayken de “kimse benden Diyarbakır lehçesini alamaz” diyordunuz. Uzaktayken Diyarbakırlılığı nasıl yaşadınız?

     

    Allah hiçbir Diyarbakırlıyı Diyarbakır’dan uzak yaşayacak kadar uzaklaştırmasın. Diyarbakırlıyım ama 21 sene Amerika Los Angeles’ta yaşadım. 2000 yılında bir stüdyo kurdum orada. Stüdyonun dört bir tarafı Diyarbakır resimleri ile Ahmet Arif’in, Yılmaz Güney’in, Şeyhmus Diken’in, Hrant Dink’in resimleri ile donatılmıştı. Küçücük bir Diyarbakır’da yaşadım.

     

    Peki, Aram Tigran’ın fotoğrafı yok muydu?

     

    Doğru. Ama tekrar gidince onun da fotoğraflarını asacağım. Ama Aram Ahparig’in kasetlerini de koydum oraya.

     

    Kendisiyle hiç oturdunuz mu?

     

    Evet, iki kez. İlk defasında benden cümbüş çalmamı istedi. Ben tabii cesaret edemiyordum onun karşısında çalmaya. Fakat otoriter bir insandı. karşı koyamadım ve çaldım. Beni kutladı.

     

    Los Angeles’ta çok geniş bir Ermeni kolonisi yaşıyor. Oradaki Ermeni kolonisinin Anadolu toprakları ve Anadolu halkı ile ilişkisi nasıl? Diyarbakır özlemi hâlâ sürüyor mu Diyarbakırlı Ermeniler’de?

     

    Dünyanın her yerindeki Ermeniler bizim bu topraklardan gitmişlerdir. Hepsi bu toprakların çocuğudur. Hatta Amerika’da doğmuş büyümüş çocuklar Türkçe konuşuyorlardı. Anadolu’ya bakışları çok sıcaktı. Diaspora Ermenilerinin büyük çoğunluğu Ermenistan’da. Yaklaşık 2 milyon kişi ise Rusya’da yaşıyor. Los Angeles’ta da bir milyona yakın Ermeni yaşıyor. Yani bütün Kaliforniya’da. Bana Amerika’ya giderken bazı arkadaşlarım “Avrupa neyse de, orası çok uzak, orada aç kalırsın, bizim yemekleri bulamzsın” demişlerdi. Anadolu Ermenileri’nin yaşadığı  yerde kavurma, meftune, mumbar, olmaz mı? Kürtçe ve Türkçe olmaz mı?  Yani vatan toprağından başka hiçbir şeyin özlemini çekmedik, çünkü her şey vardı. Anadolu Ermenisi dünyanın neresine giderse gitsin aynıdrı. Bu aslında biraz kültür ve toprak meselesi. Bir insanı memleketinden çıkarabilirsin ama o insanın içerisinden o memleketi asla çıkaramazsın.

     

    Los Angeles’taki yaşamınızın ardından tekrar Amed’e (Diyarbakır) geldiniz. Çocukluğunuzu geçirdiğiniz Sur’un yıkılmış halini gördüğünüzde ne hissettiniz?

     

    Vax Mala Mine, evimiz başımıza yıkıldı tam anlamıyla. Bütün anılarımız, hatıralarımız, anne ve babamızın büyüdüğü yerler tamamen yıkılmış. Bütün hayatımız o taş evlerde geçti, yerle bir edilmiş. 420 tescilli ev yıkılmış. Bunu anlatacak bir kelime istiyorsan eğer annem öldüğünde nasıl dünyam başıma nasıl yıkıldı ise bugün de evimiz yıkıldığında yine dünyamız başımıza yıkıldı. (Ağlamaya başlıyor, konuşamıyor, duraklıyoruz.) Benim bir oğlum oldu, ona vefa borcu ödemek için Aram Tigran adını koydum. 21 aylık oldu. Onu kendi kilisemizde vaftiz etmek istiyordum. İstesem dünyanın her yerinde kilisede vaftiz ettirebilirim ama ben kendi kilisemizde olsun istedim. Olamadı. Onca emekle restore ettirdiğimiz Surp Grigoros kilisemiz yıkıldı. (Yine ağlamaya başlıyor, bekliyoruz.)

     

    Babanız puşi üretiyormuş. O zaman puşinin toplumdaki anlamı neydi? Sonradan farklı bir anlam kazandı çünkü, hatta politikleşti. Puşi taktığı için hapse girenler bile oldu. O zamanlar nasıldı işlevi puşinin?

     

    Ben Diyarbakır’da doğdum. Aslında puşinin anlamı senin söylediğin gibi değildi eskiden. Özellikle köylü kadınlar başlarına sarardı. Çoğunluğu da ipek dokumaydı. Çoğunu da rmeni Ustalar yapar, ipek işleme yaparlardı. Ala rengin olurdu. Çeşit çeşit işlemeleri puşi tezgahlarında babam dokurdu. İpeğin kokusu çok güzeldi, şimdiki puşiler çakma. Babam puşinin son ustası ben ise son çırağıyım. Mesela kırmızı renk nar kabuğundan elde edilirdi. Diyarbakır’da kimse nar yedikten sonra kabuğunu atmazdı. Getirirdi, boya çıkarılırdı.

     

    Diyarbakır’ın birçok zanaatkarı Ermeniydi. Mesela bakırcısı, kalaycısı, fırıncısı… Onları hiç diasporada gördünüz mü. Ya da burada karşılaşıyor musunuz?

     

    Enteresan bir şey anlatayım size. Babamın bir kalfası vardı adı Minas’tı. Hugas ile Minas kardeşti. Minas babamın puşi kalfasıydı ve puşi dokurdu.

     

     

    Neredeydi dükkanın?

     

    Lalebey’de. Halter çalışırdı Minas. Her bir kolu Herkül gibiydi. O zaman ben 4-5 yaşındaydım. Büyüyünce de o iki korkusuz kardeş sürekli anlatılırdı. Yıllar sonra ben bir Ermeni restoranında program yapıyordum. Patron geldi dedi ki “Seni duymuşlar, ‘Diyarbakır’ın Ermenice türkülerini, eserlerini Kürtçe ve Türkçe okuyormuş, dinleyelim’ demişler”, patron “masalarına falan gidersin” dedi, bunlar geldi gece, 1’e, 2’ye kadar beni dinlediler. Programım bitti, patron yanıma geldi dedi ki “Ya bu masa Beyrut’tan gelmiş, Diyarbakırlılar. Masalarına git bir kadeh falan iç” dedi. Ben de “niye olmasın” dedim. Malzemelerimi topladım, gittim oturdum. Sonra ben “Diyarbakır’ın neresindensiniz?” diye sordum. Onlar da bana “Sen tanımaz, bilmezsin” dediler. “Puşi yapardık, puşicilik yapardık” dediler. Yaşlanmış ama vücudu hâlâ yapılı. Ben de “isminiz ne Ahbarig?” dedim. O da “benim ismim Minas” dedi. Dedim ki “Hugas’ın kardeşi Minas mı?” “Evet” dedi. Başından su dökersin ya aynen öyle oldu bana. (Yine ağlamaya başladı.) “Sen nereden biliyorsun?” dedi. Ben de “Minas deyince aklıma iki efsane kardeş geldi” dedim. “Sen kimsin?” dedi. Ben de “puşici  Kekê Yako’nun (Yakup) oğluyum” dedim. Başladı ağlamaya. “Sen hangisisin?” dedi. “Ben Yervant” dedim. “Abin az üstüme işemedi onu eve götürürken” dedi. Sonra “baban ne oldu?” dedi. Ben de “trafik kazasında öldü” dedim. İstanbul’da ölmüştü. Yani o gün sabaha kadar oturduk, Diyarbakır’ı anlattık.

     

    Anne ve babanızın ilişkisi nasıldı?

     

    Her zaman diyorum, yeryüzünde Leyla ile Mecnun, Kerem ile Aslı’dan sonra birbirini seven iki âşık varsa, o da annem ve babamdı. Aralarında çok iyi bir aşk vardı. Saygı, emek. Yani dünyanın en yakışıklı adamını getirsen, annem “babanın güzelliği hiç kimse de yok” derdi. Babam 23 Nisan 1992′ öldü. Aradan 25 sene geçti ama annem 25 senedir babamı sayıklıyordu. Bir oğlum var, Aram Tigran, babama çok benziyor. Dedim ki “ana torunun aynı babama benziyor.” Dedi ki: “He valla babana benziyor ama baban daha güzeldi”, yani o kadar çok seviyordu babamı.

     

    Anneniz hastalandığında Diyarbakır’da defnedilmek istemedi. Bunun nedeni neydi?

     

    Annem babamı çok sevdiğinden dolayı yanına defnedilmek istendi. Beni “kocamın göğsünde defnedin” demişti. Ben de vasiyetini kırmak istemedim.

     

    Anadolu topraklarında bir yüzleşme ve halklar arasında bir barış olacağına inanıyor musunuz? Bütün o kıyımlar, katliamlarla hesaplaşılacak mı?

     

    Ben Diyarbakır’da Devlet Klasik Türk Müziği Korosu’nda ses ve ud sanatçısıyım. Önceki Kültür Bakanı, çok sevdiğim Ömer Çelik, twitter’dan bir paylaşım yapmıştı. “Topraklarımızın ses sanatçısı Udi Yervant, bu topraklar seni istiyor” demişti.  Ben de geri döndüm, döndüğümde bakanın başdanışmanı İbrahim Sarıtaş ve Müsteşar Nihat Gül yanıma geldi. Ben yaptıklarımı anlattım,  onlar da bana “Biz senin ne yaptığını biliyoruz, ama sadece müziğini değil, bir barış elçisi olmanı da istiyoruz” dediler. Ben de ilk kez  Devlet Klasik Türk Müziği’nde Ermenice okuyan sanatçıyım. O dönem zaten çözüm süreci vardı. Çok rahat bir bir süreçti. Ama bu süreç bir şekilde baltalandı. “Bir daha barış olur mu?”, sorusuna geri dönersek,  ben her zaman bardağın yarısına dolu dedim.  Çünkü boş dersem biterim. O yüzden hiç umudumu kaybetmek istemedim, ben yine de “umutla yaşayalım” derim.

     

    Ud çalarken ne hissediyorsunuz?

     

    Ud, benim annem, babam ve Diyarbakır’ım gibi. Alıp da beraber uyuduğum sevgilim gibi. Bununla bütün bestelerini yaptım. Bütün bestelerimi de zaten bu  topraklar için, doğup büyüdüğüm yer için yaptım.

     

     

    20170908_150739

    Siyaset sizin için ne ifade ediyor?

     

     

    Ben siyasetçi değilim. Bir Diyarbakırlı siyasetten uzak olamaz ama, ben diyorum ki siyaseti siyasetçiler yapsın. Fakat bunu da insani yapsın. Yani bir Ermeni cenazesinde bir Müslüman’ın, Yahudi’nin de olduğu bir siyaset olsun.

     

    Bundan sonra müzikteki hedefleriniz nedir?

     

    Dedim ya ben buraya bir barış elçisi olarak getirildim. Büyük bir hedefim vardı müzik alanında. Amerika’da 13 CD yaptım, içerisinde her dilden eserler vardı. Benim de isteğim Diyarbakır’a döndüğümde bunları yapmaktı. İlk döndüğümde Devlet Tiyatrosu’nda Ermenice okudum, fakat dört senedir hiçbir şey yapmadım. Buna artık “senin tembelliğin” mi dersiniz, “ortam mı dersiniz” bunun cevabını ben kendime, siz de kendinize sorun.

     

    Söyleşimize başlamadan önce konuşurken Kardeş Türküler’den bahsettiniz. Genç sanatçıların size karşı ilgisi nasıl?

     

    Çok sevilen bir sanatçıyım. Çalışma alanlarında da bütün arkadaşların bana ilgisi büyük.

     

    Son olarak eklemek istediğiniz var mı?

     

    Topraklarımızın barış ve sevgiye ihtiyacı var. Sevgiye herkesin ihtiyacı var. Analar ağlamasın.

     


    Yorumlar



    İlgili Haberler