• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Tuana-2

    Ellerim diyordum, bin asırdan daha fazlasına tanıklık eden insanoğlunun elleri bunu yaşamamıştı, diyordum. İnsanoğlunun arasında en yüce hazza erişme imkânına sahip olduğum için kendimi kutluyordum. Eminim benden önceki nesillerde yaşayanlar, eğer benim bu anıma bir yerlerden tanıklık ediyorsa şu an benim yerimde olmak için her şeylerini vermek isteyeceklerdi. Bilirsiniz, hiçbir şeyi olmayan insanların da verecek bir şeyleri vardı. Duyguları vardı, enerjileri vardı, sevgileri vardı, nefretleri vardı. Şu an hiçbiri umurumda değildi, mutluluktan saçmalamak bu olsa herhalde diyordum.
    Elleriyle dirseğimden tutup kalkmak istedi. Tekrar yatıp bir eliyle ensemden başımı aşağı çekerek dudaklarımdan öpmeye başladı, tavşan dişlerine değen dilim nispet yaparcasına vücuduma uyarılarda bulunuyordu. Bünye serotonin salgılamaya başlamış, nefes borusu ağzının içinden gelen içki kokusuyla kanımın daha yavaş akmasını sağlamıştı. Başımı kaldırıp gözlerine baktım, tekrar eliyle ensemden tutup başımı çekti. Bu kez birbirimizin dilini koparacak boyutlara ulaştık, vakum yapan birer pompa gibi sırayla ağzımızdan dillerimizi çekiyorduk.
    Bünyenin uyarılmasını fırsat bilip tüm vücudunu yatağa değmeyecek şekilde üstüme hapsettim. Tek vücuda dönüşmüş bir canavar gibi birbirimizi soymaya başladık. Elbisesinin altında en ünlü ressamların dahi çizemeyeceği, eğer bir tanrı varsa onun bile hayaline sığmayacak bir vücutla karşılaşmıştım. Şimdi bana muhalefet olup “Dali çizerdi,” diyeceksiniz, geçiniz efendim, Picasso?! Şeytan görsün yüzünü! “Klimt diyeceksiniz, “o ayyaşı bir kenara bırakın lütfen,” diyeceğim. Tanrı bile bu şaheser karşısında sinirinden bir yerlerde kıyamet koparabilirdi.
    Dokunurken nefesimin kesildiğini hissediyorum, dudaklarımın içiyle kaburgalarını ıslatırken iniltileri beni motive ediyor. Sutyenini çıkarmaya çalışmadan önce kendimi tembihliyorum, heyecanını komodinin üstüne bırak ve birinci denemede çıkar, diyorum. Öyle oluyor, mütemadiyen o an Highworks’deki at yarışlarında en kötü ata bahis yapsam, onun bile ayakları düz basacak ve zengin olacağım. Öyle bir şans var üzerimde.
    Çırılçıplağız. Odaya iki kişilik rezervasyon yapmamıza rağmen o ana kadar hiç iki kişi olmamış gibiyiz. Birbirimizin gölgesi bile aynı hareket ediyor. Sevişiyoruz, ara ara kasılıyor, büyük kasılmalar geçiriyor. Kendisini tutamadığı için af diliyor, “merak etme,” diyorum ve tekrar sevişiyoruz. Defalarca sevişiyoruz, hiç bitmeyen bir arzuyla sevişiyoruz. Uykuya ihtiyacımızın olduğunu anlayınca oda rezervasyonunun hakkını verip yatağı iki kişilik zapt ediyoruz. Zeytin gözlerin tedirginlikle beni sezdiğini fark ediyorum, bir süre sonra uyku ağır basıyor ve uyuyorum.
    Uyandığımda kan ter içinde bir odada yalnız olduğumu fark ediyorum. Uykuya dalmadan önceki odaya çok benziyor, otel odasında olduğu anımsıyorum. Banyoya yönelip Tuana’ya bakınıyorum, yok. Ağır bir yoksunluk kaplıyor, tüm duyguların, düşüncelerin, yaşamsal fonksiyonların merkeziyetine Tuana yerleşiyor. Ruhum, dün gece bizi gıptayla izleyen huzursuz ruhlara katılıyor. Daha fazla odada kalmadan aşağı atıyorum kendimi, yedinci kattan 15 saniyede asansörle lobiye iniyorum. Oda kartını resepsiyona teslim ederken görevli sesleniyor; “ödeme yapmadınız efendim” diye. Yanına yaklaşırken üç günlük fiyat listesini önüme koyuyor, ben dün gece geldim bir yanlışlık olmalı diye itiraza başlarken, “üç gündür odadan hiç çıkmadınız efendim,” diyor. Dün gecenin bir rüya mı yoksa gerçek mi olduğu karmaşasında hesabı ödeyip otelden ayrılıyorum…


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları