• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Türkiye karanlıkta : İHEB’nin 72. yıl dönümünde neredeyiz ?
    Türkiye karanlıkta : İHEB’nin 72. yıl dönümünde neredeyiz ?
    6 Aralık 2017 14:54
    Font1 Font2 Font3 Font4
    Bu Haberi Yazdır

    Bu hafta, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 72’nci yıldönümü. Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 50 ülke tarafından 1945 yılında kurulan Birleşmiş Milletler tarafından oluşturulan bir komisyonun hazırladığı İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, bundan 72 yıl önce 10 Aralık 1948 tarihinde Genel Kurulca kabul ve ilan edildi. Türkiye bu beyannameyi 6 Nisan 1949 tarihinde onayladı.
    Nedir bu “insan hakları” denilen haklar acaba? Yenilir mi, yutulur mu? İki yüzyılı aşkın bir geçmişi var bu işin. Eski çağlarda insanlar renklerine, din, dil, ırk ve cinslerine göre sınıflandırılıyordu. İnsanlar ağır eşitsizlik koşullarında yaşıyor; bir eşya gibi alınıp satılıyor, efendilerine karşı geldiklerinde ölüm cezasına ve insanlığa yakışmayan baskı ve zulümlerle karşılaşıyordu. Fransız İhtilali’nden sonra toplanan Kurucu Meclis, bir “İnsan ve Yurttaşlık Hakları Beyannamesi” hazırladı. 4 Temmuz 1776 ABD Bağımsızlık Bildirgesi’nden de esinlenen 17 maddelik bu beyanname, 1791 Fransız Anayasası’na önsöz olarak eklendi.

     

     

    Birleşmiş Milletler’in İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi hazırlanırken daha önce hazırlanan beyannameler esas alındı. İşkence yasaklandı. Toplantı ve dernek kurma hürriyeti vurgulandı. Konut dokunulmazlığı, seyahat hürriyeti, kadın erkek eşitliği, işçi hakları, dinlenme hakkı, eğitim, kültür ve demokrasi kavramlarına beyannamede yer verildi.
    Türkiye, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ni hazırlayan ve ilk imzalayan 46 ülkeden biridir ama uygulayan bir ülke midir? OHAL’in de ilanı ile birlikte sadece imzaladığımız bir kağıt müsveddesi rolünü gören bu beyannamenin başlangıcında, “İnsan haklarını göz ardı etmenin ve hor görmenin, insanlığın vicdanında infial uyandıran barbarca eylemlere yol açtığını ve insanların korku ve yoksunluktan kurtulması, konuşma ve inanma özgürlüğüne sahip olacağı bir dünyanın ortaya çıkmasının sıradan insanların en yüksek özlemi olarak ilan edilmiş bulunduğunu, insanın zorbalık ve baskıya karşı son çare olarak başkaldırmak zorunda kalmaması için insan haklarının, hukukun egemenliğiyle korunmasının önemli olduğunu…” bahsederken, temel hak ve özgürlükleri temele oturtan demokratik bir devletten söz eder. Bildirinin 3. maddesi “Herkesin yaşama hakkı ile kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı vardır.”; 18. maddesi “Herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne hakkı vardır; bu hak, din veya inancını değiştirme özgürlüğünü ve din veya inancını, tek başına veya topluca ve kamuya açık veya özel olarak öğretme, uygulama, ibadet ve uyma yoluyla açıklama serbestliğini de kapsar.” der.
    Bugün Türkiye’de azınlıkların yaşama hakkı ve güvenliği var mıdır? Evleri işaretlenen Alevi vatandaşların bugün yaşam hakkı tehlikede. 5. maddesi,” Hiç kimseye işkence ya da zalimce, insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele ya da ceza uygulanamaz.” derken zorla kaybedilenler ya da kaybetme girişimine maruz kalanların sayısının 14, işkence ve kötü muameleye maruz kalanların sayısının ise 480 olduğu ifade ediliyor. Bugün binlerce KHK’lı sivil ölüme terkediliyor. Kurulan OHAL inceleme komisyonundan tek bir karar çıkmıyor…
    Bildirinin 9. maddesinde, “Hiç kimse keyfi olarak yakalanamaz, tutuklanamaz ve sürgün edilemez.” ifadesi yer alır. Keyfi olarak tutuklanan, yakalananların sayısı bini aşkın. Hiçbir yargılama yapılmadan, yapılsa dahi uydurma suçlarla kodeste yer verilenlerden biri Ahmet Şık. 2011 yılında FETÖ’nün polis içindeki örgütlenmesini anlattığı ‘İmamın Ordusu’ başlıklı kitabını baskıya hazırlarken tutuklanarak 1 yıl 1 hafta cezaevinde kalıyor, basılmamış kitabı toplatılıyor. Polis ve adliyede örgütlü FETÖ’cüler tarafından açılan Odatv davasının sanığı olan Şık, diğer gazetecilerle birlikte ancak Nisan 2017’de beraat ediyor. Şık, FETÖ’cülerin hazırladığı kumpas davasında beraat ettiği duruşmaya getirilirken yine tutukluydu. Üstelik Şık için tutuklama gerekçesi “FETÖ ve PKK propagandası yapmak”. Keyfiyet değil de nedir?

     
    19. madde “Herkesin kanaat ve ifade özgürlüğüne hakkı vardır; bu hak, müdahale olmaksızın kanaat taşıma ve herhangi bir yoldan ve ülke sınırlarını gözetmeksizin bilgi ve fikirlere ulaşmaya çalışma, onları edinme ve yayma serbestliğini de kapsar.” diyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi raporuna göre, ifade özgürlüğü ihlalinde Avrupa’da birinciyiz.
    2017 yılının ilk 8 ayında 1924 kişi yaşamını yitirdi. Ölümlerde ilk sırayı 1119 ile iş kazaları alıyor. Buna göre silahlı çatışmalarda 118 asker, 269 militan, 5 polis, 11 korucu, 1 sivil olmak üzere 404 kişi; kadın cinayetlerinde 234, örgüt saldırılarında 74, yargısız infaz, dur ihtarı, rasgele ateş açma olaylarında 48, polis-asker araçlarının neden olduğu olaylarda 20, intiharlar ve kuşkulu ölümler 11, cezaevinde ölümler 8, gözaltında ölüm 1, kara mayını sonucu 5 olmak üzere, 1924 kişi yaşamını yitirdi. Temel insan haklarının sistematik ihlalini aşan, saldırı boyutuna varan uygulamalar, başta cezaevleri olmak üzere yaşamın her alanında ağır saldırı altında olan insan hakları ve insanlık onuru bugün siyasi iktidar tarafından hiçe sayılıyor. 1990’larda “zorla kaybetmenin” tekrar gündeme getirilerek 2017 yılının ilk 8 ayında 14 kişi zorla kaybediliyor ya da kaybedilmek isteniyor.

     
    Bugün insan haklarına ilişkin en temel hakları yerine getiremeyen 21. yüzyıl Türkiyesi’nde Ortaçağ’ı yaşıyoruz. Monarşilerde hakim olan Ortaçağ’ı, biz “Demokrasi” adı altında yaşıyoruz. Sahi, imzacısı olduğumuz bu bildirinin 72 yıl sonra neresindeyiz? Hükümetin iddialarına karşın “insan hakları” manzaramız hiç de iç açıcı değil. Gerçek anlamda insan hakları, toplumsal eşitsizlik ortadan kalktığında gerçekleşecektir. Türkiye’nin bu karanlıktan çıkmasının tek yolu ulusal ve uluslararası hukuki belgeleri kendine yol edinmiş bir model izlediğinde aydınlığa çıkacaktır. İnsan, haklarıyla insandır.


    Yorumlar



    İlgili Haberler