• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Türkiye, uçurumun tam kenarında

    Türkiye, önü alınamaz ciddi bir riske, yeni bir maceraya doğru adım attı. İktidarın iç hâkimiyetini korumasının bir yolu da şu veya bu biçimiyle yanı başımızdaki savaşa müdahil olmasına bağlıydı. İçerideki şiddet ortamını büyütmek için bir Meclis iznine, bir tezkereye gerek yoktu. Hileli, gayri hukuki, halkların iradesini hiçe sayan bir seçim ile iktidarı ele geçirmek yetiyordu. Bunun adımı 7 Haziran 2015 seçimlerinden hemen sonra atıldı. MHP’nin açık desteği, CHP’nin ise bir yandan statükoyu koruma, diğer yandan HDP’yi siyaset zemininin dışına itme politikası, iktidarın ilk nimeti oldu ve nihayetinde AKP hükümeti 1 Kasım seçimleri ile iktidarı yeniden ele geçirdi, hükümeti tek başına kurdu.
    Çok geçmedi, beklenen oldu. Daha 7 Haziran seçimleri öncesinde MGK’larda alınan kararlar etkisini gösterdi, içerdeki şiddet her geçen gün biraz daha büyüdü. İktidar, şiddeti büyütmek, demokratik olmayan yöntemleri tüm topluma dayatmak için 15 Temmuz’un ‘lütfunu’ da kullandı.
    15 Temmuz, iktidarın ısrarla yaşama geçirmek istediği Suriye savaşına müdahilliği sağlamak için de bir ‘lütuf’ oldu. Tüm olanaklar iktidarın ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın lehineydi.
    MHP’nin Kürt düşmanı kör faşist aklı ile CHP’nin bir türlü kurtulamadığı ‘Kürt anasını görmesin’ aklı bu süreçte Erdoğan’ın en büyük desteği oldu.
    Artık sıra Suriye savaşına aktif müdahillikte…
    İktidar, ordu içindeki tasfiyeler sonrasında artık bunu da yapabilecek durumda. Meclis desteği ise iktidarın canına minnet. Maşallah, iktidarın yediği önünde yemediği arkasında…
    Meclis desteğinde MHP ve CHP yine şaşırtmadı. Her iki partinin de desteğiyle hükümet, tezkereyi hiçbir sorun yaşamadan Meclis’ten geçirdi.
    Biliyoruz, 2015’in 1 Kasım’ından bu yana yaşananlar nisbi de olsa demokratik bir süreç değil. Ülkede 1 Kasım ve 15 Temmuz darbelerinin ürünü olan bir hükümet var. Darbe ürünü hükümete CHP ve MHP statükoyu koruma adına, elbet ‘devlet aklına’ da biat ederek destek verdiler. Bu arada ülkeyi Pakistan’dan beter edeceklerini de görmezden geldiler.
    İktidarın umurunda değil. Ülke Pakistanlaştıkça iktidar kalıcılaşabilir, korunabilir. Görünen o, Ana Muhalefet CHP ile AKP’nin Yozgat şubesi gibi davranan MHP, bu akıldan dönüş yapabilecek kabiliyet ve cesarete de sahip değiller.
    Çok yazıldı, çok uyarıldı. Bu uyarıları yapanlar, ülkeyi Pakistanlaştıracaksınız diyenler, geri dönülmez yola girilmemesi için yazanlar çizenler şimdilerde ya hapiste, ya kaçak. Yine de sözlerini söylüyorlar ama ne kadarı halka ulaşıyor, orası şüpheli.
    İdlib savaşının dengelerine bakın, ne olacağına siz karar verin.
    Türkiye, bu girdaptan çıkabilir mi?
    Türkiye’nin dostu, Heyet Tahrir Şam’a yani El Nusra’ya karşı Türkiye’nin yanında savaşan Ahrar-ul Şam’ın lideri Hasan Suffan’ın açıklaması şöyle:
    “Türkiye Suriye halkının dostudur ve müttefikidir. Rusya ise katliam yapan bir katildir. Rusya ile bir ittifak asla söz konusu olamaz.”
    İyi de, Türkiye İdlib’e Rusya’nın onayı ve ABD’nin desteğiyle gidiyor.
    Bir de Heyet Tahrir Şam’ın yani El Nusra’nın açıklaması var:
    “İşgalci Rusya’nın yanında duran gruplar şunu iyi bilsinler ki, İdlib onların gezip tozacağı bir yer değildir. Cihad ve istişhad aslanları onları gözetlemektedir. Anasını evlatsız, çocuklarını yetim, eşini dul bırakmak isteyenler oraya ayak bassın.”
    Halep’ten şerbetli El Nusra, açıklamadan da görüneceği gibi öyle kolay teslim olacak gibi durmuyor.
    Tabi bir de Türkiye’nin asıl niyetini ifade eden haberler var. İşte Yeni Şafak’ın haberi:
    “Bölgedeki muhalif grupların refakatiyle terör örgütü PKK/PYD’nin sınır mevzilerinin yer aldığı Saman Kale bölgesine giden 3 araçlık Türk konvoyu 8 saat boyunca içeride kaldı. Daha sonra bölgenin hemen güneyindeki Dar ed-Izze’ye geçen Türk heyetine PYD’li teröristlerce saldırı düzenlendi. Afrin güneyindeki PYD’li teröristlerin top atışı, Türk heyetinin 200 metre yakınına düştü. Saldırıda can kaybı ya da yaralanma olmadı.”
    Bu, iç kamuoyunu hazırlama, daha açık bir deyimle Afrin işgaline zemin oluşturma girişiminden başka bir şey değil. Haber ısmarlanmıştır ve yazılmıştır. Bugünlerde benzer çokça haberle karşılaşacağımız da aşikar.
    İktidar, İdlib savaşı ile Türkiye kamuoyunu ikna edemeyeceğini biliyor. Bu nedenle iktidar ne yapıp edip Afrin’i de işgal etmenin yollarını arayacak. Ancak Afrin’in işgali, bölgede radikal dinci grupların güçlenmesi anlamına gelir ki bunu ne Rusya, ne de ABD ister. Böylesi bir tablo, Rusya ve ABD’nin İdlib’in radikal dinci gruplardan temizlenmesi amacıyla Türkiye’ye biçtikleri rolün aksamasına da neden olur. Bu bölgeye yönelen bir kesimin ayrıca Afrin’den Kamışlo’ya uzanan hat üzerindeki onbinlerce silahlı Kürt gücünü de hesaba katması lazım. Bu bölgeler, artık birilerinin öyle “bir gece ansızın gidebilecekleri” bir coğrafya değil.
    Tüm çabalara rağmen ne yazık ki uyarılar kar etmedi.
    Kör faşizm, ulusalcı nasyonalist akıl ve iktidarın koltuğu terk etmeme, erki elden bırakmama hırsı bir araya geldi ve Türkiye’yi uçurumun kenarına kadar sürükledi.
    Uçurumdan yuvarlanmaya ramak kaldı.


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları