• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Türkiye’de Başkalarıyla Konuşmak Bilimdir

    Geçtiğimiz hafta ABD Başkanı Barack Obama, Miami de küresel ısınmayla ilgili bir konferansa katıldı. Konuşmasının belirli bölümleri bu hafta küresel ısınma karşıtlarının hazırladığı bir belgeselde yayımlandı. Obama’nın ilk cümlesi; “Küresel ısınmaya sadece biz engel olabiliriz” diye naif ve bir o kadar da iki yüzlüydü.
    Küresel ısınmanın dinamosu ABD’nin, başkan pozisyonundaki kişisi, belki de konferansa katılanlara bir itirafta bulunarak; “Her şeyin farkındayız, dünyayı yaşanmayacak hale getiren bizleriz” mesajını veriyordu.
    Hatayı kabul etmek, özür dilemek, bilmiyorum demek bizim toprakların iklimine uyan bir meyve değildir. Bizim gibi Ortadoğu’da hayatını idame ettiren insanlar için ilk başta bu cümle çok dokunaklı ve Obama’ya hakkaniyetli yaklaşmamız için bir ışık olabilir. Ancak, yine Ortadoğululuk kanı ağır basacak ve birkaç dakika sonra tüm dünya liderlerinin hatta ve hatta tüm politikacıların yalancı olduğunu düşünüp, günü kurtarma peşinde olduğuna kendimizi inandıracağız.
    Elimdeki pergelle kıskaca aldığım Ortadoğu haritasında iç açıyı biraz daha daraltarak Türkiye’yi mercek altına alıyorum.
    Son on beş yılda ülke idaresini hemen hemen yarı yarıya seçmen karşılığında alan hükümet yetkililerinin, bugüne kadar özür dilediği veya itirafta bulunduğu herhangi bir konuşmaya denk gelmediğimi görüyorum. Mercek altına alıyorum, sözünü kullanınca, hatırda kalandan daha ileriye gitmek gerekiyor. Enformasyon çağının nimetlerinden yararlaranak internetteki arama motorlarına başvurdum. Sonuç; (elbette) hüsran.
    İş kazaları, kadın cinayetleri, terör eylemleri ve terörle mücadele adı altında resmi kayıtlara göre 300 binden fazla kişi hayatını kaybetmiş. Bazısı fıtratından ötürü, bazısı kocasına sadık olmadığından ve bazısı da henüz vatan olamamış toprak parçasını kanıyla boyamaya meylederken hayatını kaybetmiş. Ancak hiçbirinin hayatı resmi kurumlar tarafından sorumluluk altına alınmamış, hükümet yetkilileri tarafından hata olgusu literatüre geçmemiş.
    Dostoyevski, tam yüz elli yıl önce Rusya halkları için önemli bir cümle kurmuş; Rusya da başkalarıyla konuşmak başlı başına bir bilimdir. Bugünlerde Rusya ne durumda bilmiyorum ama ülkemiz için bu cümlenin önemi anlaşılsa, Milli Eğitim Bakanlığı ilkokul seviyesindeki tüm kurumların eğitim müfredatına bu sözü anlamak ve kavramak üzerine düzenlemeler yapardı.
    Nitekim ‘ben bilirim’ci üst akıl, kibir ve hamasetiyle her yanlıştan kendine doğru biçerken, halk arasında travması yüksek olayların ardından güvensizlik boyutu istemeyeceğimiz boyutlara ulaştı. Ölümde, savaşta ve katliamda kazanan olmak, kabul etmeyen tarafın önce onurunu kırdı, ardından bu ülke halklarına onarılamayacak ağır ruhsal yaralar bıraktı.
    Bu yılın güven endeksi sıralamasında (126 ülkenin bulunduğu araştırma) Türkiye sondan dördüncü sırada. Ülkemizde insanların %96.6’sı, yani her yüz kişiden 96’sı birbirine güvenmiyor. Sıralamada Botswana’nın, Gana’nın ve Kamerun’un bile gerisinde kalan Türkiye’nin, iç ve dış politikasındaki yanlışlarının halkın yaşam koşullarını zorlaştırdığını, iş ve gıda ihtiyaçlarını arka planda bırakıp, hayatta kalma mücadelesi vermeye başlamasıyla güvensizliğin arttığı belirtiliyor.
    Listenin bir numarasında %3.8 gibi insanlararası çok küçük güvensizlikle Norveç geliyor. 2011 yılında Oslo yakınlarında bir adadaki terör saldırısında, 93 kişinin ölümünün ardından, “Ülkemizde daha fazla demokrasiye ihtiyaç var,” diyen, kin ve nefret tohumu ekmeyen bir başbakanın ülkesi.
    Yazının başında Obama’ya bir miktar hakkaniyet teslim ettiğimi belirtmeye çalışmıştım. Küresel sermayenin bir numarası olsanız da, bazen halklarınız için doğruları söylemek zorundasınız.


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları