• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Türkiye’de gazeteci olmak

    Pazartesi günü öğle sonrasında ve akşamüstü Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin düzenlediği “Türkiye’de Gazeteci Olmak, Gazeteci Ölmek” başlıklı paneldeydim. Çok sayıda gazetecinin katıldığı ve yine çok sayıda gazetecinin konuşmacı olduğu panelin iki oturumunda da önemli meseleler ele alındı ve çok doyurucuydu.

    Bu coğrafyada 1905’ten bu yana yüzün üzerinde gazeteci, devlet ya da devletin azmettirdiği kişi ve örgütler tarafından katledilmiş. Daha geçen hafta Hrant Dink suikastının 10. yıldönümü anmalarını yaptık, dün ise 1993’teki Uğur Mumcu suikastının yıldönümü anmalarını… Panelin ikinci oturumunda masanın bir ucunda Metin Göktepe’nin ablası Meryem Göktepe oturuyordu, diğer ucunda Nuh Köklü’nün karısı, yine bir gazeteci, Yurt gazetesi yazı işleri müdürü Sibel Köklü… Evet, ölüm bu ülkede gazeteciler için sık rastlanılan bir mesleki risk. Yani Türkiye’de gazeteci olmakla, gazeteci ölmek birbirine çok yakın duruyor. Öldürülmek, bizim meslekte vakai adiyeden.

    Tabii, Türkiye’nin şu döneminde gazeteci olma durumuna bakıldığında ‘gazeteci ölmek’ çift anlamlı oluyor. Yani bazı gazeteciler Türkiye’de özellikle de son dönemde fiziksel olarak sağlıklı ve hayatta olsalar da mesleki olarak öldüler. İdeolojik nedenlerle ya da ikbal uğruna çok sayıda gazeteci birkaç yıldır mesleğin temel ilkelerinden feragat ediyor ve iktidar propagandisti olmayı tercih ediyor. Yani gazeteci olarak bir anlamda ölüyorlar.

    Tabii bu yeni bir şey değil. 12 Eylül 1980 darbesinden sonra idam, infaz talep edenleri de gördük, 1990’ların şiddet ortamında kamuflaj üniformalar giyip helikopterle operasyon sahalarına inenleri de. Aslında tekil olarak  gazetecileri suçlamak da olmaz. Maalesef Türkiye’de sistem böyle kurulmuş. TGC’nin panelinde Aydın Engin’in de işaret ettiği gibi eskiden devlet ya da hükümet tekil gazetecileri satın alıyordu. Şimdi hükümet daha kestirmeden gidip gazete sahiplerini satın alıyor. Birçok gazeteci belki de ekmek parası için istemeden gazetesinin yayın politikasına ayak uyduruyor, oto sansürü içselleştiriyor.

    Bütün bunlar bugün gazetecilik kisvesi altında yapılanları aklamaz elbette. İhbarcılık, hedef gösterme gibi eylemler sadece gazetecilik mesleğinde değil, hayatın genelinde kabul edilebilir değildir. Bir insan meslektaşının ya da herhangi birinin ekmeğiyle nasıl oynar? Bütün bunlar bugünlerde çok sıradanlaştı. Kimi gazeteciler aynı meslekten olduğu iddiasındaki insanlar tarafından hedef gösterildikten sonra soruşturmaya uğradı, tutuklandı. Bir gazeteci bir gazetenin, bir televizyoncu bir televizyonun kapatılmasına nasıl sevinir?

    Şu son FETÖ operasyonlarına bakmak bile ders çıkarmaya yeter. Bundan birkaç yıl önce aynı ihbarcılığı yapan gazeteciler şimdi hapiste.

    Gazeteci her siyasi konjonktürde gazeteci kalabilmeli. Bunu yolu da hakikati  sahiplenmekten geçer.

    ishak köşe


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları