• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Türkiye’de gazeteci olmak…

     

     

    Ülkemizde son bir haftadır yaşananlara bakınca nereye yönünü çevireceğini hangi saçağa sığınacağını şaşırıyor insan.

    Hele bir de gazeteci iseniz işiniz daha zor. Çok zor.

    İktidarların hışmı pahasına gerçeğe ışık tutmak gibi bir vazifeye mahkumsunuz. Bir ülkede demokrasinin kat ettiği yolun metrajını anlamak istiyorsanız, önce medyanızı kontrol edin… Yanıt orada…

    Oldum olası hazzetmez iktidarlar basın özgürlüğünden. Siyasi entrikaların en kallavi halini bulursunuz medya mahallesinde. En çok da gazeteciler rahatsızdır bundan, yani öyle olmalıdır. Meslek etiği kavramı her meslekte geçerlidir ama basın etiği dediniz mi, bu başka bir şeydir. Sizin kaleminizden akan mürekkep binlerce, milyonlarca insanın kanına karışır çünkü. Sağlam bir etik duruşunuz olmalı, medya denilen kurtlar dünyasında ayakta kalmanız için… En çok da çelmeyi kendi meslektaşlarınızdan yersiniz. Hani ağaç seslenmiş baltaya “Balta beni kesemezsin ya, ne deyim sapın da benden!”

    Zor iştir gazetecilik. Aslında kendinizi, çizginin bu yanında, meslek etiği cenahında konumlandırdığınızda kimi zaman bedelleri ağır da olsa gönenç menziline ulaşmışsınız demektir.  Öyle iseniz gün olur mahkemeler, gün olur mahpushaneler, gün olur işsizlik yolunuzu gözler. Ama vicdanınız hep sizinledir.

    Bakar mısınız şuna, Cumhuriyet’in dokuz yazar ve yöneticisi tutuklandı. Gerekçe FETÖ ve PKK’ye destek çıkmak. Ya, kim inanır şimdi Murat Sabuncu’nun, Güray Öz’ün, Kadri Gürsel’in, Turhan Günay’ın ‘şucu’luğuna ‘bucu’luğuna… Düşüncelerine katılırsınız veya katılmazsınız, gazeteciliğin zirvelerine taht kurmuş insanlar bunlar.  ‘Şucu bucu’ olduklarından mı, ‘iktidarcı’  olmadıklarından mı tutuklandı şimdi bu gazeteciler!

    Kadri Gürsel’i kaç kez canlı dinlemişliğim var, neye inanıyorsa onu eğmeden bükmeden söyleyen, şu mu kızar bu mu köpürür, diye düşünmeden sadece doğru bildiklerini savunan mümtaz bir yazar. Turhan Günay Hoca ile yıllar önce Cumhuriyet Kitap’ta birlikte çalıştık. Stajımı yanında yapmıştım, sonra kısa bir süre daha yanında çalıştım Babı Ali’deki Cumhuriyet’in eski binasında. Çok şey öğrenmişimdir ondan. En çok da kişiliğinden… Edebiyatımızın arşivi gibi, derya denizdir. Yıllardır çıkarttığı kitap ekinde, kitaplarına yer verilen yazarlar çok ama çok şanslı sayarlar kendilerini. Öyle bir ekoldür Turhan Hoca.  Ama şimdi o da Silivri’nin soğuk hücrelerinde.  Tanıdığımdan söylüyorum, hiç de dokunmaz ona… Musa Kart’ın karikatürlerini yıllardır takip ederiz. Bir karikatüristi bir örgüte yamamanın hangi lisanda tanımı var!

    Olan şu, devlet yeniden yapılanırken suskun bir toplum istiyorlar. Ben bilmiyordum, geçen Ahmet Tulgar anlattı; Avrupa’da ilk geçit merasimi, yanlış anımsamıyorsam 16. Lui döneminde düzenlenmiş. Askerler hazır kıta şeref tribünün önünden geçerken, Lui yanındakine dönmüş ve şöyle demiş; “Şu askerleri çok seviyorum ya, bir de nefes almasalar…”

    Ama gazeteci gibi gazetecilerin kurşun asker olamayacağını, kurşun askerlerden de gazeteci çıkmayacağını anlatmak zor iktidar aklına.  Hasan Hüseyin ne güzel söylemiş, “Ama mümkün değil işte, bülbülün eti için öldürüldüğü bir ülkede sanatı zincire vuranlara meram anlatmak.

    Anlamayan anlamasın, tarih anlıyor ve en güzel bahçesine buyur ediyor ya onları; sonrası iyilik güzellik…

     


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları