• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    “Türkiye’nin er geç barışa dönmesi gerekiyor.”
    “Türkiye’nin er geç barışa dönmesi gerekiyor.”
    31 Mayıs 2017 13:36
    Font1 Font2 Font3 Font4
    Bu Haberi Yazdır

    Mehmet Kaya, Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi (DİTAM) Yönetim Kurulu Başkanı. Bölge’deki sosyal ve siyasal sorunlar ve öncelikle de barış süreci konularında önemli çözüm arayışlarına öncülük yapan, çalıştay, toplantı ve yayınlarla araştırmalarını destekleyen DİTAM, Türkiye demokratikleşme sürecinde değerli bir işlev gören bir sivil toplum örgütü.

    Aynı zamanda bir iş insanı olan ama sosyal sorumluluklarından taviz vermeyen Mehmet Kaya ile buluştum ve DİTAM ve barış hakkında sorular sordum:

    Biz sizleri tanıyoruz. Birçok unvanınızın yanı sıra Diyarbakır Ticaret Odası Başkanlığı da yaptınız. Şu an DİTAM’ın başkanısınız ama okurlarımız için soralım, Mehmet Kaya kimdir?

    Ben hayatım boyunca sivil toplum kuruluşlarında çalıştım. Şu anda Diyarbakır’da iki kimliğimle bulunuyorum; birincisi evet, geçmişte Eczacılar Odası başkanlığı yaptım 6 yıl kadar. Ticaret Odası başkanlığı yaptım 4 yıl kadar…Şimdi DİTAM ismiyle 2010’da kurduğumuz ‘think tank’ kuruluşunu elliye yakın gönüllü arkadaşımızla birlikte, dışarıdan hiçbir katkı almadan, tamamen kendi kaynaklarımızla proje destekli olarak yürütüyoruz ve Kürtler’in bu tür yapıları oluşturmasının zorunlu olduğunu düşünüyoruz. Herkes durduğu yerden bu sürece destek vermeli, DİTAM’ı bu çerçevede görmek lazım. Aynı zamanda iş adamıyım. Tamamen Diyarbakır’da yatırımları olan işadamı kimliğim de var. Mehmet Kaya derseniz, bir işadamı ve ‘think tank’ yöneticisi olarak da tanımlayabiliriz. 

    DİTAM olarak faaliyetleriniz hakkında okurlarımızı bilgilendirir misiniz biraz…

    Temel çalışma amaçlarının başında Kürt sorununun barışçıl yollarla çözülmesi, barışın sağlanması ile ilgili çalışmalar yapmak var. Bu çalışmaları üç dört başlıkta sıralarsak; Barış Ağı gibi projeler çerçevesinde yaptığımız çalışmalar var. Ayrıca Tigris Diyalogları adı altında siyasi aktörleri, özellikle batıdaki siyasi parti liderlerini Kürt aktörlerle karşı karşıya getirerek Kürt sorununun doğru algılanmasını sağlayacak mesajları onlar üzerinden vermek istiyoruz. Yani Kürt sorunundaki bilgi kirliliğini ortadan kaldırmak… Çalışmalarımızın temeli zaten bunlar. Diğer bir faaliyetimiz de yurt dışı temaslarımız olarak ifade edebileceğimiz, Kürt sorununu uluslararası çevrelerle tartışıp Kürt sorununun ve çözümünün gerçek anlamda ne olduğu ile ilgili çalışmalar yapmak. Böyle bir düşünce kuruluşuyuz biz.

    20170520_141140(0)

    Peki, şimdiye kadar kaç kez yurt dışı toplantıları yaptınız? Kimlerle görüştünüz?

    Çok çalışmalarımız oldu bizim. Bölgeden başlayarak Barış Ağı’na sivil toplum kuruluşlarını ortak ettik. Şu an sayı 70… Hedefimiz ise 100… Bu birinci projemiz. Bu sayıyı daha da artırıp Türkiye’nin batısındaki sivil toplum kuruluşlarını da bu ağın içerisine alacağız. Bundan önce de ana dilde sağlık hizmeti alamamanın hem insana hem de ülkenin maddi kaynaklarına verdiği zararları ortaya çıkartan bir çalışma yaptık. Ayrıca Türkiye’de sanki bölgeye sürekli teşvik veriliyor ve teşvikler sürekli heba ediliyor, gibi bir anlayış var. Bu anlayışının doğru mu yanlış mı olduğuyla ilgili, bölgede teşvikler ve kredilerin ne kadar etkin olduğuyla ilgili bir çalışma yaptık. 500 sanayici ile yaptık bu çalışmayı. Bunları da raporladık.

    Bunları kamuoyuna açıklıyorsunuz, değil mi?

    Tabii ki hepsini paylaşıyoruz. ‘Erkenevlilikler’ gibi oldukça fazla projemiz var. Onun dışında Tigris Diyalogları da bizim için önemli. Siyasi parti liderlerini davet ediyoruz Diyarbakır’a.  Diyarbakır’daki sivil toplum kuruluşları ve Kürt aktörlerle görüştürüyoruz onları. Selahattin Demirtaş geldi, orada yaklaşık dört saatlik bir toplantı yaptık. Sayın Kemal Kılıçdaroğlu geldi. Ak Parti’yi de sürekli davet ettik, hem başbakanı hem de bakanları… Ama henüz bir karşılık alamadık. Sanırım bir süre sonra onlarda geleceklerdir. Çünkü sorunu biraz da yerelde tartışmak gerekli. Her gelen siyasi lider de bunun böyle olması gerektiğine inandı. Bunu da devam ettireceğiz. Başbakan veya siyasi başkanlar seviyesinde olmasa bile süreç içerisinde bakanlar seviyesinde vs. bunu devam ettireceğiz. Biz Barış Ağı’nı çok önemsiyoruz. Hem Barış Ağı’nı geliştirecek hem de dünyadaki barış örneklerini bu sivil toplum aktörlerine gösterecek ve bu çalışmanın içine sokacak ikinci bir projenin üzerinde çalışıyoruz şu an.  Türkiye’deki bizim gibi düşünce kuruluşlarıylab(İstanbul merkezli) ayrıca Irak Kürdistan bölgesinin üç düşünce kuruluşuyla ortaklaşa ‘Ortadoğu’da Barış’ ismiyle,  Diyarbakır’da iki günlük bir sempozyum düzenleyeceğiz. Burada temel bakış açımız, Türk-Kürt birlikteliğinin bölgedeki barışa katkısını tartışmak. Orada yalnızca Türkiye’de yaşanan sorunla ilgili değil, aynı zamanda Güney Kürdistan’da Kürtler arasındaki sorunların neler olduğu ve nasıl çözülmesi gerektiğiyle ilgili iki günlük bir çalışma düşünüyoruz. Bu çalışmanın sonucunda bir öneri raporu, sonuç raporu çıkartıp siyasi paydaşlarla paylaşacağız. Bizim bütün bu çalışmalarımızda bir ‘sonuç çalışmamız’ vardır, bir hedefimiz vardır. Barış Ağı olarak ülkede çözüm sürecine yeniden dönülmesiyle ilgili ‘ne hatalar yapıldı geçmişte, neler yapılmalıydı, neler yapılmadı’yı bir rapor haline getirip hem taraflarla hem de kamuoyu ile paylaşacağız. Aynı şekilde ‘think tank’larla yapacağımız çalışmanın özünde de bu var. Burada da Ortadoğu’da bir Kürt-Türk çatışmasının nelere mal olacağı veya barışın neler sağlayacağı ile ilgili bir sonuç çalışmamız olacak.

    20170520_141121

    Güney Kürdistan’da Kürt birlikteliğinden bahsettiğiniz. Bir gelişme var mı o konuda?

    MERI diye Erbil merkezli bir düşünce kuruluşu var. Bu kararları onlarla birlikte aldık. Ayrıca Rudaw diye bir düşünce kuruluşu var, onlarla da görüştük. Bu düşünce kuruluşlarıyla orada bu sorunu tartıştık. Bu sorun sadece bizim ve Güney’deki düşünce kuruluşlarının tek başına yapacağı bir çalışma ile konuşulacak bir sorun değil. Türkiye’deki farklı kuruluşları da içine alacak bir çalışmanın daha doğru olacağına karar verdik. Geçen ay içerisinde öngörüşmeler yaptık. Öyle zannediyorum ki temmuz ayına yetişecek şekilde bu konferansları düzenleyeceğiz.

    Tekrar barış konusuna dönersek; barış meselesine öncelik veriyorsunuz. Bu süreçte barış konusunda bir umut ışığı görüyor musunuz?

    Ben umuttan çok zorunluluk görüyorum. Ne Türkiye ne de Kürtler, bu süreci bu şekilde çatışarak götüremezler. Türkiye’nin er geç barışa dönmesi gerekiyor. Kürt sorununu barışçıl yöntemlerle çözmek gerekiyor. Geçmiş deneyimler ışığında, bugün yaşananlara bakıldığında Türkiye’nin hızla bir duvara doğru gittiğini ben aklıselim siyasetçilerin gördüğüne inanıyorum. Her ne kadar bugün Ortadoğu’da bazı dengeler üzerinden günlük politikalar üretiliyorsa da bunun kalıcı bir politika olmadığını ve süreç içerisinde yeniden bir diyalog ortamının oluşmasının zorunlu olduğunu görüyorum. Evet, dönem dönem böyle atmosferler şiddet kokar ama biz geçmişte şunu gördük ki, en şiddetli ortamlarda bile Türkler de Kürtler de bir noktada yeniden sorunu konuşur pozisyona döndüler. Ben bunun da çok uzun süreceğine ihtimal vermiyorum. Çünkü Türkiye’nin Rojava politikasının bir yerde sonlandığı ve bir duvara tosladığı net olarak ortada. Şimdi Ortadoğu’da Kürt karşıtlığı üzerinden bir politikanın sonuç vermediğini, bu politikanın dünyadaki Kürtlerin yüzde 50’sinin yaşadığı Türkiye içinde de büyük sorunlara neden olacağını herkes görüyor. Türkiye bu süreci bu şekilde götüremez.Türkiye eğer kendi iç huzurunu sağlamak istiyorsa, kendi içindeki Kürtlerle barışmak, Ortadoğu’daki Kürt karşıtlığı politikasını da yeniden gözden geçirmek zorundadır. Suriye’de de şu anki yöntemler dışında yeni çözüm yöntemleri bulunmak zorunda. Bu da öncelikle diyalog, görüşme, müzakeredir. Bunun dışında bir yöntem yoktur. Bu süreç çok uzun sürmeyecektir.

    Siyasi parti liderlerini davet ettiğinizi ama AKP’den bir katılım olmadığını belirttiniz. Peki, çalıştaylarınıza AKP’den bir katılım var mı?

    Biz bölgede tarafsızlığımızla biliniyoruz ama sonuçta bir Kürt think-tank’iyiz.‘Tarafsız’ derken, ‘bağımsız ve tarafsız’ derken, bu bizim Kürt sorunundaki duruşumuzu değiştirmiyor tabii. Sonuçta Kürtlerin bu coğrafyada temel hak ve hürriyetlerinin olmasından ve bu sorunun barışçıl çözümünden yanayız; böyle bir çizgimiz var. Bunu onlar da görüyorlar. Bizim yaptığımız hemen hemen tüm çalışmalara Ak Parti’ye yakın, Ak Parti’de siyaset yapmış kişilerin veya Ak Parti’ye yakın sivil toplum kuruluşlarının da katılım var; davetimize icabet ediyorlar. Bence de bu doğru bir yöntemdir. Çünkü sorunun çözümünde hakikaten diyalog ve müzakereyi önemsiyorsak, karşı tarafın ne düşündüğünü, olaya nasıl baktığını, ‘çözüm’ derken ne anladığını bilmek gerekiyor. Özellikle Ak Parti’nin içinde çözüm isteyen çok sayıda sağduyulu siyasetçi ve sivil toplum aktörü olduğunu da biliyoruz. Bunların çalışmalarımızı alıp süreç içerisinde paylaştıklarını da görüyoruz, bunun geri dönüşlerini alıyoruz. Onun için bunu önemsiyoruz. Süreç içerisinde bu tür çalışmalara onların katılımını daha güçlü sağlayacağımızı görüyoruz. Tüm bölgedeki HDP’ye yakın sivil toplum kuruluşlarının, meslek örgütlerinin, işte İHD’nin, Baro’nun hemen hemen tüm toplantılarımıza katılımını sağlıyoruz. Toplantılarımızda hem orada konuşulanları hem de raporlarımızı paylaşıyoruz. Siyasetçilerle de paylaşıyoruz, liderle de paylaşıyoruz bu raporları. Biraz önce de söylediğim gibiTigris Diyalogları, biraz da bunların siyasetçilere aktarılma alanıdır. Her ne kadar Ak Parti’nin yönetici kesimini tam olarak toplantılara katamasak bile tabanda bu işe duyarlı bölge kökenli aktörlerin katılımı sağlanıyor.

    Buradan HDP’nin size tam destek verdiği sonucunu çıkartabilir miyiz?

    Bir karşıtlığı yoktur. Bizim toplantılarımıza HDP’nin katılımı konusunda hiçbir sorun yaşamıyoruz. Barış Ağı’mız sadece Diyarbakır merkezli değildir. Hemen hemen tüm Kürt illerinde bu tür toplantılar yaptık ve o toplantılarımıza HDP’ye yakın olarak bilinen sivil toplum kuruluşları veya HDP’de geçmişte siyaset yapmış aktörlerin birçoğu katılıyor, orada görüşlerini ifade ediyorlar; bunları raporlandırıyoruz. Diyarbakır’da yaptığımız toplantıya da aynı şekilde katılım sağladılar. HDP bizle diyalog yürütme konusunda daha yakın duruyor ama aynı HDP, bizim tarafsız ve bağımsız bir yapıda olduğumuzu da gayet iyi biliyor.

    Sizin net bir duruşunuz var. Ankara’daki toplantınıza ben de katıldım. Her çevreden insan vardı, ulusalcılar da vardı, AKP’ye yakın olanlar da vardı, HDP’liler de vardı. Peki, CHP içindeki ulusalcıların tepkisi nasıl oluyor?

    Aslında katılıyorlar. Onlar hem bu tür toplantılara katılıyorlar hem de CHP heyeti Diyarbakır’a her geldiğinde DİTAM’a da uğruyor. DİTAM’la görüşmeler de yapıyor. Bu, genel başkan yardımcıları seviyesinde de oluyor. CHP’nin Kürt meselesindeki sorunu, kendi tabanı ve parti içinde, bizlerle konuştuklarını hayata geçirecek mekanizmalar ve araçlar oluşturamamasıdır. Bence Ak Parti ile CHP’nin Kürt sorunundaki duruş farklılığının altında yatan temel neden bu. Tabii ki CHP’nin, cumhuriyetin genel kodları ile ilgili bir yapısı var. Bunu göz ardı etmiyorum ama sonuçta CHP’nin son dönemde yaşadığı değişim ve dönüşümü de iyi okumak lazım.Yeterli mi, yetersiz! Ama doğrusu, bizimle yaptıkları çalışmaların partiye yansımasında, parti içinde bu mekanizmaları oluşturmada sorunları olduğunu görüyoruz. Dönem dönem bizden raporlar da talep ediyorlar. Biz kendilerine Kürt sorunuyla ilgili raporları da gönderiyoruz ama yeterli seviyede bir katkı alıyorlar mı derseniz, çok da değil. Çünkü CHP’nin halen bazı kodlarını aşamadığını görebiliyoruz.

    Tekrar sizin Ankara’da yaptığınız toplantıya vurgu yapacağım. Bu toplantı nasıl geçti?

    Gayet iyi bir çalışma oldu. Çok iyi katılım vardı. Hem Kürt illerindeki sivil toplum kuruluşlarından birçok aktör vardı hem Ak Parti’ye yakın eski milletvekilleri, düşünce kuruluşları, halen danışmanlık görevi yapan birçok insan katılmıştı; çok aktör vardı. Ayrıca ulusalcılardan CHP’ye yakın, CHP’de parti yöneticiliği yapmış birçok insan vardı. Oldukça iyiydi ve biz oradan aldığımız sonuçları İstanbul’da yapacağımız toplantıyla birleştirerek bir sonuç bildirgesi ve rapor hazırlayacağız ve bu raporu siyaset ve toplumla paylaşacağız, temel hedef bu. Ankara’da çok farklı siyasi profile sahip katılımcının olduğunu söyleyebilirim. Bu önemli… Niye önemli? Çünkü hakikaten bir barış sağlanacaksa, bunun taşları döşenecekse toplumsal mutabakat bunun olmazsa olması. Sadece yukarıda siyasi liderlerle oturup barış anlaşması imzalamak, barışın hayata geçmesinde ve kalıcılaşmasında büyük sorun teşkil eder. Onun için benim ulusalcıyı, ulusalcının da beni anlaması gerekiyor. Ankara’daki toplantıda gördük; Ege’den, İç Anadolu’dan katılımcılar vardı. Çözüm süreci algılarını anlattılar. Çözüm sürecinden sonra yaşanan çatışmalara ilişkin algılarını anlattılar. Biz Kürtler olarak bu algıları da dikkate almalıyız politika yaparken, konuşurken, bir adım atarken. Gerçekten birlikte yaşamak istiyorsak; onların bizi algılamasını nasıl bekliyorsak bizim de onları anlayıp algılarının doğru oluşmasını sağlayacak adımlar atmamız lazım. Ankara’daki toplantı o anlamda, çeşitlilik anlamında oldukça iyiydi. İstanbul’a iyi bir rapor getirdik. İstanbul’daki katılım Ankara’dan çok daha güçlü ve farklı olacak, onun da farkındayız. Çünkü geri dönüşlerini aldık. Hem Ak Parti’den hem de özellikle İstanbul’daki akademisyen çevresi ve CHP’li çevreden toplantıya katılımla ilgili geri dönüşlerin büyük bir kısmı ‘katılacak’ şeklinde oldu. Bu toplantıdan da iyi bir sonuç alınacak. Bunlar toplanacak ve bir sonuç bildirgesi ve rapor halinde kamuoyu ile paylaşacağız.

    20170520_141131

    Bu süreçte barış için tabanda ne yapılması gerekir?

    Şunu görmek lazım; Türkiye bir barış süreci yaşadı. Bence bu süreç çok önemliydi. Barış sürecinin mimarları toplumu yönlendirirken,Türkiye’yi Ortadoğu’da hem güçlü kılmayı hem de Ortadoğu’da barışın sağlanması konusunda güçlü bir aktör yapmayı hedeflemişti. Bunun da bir misyonu vardı. HDP’nin bir Türkiye partisi olarak kuruluşu-Kürt denilince batıda  ‘bölücü’ olarak algılanmak değil- tamamen Türkiye’de birlikte yaşamın mayası olarak algılanan bir pozisyondu ve bu tuttu. Bunun Kürt bölgesindeki desteği yüzde 99’larda iken batıdaki desteği de yine yüzde 70’in, 80’nin altında değildi. Bu şunu gösteriyor ki, toplum aslında barış istiyor, çözüm istiyor ve o çözüm süreci toplumda güçlü bir direnç bıraktı. Yani barışa sahip çıkma direnci bıraktı. Bugün ülkede çatışmanın ve kutuplaşmanın konuşulup hâkim kılınmaya çalışıldığı bir ortamda bence herkesin bulunduğu yerden barışa destek verecek bir konum alması gerekiyor. Bu, muhakkak ki öncelikle siyasilere ve sivil toplum aktörlerine düşüyor. Bugünkü çalışmalarımızın temelinde bu vardır. Herkes durduğu yerde milliyetçiliği, ayrımcılığı, kutuplaşmayı dillendirmek yerine, barışı, ortak yaşamı dile getirmeli. Ortadoğu’da barışı sağlayacak olan “Kürtlerin ve Türklerin birlikteliği için ben ne yapabilirim?” diyen bir bakış açısıyla yaklaşırlarsa bu sorun daha kolay çözülür, diye düşünüyorum.

     

     

     

     

     

     

     


    Yorumlar



    İlgili Haberler