Bulunduğu ortamdan kurtulmak için, tamam uçak düşürüldü bu hükümet gider demek…
Rusya’nın uçağını düşürerek kendi sonunu getirdi diyerek Rusya’ya bel bağlamak…
Eninde sonunda ABD’nin yardımı ile Gülen cemaati bu hükümetin hakkından gelir biraz beklemek gerekir, demek…
Eninde sonunda ordu bir şekilde el koyar. Bu böyle gitmez, diyerek umutlanmak…
Amerika bunları sildi, bunların sonu geldi, diyerek mutluluğu beklemek…
Hele hele Amerika’ya güvenmek…
CIA ne eder yapar bu işi bitirir. Baksanıza internet sitelerinde bangır bangır dolaşıyor. Artık bu işin saklısı kalmadı; Sosyalist Gazetede de yayınlanıp internete düşen, CİA’dan Erdoğan’a “Seni Gezi Parkı’na gömeriz.” Yazısına inanıp bel bağlamak…
İşte adam yazmış, hem de dünyanın en tanınmış dergisi Times’e, yolsuzluk iddialarını başyazısında kaleme almış, yok bilmem tamam ipini pazara çıkarmış beklentisi ile geleceğe umutla bakmak…
Muhbir olarak hem ABD hem de Türkiye’ye çalışan, FBI’ın gözdesi Sibel Edmond’ın yazısına bel bağlayarak sevinmek…
Yok canım, tamam artık AKP’den ayrılanlar bu partiyi böler, böylelikle bu hükümet düşer hayalperestliği umudu çok uzaklarda aramak demektir. Hatta teslim olmaktır.
Akıllı toplumlar efsanelere bel bağlayarak hükümetlerin düşmesini beklemez, sorunların çözümünü ertelemez.
Buraya döneceğim.
Esas şunu iyi bilmek gerekir ki hiç bir güçlü dünya ülkesi zorda kalmış bir ülkenin ilk etapta yönetimini asla düşürmez. Hatta yetersiz olmak kaydıyla gizli gizli destek verir.
Niye mi? Söyleyeyim.
Düşülen bu zor durumda o ülke üzerindeki emellerini gerçekleştirebilmek için bir verir, bin alırlar.
Yani hiçbir ülke zor duruma düşmüş bir ülkeyi babasının hayrına kurtarmak istemez. Bırakın istemeyi, kurtarmaz. Bir tekme de o vurur. Ancak emellerini gerçekleştirene kadar…
Hep yazarım, bir kez daha yazayım; emperyalist güçler, çıkarları doğrultusunda insanları, partileri, kurumları, ülkeleri suyunu çıkarana kadar kullanır. İşi bitince de bir sümük gibi hem de pis bir duvara yapıştırır.
Gelelim konumuza…
Sorunların çözümünü başkalarında aramak, başkalarına bel bağlamak, elin atıyla dereyi geçmeye çalışmak gibidir. Derenin orta yerinde atını ister. Ne diyebilirsiniz ki…
“Sen ne yaptın?” diye sorarlar adama.
Ne mi yapmalısın?!
Sandık kurulduğunda elini vicdanına koymalısın.
Sen tok olsan da açları düşünmelisin.
İçerdekileri düşünmelisin.
Niçin içerdeler diye yüreğinde sorgulamalısın.
Ölenleri, öldürülenleri, içerdekileri düşünerek oy vermelisin.
***
Geçenlerde Diyarbekir’deydim.
Ulu Cami’nin önünde oturmuş çay içiyorduk. Konu siyasetten açıldı.
Hoş sohbet bir dede oturuyordu yanımda. Birden aklıma geldi ve sordum;
“Dede, dışta barışı sağlamaya ramak kaldı. Bu barış girişimleri için ne diyorsun?”
Dede:
“Sen kardeşlerinle küs ve düşman kaldıktan sonra, komşularınla dost olmuşsun neye yarar begım?” demez mi!
Kala kaldım.
Neyse daha çok görüşecek zaman var.
***
Alışılmışın dışında bir haberi siz okuyucularıma aktararak yazımı sonlandırmak istiyorum.
Hele bir dinleyin;
Şu Irak İç İşleri Bakanı da bir alem…
Ne yapmış biliyor musunuz?
Dik durun, söylüyorum.
Ülkesinde bombalı saldırı meydana geldiği için görevinden istifa etmiş.
Adamın yaptığına bakın ya…
Allahtan biz Irak değiliz…
Dostça kalın…
“Diyarbekir 5 No.lu Cezaevi, MÜZEYE dönüştürülsün.”
“SUR İÇİ; DÜNYANIN EN BÜYÜK AÇIK HAVA MÜZESİ OLSUN.”







