• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Umut Her Yerde

    On üçüncü kez kapı çalana kadar yerimden teprenmedim, ağzımdaki keçe tadı yerini tuzlu leblebiye bırakmasa da nefesimin üst dudağım ve burnum arasına sıkıştırdığım küçük hava akımıyla biraz olsun katlanılabilir olduğuna ikna olmuştum. Sakallarım uzadıkça tüyler kıvırcıklaşmış, babadan kalma tepeden kellik geleneği hüküm sürmeye çoktan başlamıştı. Gece on ikiden sonra açılan erotik kanallarda zaplarken kışkırtıcı bir titreşime maruz kaldım. Kanım çekilir gibi oldu, sonra adını koyamadığım ve en yavşak anlarımda hissettiğim o rahatlamaya bir gülümseme geldi. Adresler, numaralar, neredeyse kullandığımız bankalara kadar her şey değişmiş, Aybike değilse kimdi bu? Telefon neden titremişti?

    Koltuğumda doğrulmadan bir orgazm sigarası yaktım, orgazm olmamıştım ama o sigarayı yakmanın önemi çok büyüktü. Birisi beni unutmamıştı, arkadaş, akraba, anne, kardeş. Her kim olursa olsun içlerinden birisi beni yaşadığıma inandırmaya çalışmıştı. Sigaranın sonuna doğru telefonun siyah ekranına baktım, tekrar bir ışık yanmasını bekledim, bu saatte titretiyorsan tecessüs içinde kalıp tekrar titretmelisin. Eğer titretmiyorsan keyfim bozulacak değil, zira tam şu an HD kanalda maruz kaldığım müthiş konulu bir film başlamak üzere. Adamın veya kadının, hangisinin olduğu önemsiz, birbirlerini yoldan çıkarması kan akışımı hızlandıracak, sakallarımın altında kaşınan cildimin sertleşmesine neden olacak ve ben bu durumdan oldukça büyük keyif alacağım.

    Konformist liberal rahatlığı var üzerimde, müthiş bir algı yaşıyorum. Liberallerin neden sermayeyi yönetim sisteminden daha çok önemsediğini anlayıp o yavşaklara birazcık hak veriyorum. Tüm liberaller ağzının tadını iyi biliyor. Etliye sütlüye karışmadan sermayeyi kucaklarına oturtuyorlar, sermaye bir süre sonra istese de kucaklarından inemiyor. Gücünü gösteriyor, gücü gören sermaye olduğu yerde tıkanıyor. Muazzam bir his bu…

    Yavşak liberalleri düşünürken filmdeki kadının gözlerine takılıyorum, fer fecir oynuyor, Aybike böyle değildi en azından diyerek kendimi teskin ediyorum. Sonra konulu filmin aktrisinde Aybike’yi aradığım için utanıyorum, yüzüm kızarıyor, ona anlatsam o da utanırdı, yüzü kızarır yan yan gülerdi diye şeffaf bir gülümsemeyle geçiştiriyorum.

    Henüz telefona bakmadığım için hâlâ bir şansımın olduğunu düşünüyorum. Aklımdan o an envayi çeşit isim geçiriyorum. Gülcan, Dilan, Aysu, Banu…

    Hiçbirini tanımıyorum aslında, bu saatte tanıdıklardan bir titretme gelmeyeceğini düşünerek yanlışlıkla gelen bir titremenin hesaplarını yapıyorum.

    Demir Ökçe romanındaki karakterin Mauricio’nun hayal dünyasında yaşıyormuş gibi hiç tanımadığı bir adamla tesadüfen yolu kesişen Victoria olabilir mi diye rüyaya dalıyorum. Çaresizliğin bu boyutu insana en çok acı veren hamleleri zevkle yaptırıyor. Bu gecenin, bundan önceki gecenin, geçen hafta Cuma gecesinin ve aşağı yukarı son üç yıldır hemen hemen her gecenin çıkarımı bu olmuş hayatımda. Rüya!..

    Rüya istenilene görüleceği için ben de hayallere dalıyorum. Victoria ile birlikte ilk buluşmamızı getiriyorum gözümün önüne. Kendisi bir barda garsonluk yapıyor, ilk buluşmamız diye çalıştığı bara, makul değilsem beni önce kapıdaki iri kıyımlara ve sonra da barmenin içindekileri boşalttıktan sonra tezgah altına zulaladığı boş şişeleri vücuduma yerleştirmesi için en uygun mekana çağırıyor beni. Yüz yetmiş santim civarında siyah uzun saçlı, kalın dudaklı, gözleri büyük bir kadın resmediyorum gözlerimi kapattığımda. Adını örf, adet, gelenek ve göreneklerimize bağlı kalarak Vildan diye değiştirmem gerektiğini hissediyorum. Hem barda garsonluk yapıp hem de adı Victoria olması, muhtemelen benimle tanışana kadar üç-beş belalıya denk gelmiş olmasına rüku bulacaktır. Bu gece bela istemiyorum, her şeyin kusursuz olması gerekiyor…

    • Devam edecek…

    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları