• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Umut

    Bir umut var etmişti kendine, çırpıyla duvara atılan düz çizgi gibi sapmadan hedefine ulaşacaktı. İlmik ilmik ördüğü sevgi duvarına ilk harcı atarken başlamıştı her şey. Düşündükçe umut büyüyordu, sevgisi bahardaki çiçekler gibi yeşillere allara çalıyordu.

    Güneş batınca cellat gibi kafasında kılıç sallayan gece düşlerinden kurtulmayı yeğledi. Çıkışı olmayan karanlık yolun sonuna doğru karabasan gibi üstüne çöken umutsuz gece düşlerinden arınırken şafak sökmeye yakın tekrar tekrar nefes almaya başlıyordu.

    Gündüz düşleri umut olur, aydınlık, yolunu kaybedenlerin doğruya ulaşmasında rehberlik ederdi. Aydınlığa güvendi, ona yaslandı, bütün vücudunu gündüz düşlerine teslim ederek güneşin kaybolmamasını istedi.

    Körfeze bakan bu evde, babaannesinden kalan perdenin tüllerini inceliyordu. Körfez, hiç olmadığı kadar güzellikler sunuyordu. Yanında uyuyan Aybike’ye yöneldi, gözlerini ovuştururken saçını okşamaya başladı. Altın sarısı, aslan yelesi saçlarının arasında eli kaybolurken boynuna indi. İri göğüslerinin yapıştığı tenindeki ter damlalarını eliyle sildi, sıcaklığını dudaklarıyla hissetti. Kokusuyla yeni bir kıta keşfetmişti, burasıydı, başka bir yaşamın olmaması gereken yer muhtemelen burasıydı.

    Yatakta doğrulurken yüzüne dokundu, okşamaya başladı. Kırıklıklar vardı yanaklarında, küçük çiziklerden oluşan bir haritayı andırıyordu. Her bir çizikten iki kere öptü, kokladı ve bir kez daha öptü.

    Sırtını dönen Aybike’ye arkasından usulca yaklaştı, sarıldı. Ense köküne bir öpücük emanet ettikten sonra kulunçlarını dudaklarıyla okşamaya başladı. Hazzı yaşıyor, sıcaklığı parmak uçlarında seğiriyordu. Vücudunun her noktası bal küpünden çıkmış gibiydi, öpmeye doyamıyordu. Balın tatlılığı içini yakan, hararetini artıran münhale sahip değildi.

    Gözlerini kapattığında kelebekler uçuyordu, balonlara tekmeler atıyordu, en sevdiği şarkıyı dudaklarının arasında fısıldıyordu. Bu anın hiç bitmemesi için en kutsala yalvarıyordu, biteceğini bile bile yalvarıyordu. Baharın ilk günlerinde fesleğen ve menekşe kokularının arasında adımlarıyla arşınladığı bir cennet yatağındaydı.

    Bir aslan kükremesi duydu, sersemledi. Ağzında akşamdan kalmacıların rast geldiği keçe tadı vardı. Başucundaki suya uzandı, bir yudum aldıktan sonra penceresinden karşı apartmana baktı. Bir metrelik aydınlatma boşluğundan sonra gelen karşı komşunun mutfağına uzun uzun baktı. Dudağının kenarına inen tuzlu suyu fark edinceye kadar sessizce inlemişti. Bazen yüreğini sıkıştıran bir sızıyla pek de insana benzemeyen sesler çıkarıyordu, sonra kendini tutup gözünden akan yaşları silerek yeni günün umuduna teslim oluyordu.

    Rüya isteyene istediği gibi görülmüştü. Yatağından kalktı, televizyondaki belgesel kanalını değiştirmeden önündeki ıslaklığı temizlemek için hazırlandı…

    • Devam edecek…

    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları