• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    ÜSKÜDAR’DA HAZAN

    Üsküdar’da ezan-ı Muhammedi

    Bu şehrin ne ilk ne de son kapısı

    Puslu ıslak havada ışık seli; Rahmana yolculuk

    Müezzinin davudi sesi gidene Hüseyni bir aşkla elveda

    İpince sulu sepkende birlikte yürüyoruz

    Üç arkadaş, ciğerimizde şehrin tılsımlı havası

    Sahaftan aldığımız kitapların kokusu, henüz ellerimizde

    Yürüyoruz geçmişe, geleceğe; acıyan anılarla

    Ankara’yı, Diyarbakır’ı ve kaybettiklerimizi konuşuyoruz

    Bir diktatörün daha ne kadar küçüleceğini

    Ve yanmış, parçalanmış büyük insanlığı

    Ağzımızda Mamak türküsü

    Titreyen yüreğimiz elimizde

    Bir dostun yalnızlığını paylaşır gibi yine hicaz makamından

    Usulca sızıyor, üzgün tinimize ikindi Ezanı

    Mihrimah Sultan caminin müezzini

    Yol veriyor, Valide Sultan’ın hıçkıran sesine

    Tenimize işliyor, o ilahi dokunuş

    Yolun kalabalığına aldırmadan durup, sese yükseliyoruz

    İnsanlar geçiyor; genci yaşlısı, türbanlısı, frapanı

    Yüzlerinde ölümcül bir karamsarlığın izleri

    Vapurların gürültüsü, martıların el sallayan sesi

    Bir resmi tamamlıyor meydanda

    Gazetelere bakmak gelmiyor içimizden

    Ölmeyi sevdiklerine yakıştıramayan

    Acıya sarınmış kadın ve erkek yüzleri

    Kederli bir ânı paylaşıyor bizimle

    Kirkor, Arapgir’den yadigâr ‘Kırık Çan’ kadar mahcup

    Neden? Diye bakıyor gözlerimize

    Yelda,‘Hüzün Suretleri’ni bırakıyor gölge gibi üzgün masaya

    Ve ben sadece göğe doğru yükselen minarenin alemine

    Derin bir ah bırakıyorum usulca

     

    Siz bayım! Siz ki hayatı çaldınız bizden ve bütün cem-i cümleden

    Kıyam eden o canlar ki, özgürlüğün ve inancın temeliyiz, demişlerdi

    Mümkünsüz değil! Mutlaka bir daha direneceğiz

    O güzel ve direngen şehri İstanbul’u yeniden dirilteceğiz

     

    Kanaat lokantasındayız, ama en çok edebiyattayız

    Şair anıları, şiirler geçiyor birbirimize bakan gözlerimizden

    Ne çok şiire benziyor bu enginar

    İyi şiir kadar lezzetli, diyor Yelda Karataş

    Garson, gözleriyle onay veriyor konuştuğumuz her cümleye

    Ah, annemin yemekleri diyemiyorum

    Şiir mi elemi demliyor, çay mı şiiri bilmeden

    Zaman, ezanı çağırıyor akşam vakti segâhtan

    Ah, bu yağmur nasıl da güzel

    Dirlik ve bereket veren Halil-ü Rahman

    Siyah bir bulutun altında, aşk ile dem çekiyoruz

    Kurşunileşen üzgün denizin yanında, yavaşça

    Kalabalığa karışıyoruz; elimizde kitaplar

    Ağlayan havada, soluğumuz şiir

    Üsküdar, 17 Ekim 2015

    BedrosDağlıyan

    *KirkorYeteroğlu: KIRIK ÇAN

    *Yelda Karataş: HÜZÜN SURETLERİ

     

     

     

     

     

     

     


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları