Üzeyir Uludağ ve Eymen Demircan siyasetin sokakta yapılması gereken bir şey olduğunun farkında, sivil toplum çalışmalarının siyasetle ilişkisinin ayırdında iki yurttaş. Gezi Direnişi’nin rüzgarıyla semtlerde kurulan forumlardan serpilip gelişen dayanışma inisiyatiflerinden biri olan Kadıköy Kent Dayanışması’nda faaliyet gösteriyorlar.
Kadıköy, Bağdat Caddesi’ndeki ölümcül trafik kazaları epeydir gazetemizde haber oluyor. Bu olaylar Kadıköy’ün çözüm bekleyen en önemli sorunlarından. Ben de bu hafta Üzeyir Uludağ ve Eymen Demircan ile buluşup hem Bağdat Caddesi’ndeki trafik terörünü hem de Kadıköy’ün diğer sorunlarını konuştum:

Öncelikle bizim röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Kendinizi tanıtır mısınız?
Ü.U.: Ben Üzeyir Uludağ. Kadıköy Kent Dayanışması adına buradayım. Kadıköy kent dayanışması Gezi olaylarından sonra mahalle dayanışmalarının oluşturduğu bir yapı. Amacı da kenti talan etmeye yönelik suçlara karşı mücadele etmektir. Bu amaçla kuruldu ve 3 yıldır da bu çalışmalarımızı merkez Kadıköy olmak üzere yürütüyoruz.
E.D.: Ben de Eymen Demircan. Kadıköy Kent Dayanışması, Göztepe Kent Dayanışması ve İstanbul Kent Savunması aktivistiyim. Göztepe Dayanışması da yine Gezi olaylarından sonra Göztepe içerisinde kurulan forumların birleşimidir. Dayanışmamız öncelikle Göztepe mahallesini savunur ve her konuda eğitimin önemini her fırsatta vurgular. Aynı zamanda da Kadıköy’ün başının belası olan Bağdat Caddesi’ndeki terör olarak nitelendirdiğimiz trafik kazaları konusunda hassasiyet gösterip, mücadele eder.
Eymen Bey sizinle başlayalım. Siz yürüttüğünüz sivil toplum çalışmaları dahilinde tam olarak nelerle ilgileniyorsunuz? Biraz açar mısınız?
E.D. : Biz Kadıköy’de yaşama değen her şeyle ilgilenmeye çalışıyoruz. Kurbağalıdere olsun, kentsel dönüşüm sorunu olsun… Şu an kentsel dönüşüm kapsamında yıkılan binalarla ilgili büyük sorunlar var. Ayrıca asbest ve bahçelerin betonlaşması konularıyla da ilgileniyoruz. Eğitim sorunu ile de ilgileniyoruz. Aynı şekilde Kadıköy’de merkez ilçe olması sebebiyle trafik sorunu ile de karşı karşıya. Şu sıralar yoğun bir şekilde bununla ilgileniyoruz. Elimizden geldiğince her sorunda aktif olmaya çalışıyoruz.
Peki bunun için halktan yeterli desteği alabiliyor musunuz?
E.D. :Evet, tabii. Bizim kamuoyumuz yaptığımız eylemler. Halk da buna sürekli katılıyor, destek veriyor. Sosyal medya kanallarımıza da güçlü bir destek var. Kadıköy ve Göztepe Dayanışması olarak toplantılarımız da 2 yıldır her gün olmak üzere düzenli bir şekilde devam ediyor. Halktan bu toplantılara katılım da oldukça yoğun.
Kadıköy’deki Bağdat Caddesi biliyorsunuz sürekli trafik kazalarıyla gündeme geliyor. Sizce Bağdat Caddesi’nde kazaların bu kadar yoğun yaşanmasının sebepleri nelerdir?
E.D. : Bağdat Caddesi’nin bana göre en büyük sorunu Selami Öztürk’ün markalaştırma çabalarıdır. Caddeyi markalaştırmak adına canlandırma çalışmalarından dolayı bu cadde insanların çekim merkezi haline geldi. İnsanlar buraya arabasını göstermeye, tabiri caizse şovunu yapmaya geliyor. Trafik kazaları genellikle kentler arası yollarda olur. Kent içinde bu kadar sıklıkla kaza olmaz. Ama Kadıköy’de bu kadar çok olmasının sebebi ise insanların kendini gösterme çabasıyla yaptığı hız. Biz bunu çiçekçi Mehmet’te yaşadık.

Evet, biz de çiçekçi Mehmet’in haberini yapmıştık. Yani insanların Bağdat Caddesi’ne gelip hız yapma sebebi gösteriş mi size göre?
E.D. : Evet çoğunlukla gösteriş ve zevk. Yarışçılar da var. Feride Büşra Taşlı’nın cinayetindeki kişide zaten yarışçıydı. Zaten sonradan benzinlikteki kamera görüntülerinden de yarış yapmak üzere yola çıktığı belli oldu. Yaptı ve bir kişiyi öldürdü. Hız tutkusu ve Bağdat Caddesi’nde kendini gösterme çabası insanların hayatına mal oluyor. Cazip ve markalaşmış bir alan olduğu için yaşam alanından çıkıyor ve insanların yaşamına kasteden bir hal alıyor. Ben bütün kazazedelerin aileleriyle görüşüyorum. Bir türlü toparlanamıyorlar. Ani ölüm çok kötü bir şey. Diğerler ise bir anlık zevkleri uğruna insanların hayatıyla oynuyor. Sorumluluğunu bilen, aklı başında bir insan bunu yapmaz. Kent içinde bu kadar hızlı gidilmez. Aslında bu insanların cinayete teşebbüsten yargılanması gerekirken çok cüzi cezalarla kurtuluyorlar. Aldıkları cezalar neredeyse arabalarının günlük masrafı kadar. Mesela Feride Büşra’nın katili en yüksek cezayı alıyor ama ehliyeti alınmıyor.
Ne kadar ceza?
E.D. : 5 bin TL. En yüksek trafik cezası bu. Artık en üst noktaya gelmiş. Belli ki birini öldürecek. Ama devlet bunu engellemiyor. Niye? Çünkü otomobiller üzerine kurulmuş bir kentleşme var. Köprüler, otoyollar… Toplu taşıma kullanılmıyor. Siyasiler rant elde etmek için de olsa bunu sürekli söylüyorlar. Fakat benzinden ve araçlardan alınan vergiler yüksek olduğundan biraz da işlerine geliyor. Türk insanının da arabaya çok meraklı olası da ayrı bir etken. Herkes arabası olsun istiyor ve insanlar kazandıkları parayı arabaya yatırıyorlar.
Peki siz bu kazaları önlemek için neler yapıyorsunuz? Ne gibi çalışmalar yürütüyorsunuz?
Ü.U. : Burada ben bir şeyler eklemek istiyorum. Eymen’in bahsettiği kişisel araç kullanımı aslında Türkiye’de genel bir sorun. Bununla ilgili alınması gereken önlemler de ayrı bir konu. Ancak Bağdat Caddesi’nde yıl içinde birçok kazanın olması tümüyle sosyolojik bir olay aslında. Çünkü bu kaza yapan insanlara baktığımız zaman genelde ekonomik durumu çok iyi olan ailelerin çocukları. Ayrıca üst düzey siyasi kişilerle ilişkileri de olan insanlar. Dolayısıyla Bağdat Caddesi’nde de büyük mağazaların, lüks kafelerin, restoranların olması bu ekonomik gruptaki kişilerin burayı tercih etmesine sebep oluyor. Bu gençler üstünlüğü sahip olduğu aracın markası olarak görüyor ve ekonomik gücünü de çevresindeki insanlara göstermek istiyor. Aynı zamanda bu sisteme karşı doğrudan bir tavrı olmamakla birlikte kurallara uymamakla bir güç gösterisi de yapıyor. Bunları kime yapıyor? Arkadaşlarına ve çevresindeki kızlara yapıyor. Bağdat Caddesi’ni bu boyutuyla da irdelemek gerekiyor. Nasıl önlenebilir? Dediğim gibi sosyolojik bir olay olduğu için bunun önlemi öncelikle yerel ve merkezi yönetimin özel önlemler almasıyla olur.
Siz ne gibi önlemler alıyorsunuz? Mesela insanları bu konuda eğitmeye yönelik çalışmalarınız var mı?
Ü.U. : Bizim eğitimle ilgili bir çalışmamız yok ama biz genel anlamda “Trafik kazaları nasıl önlenir? Bunun teknik boyutu nedir?” Bu konuda çalışmalar yapıyoruz. Ama bunlar doğrudan Bağdat Caddesi’ndeki problemleri çözecek çalışmalar değil tabii. Genel problemlere yönelik çalışmalar esasında. Düşünün… Çok zengin bir ailenin çocuğu var ve babası altına en lüks arabayı almış. Şimdi siz burada babayı mı eğiteceksiniz, yoksa çocuğu mu? Yani özel önlemler almak gerekiyor. Setler, kameralar çoğaltılabilir. Cezaların caydırıcı olması için biz de kamuoyunda baskı yaratabiliriz. Bu konuları kamuoyunda sürekli gündemde tutabiliriz ki; adam 5 bin TL ceza ile kurtulmasın. Bu konu sözlü, yerel ve ulusal basında da gündemde olursa etkili olabilir diye düşünüyorum. Teknik anlamda yerel yönetimlerin de alması gereken önlemler var. Yani eğitimle falan kıs vadede olacak şeyler değil bunlar.
Peki, Eymen Bey’e soralım. Genellikle gençler kaza yapıyor. Bu konuda siz de bir şeyler söylemek ister misiniz? Neden genellikle gençler?
E.D. : Ben ne yapıyoruz konusunda bir şeyler söylemek isterim. Geçen hafta Ergün Gedizlioğlu ile bir panel yaptık. Kendisi Türkiye’nin önde gelen, en iyi ulaşımcılarından biridir. Yıldız Teknik Üniversitesi ve İTÜ’de birçok çalışma yapmış ve İstanbul’un birçok alanını çizmiş biri. Onun söylediği ise “Bağdat Caddesi’nin geniş olması sebebiyle hız tutkularını çekiyor olması.” Yani yol kendisi hız yaptırıyor. 2 şeritli olsa o insanlar hız yapamaz. Daha kontrollü olabilir. Bu cadde çok anlamsız derecede büyük tasarlanmış. Dalan zamanında sanırım yapılmış. Bunun hatasından dönülmesi konusunda belki bir talepte bulunabiliriz. Aynı şekilde caddedeki EDS Sistemi de çok yetersiz. Sadece Bostancı ve Kızıltoprak’ta var. Yani Bağdat Caddesi’nin girişine ve çıkışına koymuşlar. Araba 3 dakika içinde caddeye girip çıkıyorsa ceza yazıyor. Ancak mesela Bostancı’dan hız yaparak girip caddenin öbür tarafından çıkmayıp başka bir yere sapıyorsa bunu tespit edemiyorlar. Dolayısıyla ceza da almıyor. O kadar büyük bir denetimsizlik ki bu. Baktığımız da yöneticilerde büyük sorun var çünkü yöneticiler düşük profilli insanlar. Bu konuda çözüm de getirebileceklerini sanmıyorum. Mesela kasis deniyor. Kasisler ancak 20 metrede olursa çözüm olur.
Sizce kasis caydırıcı olur mu?
E.D. : Caydırıcı olur ancak 20 metrede bir olursa. Bu araçları yavaşlatır ama araçlara da zarar verir. Suçlunun yanında suçsuz da yanacak. Ama kazalar olacağına bu şekilde kasisler olsun. Biz, çiçekçi Mehmet öldü, ardından Hasan Hüseyin Koşum öldü. Her yerde denetimler arttı. Bağdat Caddesi’nde birçok noktada polis vardı o zaman. Ancak polis bir zaman sonra bırakıyor o noktaları ve yine hız yapılmaya başlanıyor. Aradan 4 ay geçti. En sonunda yine Okan Arıkan öldü. Emniyetin de burada suçu var. Sürekli orada polis durması lazım. Gerçi bunun uygar bir devlette olması pek de hoş değil ama çözümler noktasında olaya bakmak lazım. Ama en önemli şey eğitim. Aile eğitimi ve ahlak…
Ben de tam onu diyecektim. Eğitim konusunda bir çalışmanız var mı? Kimlere, ne gibi eğitimler verebiliyorsunuz? Ya da vermeyi düşünüyor musunuz?
E.D. : Aslında biz topluma bunu duyurarak, yapılanın yanlış olduğu konusunda bir duyarlılık yaratarak bir nevi eğitim veriyoruz. Yoksa eğitimi vermek devletin işi. Okullarda trafik dersi var ama pek de bir işe yaramıyor. Ailelerin bu konuyu önemsemesi lazım. Ama maalesef. Maddi değer ve para insana ahlak sahibi yapmıyor. Belki de çoğu örnekte ailelerin sürücüden daha çok hatası var.
Buradan ailelere bir mesajınız ya da çağrınız olacak mı?
E.D. : Ailelere çocuklarına bu kadar kolay araç almamalarını ve toplu taşımayı kullanmaya yönlendirmelerini söyleyebilirim. Aileler çocuklarını eğitmeli ve doğruyu yanlışı öğretmeli. Birçok kazada ailelerin bu konudaki cahilliklerine şahit olduk. Ölüm tehditlerine kadar varıyorlar. Çünkü güvendikleri üst düzey kişiler var. Biz de ölümle tehdit edildik birçok davada… Ekonomik gücü olan kişiler yargıyı da denetim altında tutabiliyor. Yani parası olan yargıyı da satın alıyor. O yüzden toplumdaki ahlak eksikliği konusu bu anlamda çok önemli. Toplum maalesef barışa değil de, karmaşaya sürükleniyor.
Peki Üzeyir Bey, size gelelim. Kadıköy’ün başka sorunları var mı?
Ü.U. : Olmaz olur mu? En başta kentsel yenileme, kentsel dönüşüm ve Kadıköy merkez nüfusunun denetimsiz bir şekilde hızla artıyor olması. Bar ve kafelerin denetimsiz olarak artıyor olması. Bu birçok problemi de beraberinde getiriyor.

Bu artışı neye bağlıyorsunuz?
Ü.U. : Bu tümüyle bugünkü siyasal iktidarın baskısından kaynaklanıyor. Örneğin Beyoğlu eğlencenin merkeziydi ve insanların güvenli olarak gördüğü bir yerdi. Ancak Beyoğlu Belediyesi’nin almış olduğu kararlar neticesinde orada insanlar kendini rahat hissetmemeye başladı. Daha güvende olabilecekleri yerlere doğru kaçmaya başlayınca da oradaki mekan sahiplerinin birçoğu Kadıköy’de bar ve kafe açtılar. Kadıköy ve özelikle Moda nezih, demokrat ve güvenli olarak bilindiğinden bu mekanlar açıldı. Kadıköy çevresine baktığımız zaman da Ümraniye, Üsküdar, Maltepe gibi Anadolu Yakası’nın pek çok semtinden insanlar eğlenmek için Kadıköy’e geliyor.
Bir Maltepeli olarak söylüyorum ki; Maltepe’yi saymayın lütfen. Çünkü Maltepe’de pek çok eğlence mekanımız var.
Ü. U. :Peki, Maltepe’yi saymıyorum o zaman. İstanbul’un birçok yerinden insanlar buraya akın ediyor. Burası bir çekim merkezi oldu. Bununla birlikte buradaki mekanların çoğu kontrolsüz bir şekilde işletilmeye devam ediyor. Bunda Kadıköy Belediyesi’nin de büyük hataları var. Hal böyle olunca da mülk fiyatları arttı, kiralar yükselmeye başladı, asayiş sorunu ortaya çıkmaya başladı, tacizler yaşanmaya başladı. Bunu belediyeye sorduğumuz zaman ruhsatları kendilerinin vermediğini, daha önceden verilen ruhsatlar olduğunu söylüyor. Mesela taciz ve cinayet olayları yaşandığında polis müdahale etmiyor. Bilerek ve isteyerek Kadıköy’e girmiyor.
Bu siyasal iktidarın bir oyunu olabilir mi?
Ü.U. : Bir anlamda o da var tabii, dediğim gibi çeteler oluşmaya başladı burada. Kadıköy’e siyasal olarak baktığımızda özgürlüklerin yoğun olarak yaşanabildiği bir yer her boyutuyla. Siyasal örgütlenme ve tepkilerin çok yoğun olduğu bir yer burası. Dolayısıyla da bu şekilde farkı bir imaj yaratabilmek için polis Kadıköy’e müdahale etmiyor. Daha da kötüsü fuhuş ve uyuşturucu da yaygınlaşmaya başladı. Bunların tümüyle emniyetin uğraşması gerekirken biz uğraşıyoruz. Bizim Kadıköy Kent Dayanışması olarak ruhsatların engellenmesi konusunda bir yıldır sürdürdüğümüz bir kampanyamız var. Sosyal medya üzerinden yoğun bir şekilde yürütüyoruz. İmza kampanyaları açtık. Belediyeye söyledik, kamuoyuna anlatıyoruz. Ama bizim düşündüğümüz şekilde bir geri dönüşümü olmadı. Bir de kentsel dönüşümle ilgili çalışmalarımız var tabii…
Kentsel dönüşüm önce Eymen Bey’e soralım. Daha sonra tekrar size döneceğim. Eymen Bey, kentsel dönüşüm adı altında Kadıköy’de neler oluyor?
E.D. : Bu bir kentsel dönüşüm değil, ülke ekonomisini sürdürme projesi. Ülke ekonomisine baktığımızda tarım ya da sanayi faaliyetlerinden hiçbirinde bir ilerleme yok. Ama inşaat sektörü sürekli ilerliyor. Bunu da GUYADER toplantısında Kadir Topbaş şöyle ifade etmişti: ”Yunanistan tekstile önem verdi ve battı. Biz gayrimenkul sektörünün önünü açtık. Biz krize girmedik ve devam ediyoruz.” Gerçekten de bu böyle oldu. AKP ve diğer siyasi partiler ile yerel belediyeler kendi siyasi iktidarını devam ettirebilmek için kentsel dönüşüme destek veriyor. Bu büyük bir düzen sorunu çünkü bu kentsel dönüşüm değil, bir rant kapısı. Kentsel dönüşüm bütünlüklü bir şeydir, kamusal ihtiyaçlara göre şekillenir. Ama burada binalar büyüyor, kamusal alanlar küçülüyor. Dünyada da bunun örnekleri var ama bir yerde mutlaka tıkanacak.
Amerika’da da bunun bir örneği var. Mortgage’de de bu şekilde olmuştu. Bizde de böyle bir olasılık var mı? Üzeyir Bey size sorayım. Az önce kentsel dönüşüm derken buna kentsel yenileme dediniz.
Ü.U. : Şimdi şöyle; 6306 sayılı Afet Yasası kullanılarak bu proje gerçekleştiriliyor. Bu yasa deprem ve afet sonucu hasara gören ve yenilenmesi gereken binalarla ilgilidir. Ancak burada güçlendirme diye adlandırdığımız yapıyı yenileme ve sağlamlaştırma boyutu kenara bırakıldı. Esasında bu projenin çıkış noktası buydu. İstanbul genelinde herkese daha güvenli evlerin sağlanabilmesiydi. Ağırlıklı kısmı da güçlendirmeydi. Bunu fırsat bilerek “kentsel dönüşüm” adı altında yeni rant ve yağmalama projeleri ortaya çıkarttılar. Bunu Türkiye’nin her tarafında yapıyorlar. TOKİ aracılığıyla da yapıyorlar, kendi yandaş firmaları aracılığıyla da yapıyorlar. Kentsel dönüşüme baktığımız bir tane temel proje var; Fikirtepe. Burayı da kendi içinde incelemek lazım. Maalesef orada da kamusal çıkarla gözetilerek bir uygulama yapılmıyor. Tümüyle yine talan ve ranta, aldatmacaya dayalı bir proje olarak hayata geçiriliyor. Bunun dışında başka yerlerde yapılan binalar tamamen kentsel yenilemedir. Yani binayı yıkıp, yerine yenisini yapıp, değerini dört-beş kat artırmaya ve satıp kar sağlamaya yöneliktir. Bunun kentsel dönüşümle bir ilgilisi yok. Aksine bu uygulama kenti daha da yaşanmaz hale getiriyor. Alt yapı ve üst yapı problemleri çözülmeden tamamen ranta dayalı bir uygulamadır. Bazı yerlerde kiralar 3 bin TL’ye çıktı. Eski binalarda dahi rayiç bedelleri iki-üç katına çıktı. Kadıköy’de şu an böyle bir yağmalama yaşanıyor.
Az önce Mortgage’den bahsettik. Böyle bir patlama olmaz mı Türkiye’de?
E.D. : Aslında gayrimenkul şirketleri bu durumdan şikayetçi. Her an bir ekonomik patlama olabilir. Genelde inşaat şirketleri üst gelir sınıfına yönelik daireler yaptığı ve alt gelir sınıfı bu daireleri alamadığı için belli bir kesime hitap etmiş oluyor. Bu sebepten dolayı da bazı inşaat şirketleri batmaya başladı. Ayrıca fiyatlarda önemli ölçüde düşüşler yaşanmaya başladı. Yapı stoğunda da çok ciddi artmalar var. Bu Türkiye genelinde böyle. Mesela Kuzey Ormanları projesinin ana amacı zaten İstanbul’un kuzeyini de imara açmak. Kadir Topbaş, “Ben İstanbul’u 40-45 milyon nüfuslu yapacağım.” diyor. Bu akla mantığa uymayan bir şey. Kuzey Ormanları otoyolu açıldığı zaman bu olacak. Kadıköy ve genelinin nüfusu şu an 500 bin iken 1 milyon olacak. Ama kimselerin bu daireleri alacak parası yok. Asgari ücret bu durumdayken ve işsizlik giderek artarken bu imkansız. Zaten şu an daireleri alanlar da yurtdışındaki yatırımcılar. Özellikle de Arap yatırımcılar. Önemli bir örnek de Kartal olacak. Kartal sermayenin seçtiği yerlerden biri. “Kartal Barselonalaşacak” deniyor. Bu da çok zor gerçekleşecek bir şey.
Buradan halka bu konularla ilgili bir çağrınız olacak mı?
E.D. : En büyük sorun mülkiyetin yatırım amacıyla kullanılması. Fikirtepe’ye de baktığımızda bina sahipleri orada yaşamayı değil, satmayı düşünüyor. Halkın bu bölgeleri yatırım değil, yaşam aracı olarak kullanması lazım. bunun tersi olduğunda ortaya çok büyük bir eşitsizlik ve adaletsizlik çıkıyor.
Peki Fikirtepe alt gelir tabakasından olan insanlardan oluşuyor. Bu binalar bittiğinde bu insanlar yapılan binalarda nasıl yaşayacak?
E:D. : Yaşayamazlar. İnsanlar burada yaşamayacaklarını söylüyorlar zaten. Bu bir bakıma insanları sınıflandırmadır. İnsanları kent merkezinden uzaklaştırıyorlar. Burayı tamamen üst gelir sınıfına ait yapacaklar. “Kadıköy’de yaşamak ayrıcalıktır.” sloganı da Selami Öztürk’ündür. Ama bu proje batacak. Kadıköy 1 milyon nüfusu kaldıramaz.
Son olarak benim sormayı atladığım ya da sizin eklemek istediğiniz herhangi bir şey var mı?
Ü.U. : Ben şunu belirtmek istiyorum, bu siyasal iktidarın finans kaynağı tümüyle inşaat sektörü. Bir ülkenin kalkınabilmesi için imalata yönelik yatırım yapılması gerekir. Ancak AKP iktidara geldikten sonra imalata yönelik hiçbir yatırım yapılmadı. Kalkınma tamamen inşaat sektörüne yüklenmiştir. İnşaat sektörü ise 2013 yılına kadar bir yükselişte olmuş, 2013’ten bugüne kadar ise sürekli bir düşüş var. Bunun nedeni büyük ketlerdeki inşaat alanlarının azalması. Ülkede üretim olmadığı için, inşaat sektöründeki problemlere rağmen yürütmek zorundalar. Şu anda sit alanlarını yeniden gözden geçiriyorlar, zeytinlik alanlarını yeniden gözden geçiriyorlar. Hem konut projeleri için, hem de maden çıkartabilmek için. Yani inşaat ve madencilik konusunda yeni kaynak arayışındalar. İktidarlarının devamı için buna ihtiyaçları var. Bu aslında Türkiye genelinde bir sorundur.
Çok teşekkürler.
Ü.U.: Ben bu arada bir duyuru yapmak istiyorum. 22 Mayıs’ta saat 15:00’de Bağdat Caddesi’nde bir eylemimiz olacak. Caddebostan ışıklarda, Tarım İl Müdürlüğü önünde. Bütün kazazede aileleri gelecek. Buradan okuyucularınıza da bunu duyurmuş olalım. Biz bu eylemle halkı ayağa kaldırmayı, yetkilileri göreve çağırmayı hatta hukuki ve teknik açıdan yapılan yanlışlar konusunda gerekli girişimlerde bulunmayı planlıyoruz. Bunu da buradan duyurmuş olalım. Herkesin bu duyarlı mücadeleye katılmasını bekliyoruz.
Tekrar teşekkür ederiz.
Rica ederiz.







