• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Varoluş gezinmeleri

     

    Uzaklarda seni mutlu kılacak bir şeylerin olduğunu biliyorsun. Kendi ruh renginin ötesinde bir cümbüş var mor dağların ardında.

    Bulutların kendisine ağladığı, başka bir rüzgârın estiği soğuk coğrafyaların yalnızlığı gibi bir şey içinde titreşen… Uzak her zaman uzaktır ama içinde yenilik barındırır.

    Bir şehrin kırıklarını şarkılara, şiirlere sararak götürebilirsin belki…

    Şimdi bazı tanımlar bir kafesin içinde eğri büğrü şekiller halinde boğuluyor olabilir aklının mağarasında. Ama okyanusun sonsuz genişliği, uzamsız ufku da var üzerine karabulutlar yığan gök kubbenin altında…

    Bir maceranın yedi boğumundan geçerken kendini unutmak mümkün olabilir. Beklemek çivili kalmaktır biraz…  Ölüme teslim olanı terk etmek hevesi hep dürtüklemeli insan ruhunu…

    Belirsiz olan, ürkütücü olabilir ama seni bekleyen gelecek orada saklı…

    Bazen bir nehir kıyısında suyla kavgalı yaprakları düşünebilirsin mesela. Bir yaprağın ne hükmü vardır ki, akıp giden suyun deli çığlığı karşısında. Ama değil işte, yaprak yapraktır ve orada vardır. Bir yerde var olduğunu hissetmek, kendi değerini anlamanın ilk adımıdır çoğunca… Varsan, birilerinin yok edemediği bir şeysindir hala…

    Bazen akşam karanlığında 80’lerin o nahif, içten şarkılarını söylersin yağmurun altında… Geçmişin hayal meyal siluetleri şöyle bir ısıtır içini.

    Zaman öyle veya böyle geçip gidiyor işte.

    Her yaşanmış acıyla kırılırken olgunlaşıyoruz da. Çok şeyi soğutuyor zaman, bu da doğru… Daha çok akılla düşünüp körelen duyguların geçirimsizliğine razı oluyoruz. Sevinç biraz daha hüzün tadında yaşanıyor yaşlandıkça…

    Oysa çocuklar için bitmeyen ve hep çocuk kalan bir masal kitabıydı hayat… Ölüm ilk çocuksu duyarlıkta unutulan ürkütücü, anlamını çözmek korktuğumuz bir soruydu apartman aralarına kurulan kerevetlerde…

    Nesnelerle kurduğun ilişki, bir şeyleri keşif heyecanı, sadece çocuklarda var olan o filozof merakı,  kotardığın küçük işlerin büyük heyecanı dünyayla kurulan ilk iletişim, onu ilk anlama çabasıdır. Hepimiz kahramandık biraz ve kahraman olmak büyümenin bir yoluydu o zamanlar.

    Yaşlandıkça tortu kaplıyor yılları. Daha unutkan oluyoruz yakın geçmişe… Uzak geçmişler daha bir mazbut hale geliyor, katılaşıyor içimizde. Ve azaldığını hissettiğin geleceği kaybetme korkusu, ömrünün bir gün kapanacak perdesine yaklaştığını bilmek sürekli kendini yenileyen bir telaşa dönüşüp ruhuna baskı yapıyor. Bu telaşın sürekliliği belki yaşanacaklardan da alıkoyuyor insanı. Hani vardır ya, bir kitabı bir an evvel bitirme telaşıyla kitabın içine giremezsiniz. Oysa her satırın tadını çıkarmaktır okumak. Beklentiler ve beklentinin gerçekleşme telaşı sizi yaşanmışlığın keyfini sürmekten alıkoyuyorsa varoluşsal bir problemle karşı karşıyasınız demektir. Çok şeyi sığdırmanız, her şeyi bilmeniz gerekmiyor yaşamda.  Yaşamın tadını çıkarmakla onu kovalamak arasındaki farkı keşfettiğinizde her şey daha canlanıyor sanki.


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları