• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Vedat Türkali

     

    Sanırım iki yıl kadar önceydi. Bir arkadaşımızın kitabını bırakmak için evinde ziyaret ettik Vedat Türkali’yi… 95 yaşındaydı o zamanlar. Haliyle sağlık sorunları vardı. Güleç yüzle karşıladı. Yardımcısından çay ve kurabiye istedi bizim için.

    Vedat Türkali ile sohbet,  tarihi dinlemek gibi bir şeydi. Siyasetten, edebiyattan konuştuk.  Duyma sıkıntısı çekiyordu ama ilerlemiş yaşının aksine hala zihni duru su gibi berraktı. Odaya taşan gürül gürül bir yaşam enerjisi…

    Sanırım belinde bir sorun vardı, yürümekte zorlanıyordu. Arkadaşlardan biri Vedat Türkali’nin çok sevdiği yurt dışındaki insanlardan söz etti. “Şu sorunu halledelim de gideceğim, göreceğim,” dedi. Şaşırıp kaldığımı hatırlıyorum. Nasıl bir yaşamak arzusuydu bu…

    Bir aralık “Vedat Abi…” diyesim tuttu. “Abi mi kaldı evlat” dedi. “Herkes bana dede diyor.”  “Yok, abi kadar yakınsınız bize…”

    Kitap konuşmayı çok seviyordu. Yazacağı kitaplardan söz ediyordu sürekli. Bize o günlerde çıkan “Bitti Bitti Bitmedi…” kitabını armağan etti. Dünya edebiyat tarihinde o yaşta başka kitap çıkartan yazar var mıdır, bilmiyorum.

    Vedat Türkali sadece edebiyatın değil, sosyalist tarihin de ulu çınarıydı.

    Edebiyatla siyasi yaşanmışlığın bu denli iç içe geçtiği çok az edebiyatçı vardır yeryüzünde. 1940’lı yılların TKP’sinin iç hikâyelerini onun Güven’inden öğrendik. Sisler altında kalmış bir tarihi getirip edebiyatın olanca ışıltısıyla günümüze taşıdı; ister belgesel, isterseniz bir edebiyat klasiği olarak okuyabileceğiniz nehir bir roman…

    Bir Gün Tek Başına,  Kayıp Romanlar, Güven, Mavi Karanlık; daha birçok eser… Sadece sosyalist tarih ya da siyasetin seyri değil, sırılsıklam insan hikayeleri vardır hepsinde.  Onun romanlarını okuyunca bugün sosyalist hareketin aslında kültürel olarak epey bir gerilere düştüğünü görmemek mümkün değil.

    Sadece romanlarında değil, 60’lı yıllara damgasını vuran Yeşilçam filmi senaryolarında da hep canlı insan portreleri görürsünüz. Sanat müziğinin derinden gelen seslerini devrimci hayatların romanlarına böylesine derinden yediren bir ruh zenginliğine rastlamak kolay değil elbet. Cumhuriyetten birkaç yıl önce doğmuş bir devrimci, edebiyatçı, sinema yazarının cumhuriyet tarihine alternatif bakışı bütün ürünlerinde apaçık çıkar ortaya…

    O kısacık ziyaretimizde şunu söyledi bize… “Hayatta üç şeye çok seviniyorum; bir, komünist oldum… İki, şair olmadığımı erken anladım…  Üç, hiç sigara içmedim… Hepsi hayatımı kurtardı bunların…” Hepimize öğüt gibiydi bu sözler.

    Rivayet odur ki, Vedat Türkali “İstanbul” şiirini yazdığında “Bu şiiri yazdıysam Nazım’ı aştım,” demiş ama sürekliliğini sağlayamayınca öykü ve romana yönelmiş. Şair olmadığımı erken fark ettim, derken bunu kast ediyor olmalıydı. Sormadım tabii…

    Vedat Türkali de bu dünyadan göçtü gitti, arkasında çok görkemli bir siyasi tarih, edebiyat külliyatı bırakarak. Direngen komünist neslin son temsilcilerindendi; hiçbir zaman vazgeçmedi bu tutumundan. Son günlerde her bildiride, her kampanyada onun imzasını görmek güç verirdi bize…

    Hadi o zaman utandım, söyleyemedim şimdi söyleyeyim, yolun açık olsun Vedat Dede… Hey ne güzel bir kavga tarihi bıraktın arkanda…

     

     


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları