• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    VİCDANLA YÜZLEŞMENİN GÜCÜ

     

    Devlet veya birey, toplum fark etmez, kendi gerçekleriyle yüzleşmeye cesaret etmedikçe yaşamı kendi kendilerine söylenmiş yalanlarla felakete çevirirler. Bu cehaletin en büyük aymazlığı, kendi yalanlarından bağnaz inanç tanrılarını yaratmalarıdır ve bunu herkese dayatmayı bir hak olarak kendilerinde görmeleridir.

    Bilinmesi gereken; bindirilmiş-güdülenmiş cehalet faşizmi, asla kurbansız durmaz. Güdüsel faşizmi örgütleyen güçlerin hedefinde her zaman “kurban gösterecekleri muhalifler” vardır. Cehalet şovunun bir yerlerde yığınsal kitle toplanması varsa, bilin ki orada birileri için darağaçları kuruluyordur. Eğer şov hayatı ele geçirirse çatışma kaçınılmazdır. Oysa toplumun ruhuna barışla dokunmak, diriltici ve kalıcı etkilere sahiptir.

    Darbeler ve komplolar geleneği, bir ülkede demokrasinin katili olan alışkanlıklardır. Toplum bunu, çok derinden sorgulamalı ve hatırlamalı… Tek adamlık ihtirasları bu geleneğin köklü yıkıcı sonuçlarından biridir.

    Bu yaralı süreçte adil bir rejim inşası ve sürekliliği herkese kazandırır. Rejimin, insanına adil yaklaşım göstermesi; düşünce, dil, kimlik taleplerinin çoğulculuk temelinde çözümlenmesi yaşama saygınlık ve zenginlik getirecektir.

    Ülkede hukuk paradoksu vicdan kanatıyor. Adalete olan güven sıfırlamış durumdadır. Derin bir intikam yapılanması olan Fethullah devlet örgütünün en büyük hukuk(suz)mağduru yine Kürtlerdir.  KCK adı altında komplo teorileriyle hukuksuz bir şekilde on binlerce insanın mağduriyetine neden olundu. Şimdi bu komplo davalarının, sonuçlarıyla ortadan kaldırılmasını bekliyor kamusal vicdan.

    Maalesef rejimin toplumsal ahlakı (doğal hukuku-vicdanı) alttan alta oyması, toplumu korumasız ve edilgen kılmanın önemi bir yöntemine dönüşmüştür.

    Ülke insanının özgür düşünme gücü ve buna bağlı olarak öngörü ferasetini darbelerin karanlık odakları fena sakatlamıştır; bu da siyasal özgürlükleri kullanmayı zayıflatıp ortadan kaldırmıştır.

    Derin otoriter rejim geleneği, halkların hak-hukuk pazarını sokakta kurmalarından nefret ediyor. Hakkın-hakikatin edebiyatını, sanatını, sinemasını, bilimini, felsefesi ve siyasetini düşman görüyor. Bunun yerine kendi çıkarsal despotik istemlerini, halklara zoraki bir ödev diye dayatıyor ve medya tekeliyle işkenceye vardırarak izletiyor.

    Otoriter rejimlerin önyargılarından yakasını kurtarmış toplumların özgür düşünce dünyası, kamusal alanda çeşit çeşit özgürlük ve barış çiçeklerini yeşertiyor gururla.

    Yine etik ve estetik ölçüleri yakalamış politik duyguların, toplumun özgür düşünce sistematiğine çok şeyler katacağı kesindir. Yeter ki toplum olarak rejimin biat ve atalete çağıran çekici yalanlarının cazibesinden kurtulalım.

    Oysa gerçeklerin gücü, yüzleşmenin derinliğinde, samimiyetinde saklıdır. Süslü yalanların çok çok ötesinden bakar hayata vicdanlı yüzleşmeler. Çıkarsal yalanlar toplumsal felaketler yaratırken, samimi yüzleşmeler kalıcı kurtuluşların yol yöntemini yaratırlar.

    Gazali’ye kulak vermekte yarar var:

    “Bazı hekimler der ki, insanlar, dört çeşide ayrılır. Kişi biliyor ve bildiğinin de şuurundadır. Bu faziletli bir âlim demektir. Kendisinin peşinden gidin. Biri de, biliyor; fakat bildiğinin farkında değildir, bu unutma illeti ile hastalığındadır. Onu ikaz edin. Adamın biri de, bilmiyor ve bilmediğinin de şuurundadır. Bu doğru yolu arıyor demektir. Ona doğru yolu gösterin. Adamın biri de bilmiyor ve bilmediğini de bilmiyor. İşte bu tip insan katmerli cahildir. Ondan kaçının.”


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları