• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Werther’den Bize Kalan

    “Bazıları büyük bir insan olarak doğar, bazıları büyüklüğe erişmeyi başarır, bazılarına ise büyüklük kendiliğinden gelir.”
    Kendisine olan hayranlığı ve hırsı yüzünden Malvolio ile çok alay edilir, sosyal konumunun üstündeki mevkilere çıkmaya heveslendiği, buna cesaret ettiği için çok hırpalanır. Ancak uşak, oyunun sonunda fikirlerini hiç değiştirmemiştir: ‘Topunuzdan intikamımı alacağım,” der hışımla sahneden ayrılmadan önce. Karşılıksız Aşk, aynı zamanda Huzursuz Aşk’tır. Sosyal engellerle uğraşacak sabrı yoktur, ayrıca dini konuların dikkatini dağıtmasına izin vermez. Kolay kolay baştan savılmayı reddeder. Bu tip aşk kölelik hallerine dayanmaz, aksine kölelikten azat edilmeyi hedefler. Tamamen özgürlük kavramı üstüne kurulmuştur, hizmet değil. Dolayısıyla, Rönesans döneminde karşılıksız aşk yaşayan insan figürleri çoğunlukla, içinde gizlice, sınıf ve cinsiyet ayrımlarına ilişkin kısıtlamalara karşı çıkma eğilimi taşır. Belki de bu sebepten, Malvolio tüm saçmalıklarına rağmen, On İkinci Gece’nin son sahnesinde vicdanımızı sızlatmayı başarır ve aynı nedenle [Yeter ki Sonu İyi Bitsin] izlerken tüm oyun boyunca kendini beğenmiş Dük Bertram’a karşılıksız bir aşk besleyerek etrafta dolaşan doktorun kızı Helena’nın duygularını anlayışla karşılarız. Çünkü Malvolio ve Helena Shakespeare’nin komedi tiyatrosu saraylarının kalbindeki gerçek modern karakterlerdir. Ergenliğin son dönemlerine gelindikçe, karşılıksız aşk edebiyatı daha da politik bir özellik taşımaya başlar. Düş kırıklığına uğrayan âşık, giderayak daha çok toplumu protesto eden bir kimliğe bürünür. Dünyanın ilk trajik romanlarından biri olan Goethe’nin Genç Werther’in Acıları’nda Alman orta sınıfından parlak ve çalışkan bir genç öğrenci olan kahraman, Charlotte adında bir kadına âşık olur. Problem Charlotte’un bir başkası ile nişanlı olmasıdır, nişanlısı Albert düzgün ve biraz kasıntı bir devlet memurudur. Kadın daha sonra bu adamla evlenir. Önceleri Werther, bu çiftin iyi bir dostudur, hep birlikte uzun geceler geçirilir, şiirler okunur, işlemelere bakılır, Charlotte’un piyanosu dinlenir. Ancak zaman geçtikçe kahramanımız Albert’in yanında giderayak daha çok içine kapanmaya başlar, Charlotte’un yanında ise melankolikleşir.
    Birçok 17. yüzyıl okuruna göre Werther’in kara sevdalı edilgenliği biraz fazla dokunaklı gelir. Hatta Charlotte da sonunda onun devamlı ağlayıp sızlanmasını seyretmek zorunda kalmaktan bıkar: “Bir erkek gibi davran!” der ona. “Sana acımaktan başka bir şey yapamayan bir kişiye olan bu kasvetli bağlılığa bir son ver.” Fransız romancı ve eleştirmen Germaine de Staël, Werther’in kaderinin dokunaklıdan ziyade trajik olduğunu, çünkü romanın kötü bir toplumsal düzen içinde yaşayan hassas bir ruhun çektiklerini anlattığını ileri sürerken muhtemelen haklıydı.
    Kitabın ortalarına doğru Werther, yerel mahkemedeki görevinden istifa eder, çünkü yerel aristokrasinin sürdürdüğü düzeyde bir sınıf ayırımcılığını kabul edemeyecek kadar gururludur.
    Sınıfsal engellerden öte Werther’in baş etmek zorunda olduğu bir diğer konu vardır; coğrafi engeller… O yıllarda Almanya hâlâ birbiriyle bağlantısız küçük prensliklerden oluşan bir yamalı bohça gibiydi. Bir prenslikten öbürüne geçmek kolay değildi. Werther gidecek başka yeri olmadığı için sıkıntıdan patlasa da taşrada oturmaya mecburdu. Evinden ayrılmayı becerememiş ve düş kırıklığına uğramış bir yeniyetme gibiydi.
    Arkadaşına yazdığı bir mektupta, “Bazı kimselerden duyduğuma göre, cins ve asil atlar,” der Werther. “Çok yorgun oldukları veya ateşlendikleri zaman daha rahat nefes alabilmek için içgüdüsel olarak dişleriyle bir damarlarını ısırıp koparırlarmış. Ben de çoğu zaman böyle hisler duyuyorum, bir damarımı koparıp sonsuz özgürlüğü bulmak istiyorum.”
    Başından sonuna Werther’in Charlotte’a karşı duyguları hep iki ucu keskin bir bıçak gibi aykırılık ve tutarsızlıkla doludur. Charlotte’un kendisinin de dile getirdiği bir gerçektir bu: “Korkarım ki, bana sahip olmak için duyulan bu arzunun böylesine cazip görünmesinin aslında tek sebebi imkânsız bir şey olması.” Genç adam ona saplantılı bir tutku beslemektedir. Çünkü kadın, Alman burjuva kültürünün en iyi ve ilerici özelliklerini taşıyan güzel bir örnektir; duyarlı, ihtiraslı ve açık fikirlidir. Fakat aynı zamanda Werther, onu elde edemeyeceğini bildiği için özellikle onu istemektedir. Kadının erişilmezliği bu açıdan kusursuz bir simgedir, onun yoluna çıkan bütün diğer engelleri de simgeler…


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları