Bu Yazıyı Yazdır

NE EKERSEN ONU BİÇERSİN
93 yıllık bu güzelim ülkede halka saygı duyulsaydı... Askere gidenler, üstüne düştüğü kadarıyla vergisini ödeyenler, “devletimiz sağ olsun diyenler” insan yerine konulsaydı... İnsani erdemlerle yaşamları güvence altına alınsaydı... Bugün bu kötü haller ülkemizin başına gelir miydi? Tabii ki hayır… 93 yıllık bu cennet vatanda iktidara gelenler devlete, erke, yönetim gücüne hâkim olmak sevdaları olmasaydı... İktidara gelenler evvel emirde gelecekte yerlerini sağlamlaştırmak yerine, ülkeyi ihya etmeyi, ileriye götürmeyi yeğleselerdi... Bu belalar ülkenin ve ülke insanının başına gelir miydi? Tabii ki hayır… Hükümet olanlar; bu ülkenin insanları beni seçti, o halde hiçbir iç ve dış etkiye kulak asmadan, kabul etmeden, bu ülkeyi ben yöneteceğim, deselerdi, bunca ihtilaller, başkaldırılar, kalkışmalar olur muydu? Tabii ki hayır… İnsana dair evrensel hukuktan esinlenmiş metinler halka layık görülseydi, bu girişimler taraftar bulur muydu? Tabii ki hayır… Siviller “belki de bu erler yakınımız olabilir, komşumuz, yeğenimiz, kuzenimiz olabilir,” diye düşünmeden erleri öyle kırbaçlarlar mıydı? Elitler, çok üst rütbeliler, egemenler kendilerini ülkenin ve ülke insanlarının sahibi olarak görmeselerdi-gördürülmeselerdi, ülke ve bu ülkenin yurttaşları bu denli belalarla karşı karşıya gelir miydi? Tabii ki hayır… İlk günden bugüne; çeşitli bahaneler uydurularak, korku dağları yaratılarak, yapay düşmanlıklar üretilerek, ülke insanlarını ağır ve manevi baskılar altında tutarak, emir komuta zinciri içinde ve emirle ülke yönetme sevdasına girmeselerdi, bu nadide ülke ve insanları biri birine yan bakar mıydı? Ya da silah doğrultur muydu? İki rakip taraftar aynı maçta birlikte otururken, şimdileri aynı tribünde olmaya bile razı olmayacak duruma düşerler miydi? Tabii ki hayır… Misyonerler topluluğu olarak değil de, halka hizmet grubu olarak, iktidara talip olunsaydı bu güzelim vatan ve üzerinde yaşayan insanlarının, kâh o tarafın, kâh bu tarafın anaları ağlar mıydı? Tabii ki hayır… Kısacası; elitler, çok üst rütbeliler ve daha önemlisi hükümetler, ülkeyi ve ülke insanını insani değerlerle yönetmeyi reva görselerdi, bu ülke ve bu ülke insanlarının başına her defasında elli yıl geri götüren lanet olası girişimler olur muydu? Tabii ki hayır… Bütün bunlar olunca aklıma, ”Ne ekersen onu biçersin” atasözü geliyor. 1960, 1971, 1980, 1997, 28 Şubat… Hamam aynı hamam. Yalnızca tellaklar değişik. Hepsi bu kadar, desem yanlış mı söylemiş olurum acaba? İktidarlar, elitler, yönetenler, yönlendirenler halkı için var olmadıkça bu belalar başımızdan eksik olmaz. Biz bıktık, bir de bizi bıktıranlar bıksalar… Dostça kalın. “Diyarbekir 5 No.lu Cezaevi MÜZEYE dönüştürülsün.” “SURİÇİ DÜNYANIN EN BÜYÜK AÇIK HAVA MÜZESİ OLSUN.”

Bu Yazıyı Yazdır