Kadınlar barış istiyor
“Sur, Dargeçit, Nusaybin, Silopi, Cizre… Her gün polis ve asker tarafından kendi mahallesinde yaşayan sivil halk öldürülüyor. Kadınlar öldürülüyor, daha önünde hak ettiği kocaman bir hayat olan çocuklar öldürülüyor, kedilere köpeklere işkence ediliyor ve daha fazlası… Abluka altına alınan yerlerde yaşayan her nefesi, her canlıyı yok ediyorlar. Doktor izinleri kaldırılıyor, hastanelere hazır olmaları söyleniyor, askeri mühimmat, polis, asker sevkiyatı yapılıyor, öğretmenler il ve ilçelerden çekiliyor. Bizler endişeyle seyrediyoruz.
Her yanımızda kol gezen ölümü hiçbir şey yapmadan seyretmeye tahammülümüz yok. Nerede, ne zaman, nasıl bizi bulacak diye beklemeye tahammülümüz yok. Kendi yaşam alanlarımız için de bu böyle; çünkü biliyoruz ki savaş sürdükçe bizlerin de 'güvende' veya özgürce yaşaması mümkün değil.
Aslında ilk değil bu tanıklığımız. Bu topraklarda ilk defa olağanüstü hal ilan edilmedi, ilk defa evler basılmadı. 30 yıl boyunca tanık olduk hepsine. Peki, bu kadar yıldırsürdürülen bu savaş politikaları nereye vardı? Ne çözüm getirdi? Çözümün sokağa çıkma yasaklarıyla, ablukayla, ev baskınlarıyla geleceğine inanıyor musunuz gerçekten? “Güvenlik” adına toplumsal güvensizlik hali yaratıldı, “kamu güvenliği” adına kamunun kendisi yok edildi. Meydanlarda nöbet tutmamıza, katliama dur dememize, sessizliğe hayır dememize bile izin verilmiyor, müdahale ediliyor. Kamusal siyaset yasaklanıyor. Dün yasal olan bugün suçken, bugün kendini güvende, huzurlu sananların yarın başına ne geleceği belli değil.
Bizler Eylül’de Cizre’ye ve Silopi’ye gitmiştik. Oradaki kadınlardan dinlemiştik ablukayı, susuz, yemeksiz ailelerini hayatta tutma hikayelerini. Gözlerimizle görmüştük her birinde kurşun delikleri olan evleri, su depolarını. Şimdi aynı kadınlar bize “Cizre’yle başladılar, bizi yok ederek Cizre’yle bitirmek istiyorlar” diyor. Peki, ne yapacağız?”
Bu satırlar, her kimlik ve inançtan kadınların barış için mücadele ettiği bir zemin olan Barış İçin Kadın Girişimi’nin bildirisinden…
Barış İçin Kadın Girişimi önce Galatasaray’da başlattı barış nöbetini, ardından şehrin diğer meydanlarına taşıma kararı aldı. Kadıköy ve Fatih’ten sonra, barış nöbetini ilçemize de taşımak için Maltepeli Kadınlar olarak BİKG ile birlikte Maltepe Meydanı’nda barış nöbetini ördük.
Maltepe meydanında her kesimden kadınlar olarak “BARIŞ”ın etrafında toplandık. Kadınlar olarak savaş istemiyoruz, ölümün değil yaşamın sesini yükseltmek istiyoruz dedik. Tencere tavalarla, düdüklerimizle, erbane, marakas ve teflerimizle ses çıkardık. Her birimizde öfke, üzüntü, çaresizlik vardı. Zılgıtlarımızla umudu çağırdık. O kadar bağırdık, sesimizi hep beraber o kadar yükselttik ki çaresizlik duygusundan uzaklaşıp dayanışmadan güç aldık.
BİKG’den Maltepe’ye gelen arkadaşlarımızı uğurladıktan sonra hep birlikte çarşıya doğru yürüyüşe geçtik. “Barış hemen şimdi” diye bağırarak, zılgıtlarla, düdüklerle, alkışlarla sesimizi yükselttik. Beşçeşmeler meydanına kadar coşkuyla sürdürdüğümüz yürüyüşün sonunda, birbirimizden aldığımız güç hepimize çok iyi geldi. Her yerde olduğu gibi Maltepe’de de günlük hayatına hiçbir şey olmamış gibi devam eden insanlara “susma, sıra hepimize gelecek” dedik; çünkü bizler biliyoruz ki, Cizre’de savaş sürerken İstanbul’da barış olmaz, olamaz.
Biz kadınlar işte bu nedenle acilen barış politikalarına, müzakereye geçilmesini talep ediyoruz! Ablukalar kalkana, sokağa çıkma yasakları sonlandırılana kadar gerçek bir müzakere ortamı kurulamayacağını biliyoruz. Bu nedenle askeri sevkiyat dursun, ablukalar kaldırılsın, toplumsal güven tesis edilsin, savaşa değil eğitime, sağlığa, kadınlara, toplumsal barışı inşa etmeye bütçe ayrılsın diyoruz!
Maltepeli Kadınlar