Bu Yazıyı Yazdır

"Halk bu ülkede barış istiyor"
Gülistan Koçyiğit örgütlü mücadeleden gelen bir siyasetçi olarak şimdi de Halkların Demokratik Kongresi Eş Sözcülüğü'nü yapıyor. Daha önce Kamu Emekçileri Sendikası'na bağlı Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası İzmir Şubesi Yürütme Kurulu üyeliği, KESK Genel Meclis üyeliğinde bulunan siyaetçi, KJA Derneği, İnsan Hakları Derneği, Dersimliler Derneği üyesi. Rojava Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği'nin eş başkanı da olan Gülistan Koçyiğit ile buluştum ve kendisine HDK'nin çalışmalarını sordum:   Sayın Başkan, bu yoğun gündemde bizi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederim. Ben teşekkür ederim. Hazır siz İstanbul'a gelmişken HDK'yi konuşalım, dedik. HDK neler yapıyor, ne gibi çalışmalar içinde? Buyurun… HDK, darbe ve OHAL'e karşı üçüncü yolu nasıl örecek? Şimdi biliyorsunuz, tabii biz darbeden önce de, 15 Temmuz darbe girişimi başlamadan önceki süreçte de Türkiye'de gerçek anlamda bir demokrasinin olmadığını, özgürlükçü bir ortamın olmadığını herzaman söylüyorduk. Siz de biliyorsunuz, aslında 7 Haziran seçimlerinden sonracumhurbaşkanlığı sarayı ve AKP, o seçim sonuçlarını kabul etmemesi nedeniyle yeni bir seçim sürecine girildi Türkiye’de.  Ve 1 Kasım seçimleri oldu. 7 Haziran seçimleriyle 1 Kasım seçimleri arasında geçen sürede de sürekli şiddet tırmandırılarak Türkiye aslında gerçekten bir savaş iklimine teslim edildi. Yani çatışma, şiddet, kan, gözyaşı ne yazık ki bu ülkenin temel gündemi haline geldi. Ve bizler o günden bugüne kadar, tüm süreçler içerisinde bunun doğru bir yöntem olmadığını, bu ülkenin gerçekten iç sorunlarını hallederek kalıcı demokratik, barışçıl bir ülkeye dönüşmesi gerektiğini sürekli söyledik. Tabii ki, bugünkü söylemleri-sadece bir sözel ifadeden ziyade- biz bunları sürekli alanlarda dile getirdik, meydanlarda dile getirdik. Ve bütün halkla buluştuğumuz yerlerde de bu sözümüzü aslında örgütlü güce dönüştürmeye ve halkla beraber bu anti demokratik uygulamalara, bu asıl sivil darbe ve uygulamalarına karşı da bir direnişi sürekli alanda örgütlemeye çalıştık.Bizim bu süreçten bugüne kadar sürekli dikkat çektiğimiz birkaç tane temel şey, bugün için aslında 15 Temmuz darbe girişimiyle de doğrulanmış oldu. Sadece tabii ki bizim tespitimiz değil, bir bütün demokratik kamuoyunun bu noktada tespitleri vardı. Özellikle Sayın Öcalan’ın barış sürecinde görüşmeler başladığı süreçte cemaate ilişkin yaptığı değerlendirmeler var. AKP’nin barış sürecinden uzaklaştığında, savaşa teslim olduğunda ve savaş politikalarını yaygınlaştırdığında yaşayacağı sonuçlar üzerine birçok öngörüde bulunmuştu. Ve bu öngörülerin bugün için en fazla doğrulananı da işte cemaate ilişkin olan tespitler ve bir darbeler mekaniğinin barış sürecinden vazgeçilmesi durumunda aslında devreye gireceğiydi.  Bugün geldiğimiz ortamda aslında 7 Haziran sonrası da bir darbeydi, bir sivil darbeydi. Yine Başbakan Davutoğlu’nun başbakanlığını düşürerek yerine Binali Yıldırım’ın getirilmesi de bir sivil darbeydi. Seçilmişlere dönük bir darbeydi. Ama 15 Temmuz askeri cunta hareketinin kendisi de askeri bir darbe girişimidir. Bu noktada bizler bir dizi darbeler silsilesi içerisinde yer alıyoruz. Yani bu politik atmosferi görmemiz gerekiyordu. Buna karşılık tabii ki, her yerde olduğu gibi biz üçüncü yolun, demokratik yolun, özgürlükçü yolun, eşitlikçi yolun inşa edilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Tabii bu, insanın olması gereken yer, toplumun bağrı... Yani bu inşanın bu mücadelenin, bu direnişin topluda örgütlenmesi toplum içinde yükseltilmesi gerektiğine inanıyoruz. Zaten hâlihazırda Kürdistan çok ciddi bir direniş var. İşte biliyorsunuz, şu anda bir savaş süreci yürüyor orada. Kentler ablukalar altında. Bugün tanklar şehirlere indi. Kürdistan’da tankların çoktan şehirlere indirdiğini de biliyoruz. Nasıl indi, diye soranlar var. Yani bu tanklar Kürdistan’ın şehirlerinde, Kürtlerin yaşam alanlarını, orada yaşayan halkların yaşam alanlarını çok uzun bir süredir bombalıyor ve şehirlerden geriye ne yazık ki bugün itibariyle enkazlar kalmış durumda. Çok ciddi bir yıkım, çok ciddi bir tahribat var. Biz hem Kürdistan’daki direnişin getirdiğio duruşun sahiplenilmesi gerektiği, hem de bu duruşun aslında Türkiye’nin her yerinde yaygınlaşması gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü orada insanlar şunu söylediler; biz yaşam alanlarımızda yaşadığımız coğrafyadan kendi kültürümüzden, dilimizden vazgeçmeyeceğiz. Bize tanklarla toplarla saldırmak, bizim bundan vazgeçmemizi sağlamayacak. Biz bunun batı için de olması gerektiğini düşünüyoruz. Tam da burada üçüncü yol, diye tanımladığınız bir şık ortaya çıkardınız. Evet. Bu şartlarda üçüncü yolu örmek biraz çetin değil mi? Biliyorsunuz, artık mitinglerinize izin verilmiyor. Üzerinizde baskı var. Bunu nasıl aşacaksınız? Tabii biliyorsunuz, Türkiye olağanüstü bir süreçten geçiyor. Türkiye’nin bütün bu olağanüstü süreçlerden çıkışının, biz özgürlük ve demokrasinin yükselmesi olabileceğini düşünüyoruz ve bunu her yerde de ifade ediyoruz. Bugün darbelerin sonuçları üzerinden konuşmak gerçekten çok kolay. İşte darbe nasıl oldu, niye oldu, kim tetikledi, kim işin içindeydi? Bu işin bir yönü sadece... Ama asıl sorulması gereken meselenin kendisi, “neden bu ülkede işte tabii on yılda bir, on beş yılda bir darbeler oluyor? Kim bu darbeleri yapacak cüreti kendinde buluyor? Bu darbeyi besleyen toplumsal ya da diğer kurumsal mekanizmalar nedir,”sorusu ne yazık ki iyi bir şekilde sorulmuyor. Bu sorulmadığı için de biz darbeler sürecini sürekli üstü üste yaşıyoruz. Bugün itibariyle darbeden sonra ilan edilen OHAL’den sonra, bütün bu OHAL uygulamalarıyla beraber bizlerin mücadelesi çok daha zorlaştı. Ama zorlaştı, diye bundan vazgeçecek değiliz.  Çünkü biz şunu biliyoruz ki, zor olan, zaten her ortamda doğruyu söylemektir. Halkın taleplerini dile getirmektir ve halkın gerçek sesi olmaktadır. Bakınız işte, 7 Haziran’dan sonra üst üste bu ülkeyi savaş iklimine teslim edenler, askere olağanüstü yetkiler vererek Kürdistan’da  bütün savaş suçlarını örtmeye çalışanlar darbe mağduru olarak, mazlum olarak halkın karşısına çıkmışlar ve “Ya bize neler yaptılar?! Görüyor musunuz işte! Bize kurşun sıktılar, kendi paramızla aldığımız kurşunu sıktılar!” diyorlar. Aynı kurşunun çok uzun süredir Kürtlere sıkılan kurşunun bu ülkeye barış getirmeyeceğini görmemiz gerekiyor. Bunun için biz üçüncü yol inşa edilmeli, diyoruz. Bunun için bu üçüncü yolun mücadelesini vermemiz gerekiyor. Tabii ki, bu mücadele tek başına HDK’nin yapabileceği bir şey değildir ama HDK’nin bu noktadaki duruşu çok açıktır, çok nettir. Ve bu noktadaki bütün çağrılarını, girişimlerini her platformda, her koşulda devam ettiriyor.  Bizlerin asıl şeyi zaten tam da burada...  Bu süreç, aslında bizim Ocak ayındaki kongreden aramızda aldığımız kararda da bu vardı; bir demokrasi cephesi ilan edilmesi, Türkiye’nin oluşturduğu bütün sol güçlerin...   Kim bunlar? Yan yana gelmesi noktasında bir çağrımız var ve bu girişimlerimiz de devam ediyor. Bunlar kimler? Kendini solda tarifleyen, bu sisteme muhalif olan, bu sisteme itirazı olan, özgürlükçü ortamın içerisinde olan halkla, bu sistemin bütün anti demokratik uygulamaları altında ezildiğini düşünen her kesimle yan yana durmak ve yan yana mücadele etmek istiyoruz. Bu noktada bütün aslında, itirazı olanların temel ilkelerde buluşmak kaydıyla yan yana durma noktasında bir tereddüdümüz yok. Bir ikircikli halimiz yok. Bu noktada herkesle bu yolu örgütlemeye, bu yolu yükseltmeye çalışacağız. 2016-07-31 14-29-10 Peki, HDK askeri ve sivil darbeye karşı halkları nasıl örgütlüyor, nasıl çağırıyor? Yani şunu söyleyebilirim; bu işler sadece çağrı yapmakla olacak işler değil. Yani asıl olan doğrunun, hakikatin halkla buluşmasıdır. Bugün görüyorsunuz, bugün basında çok tek yanlı sürekli haberler yapılıyor. Yani darbeye koşul oluşturanlar 2002’den beri bütün darbeci kadroları devletin üst kademelerine kadar taşıyanlar, bu kararnamelerin altında imzası olanlar bugün karşımıza çıkmışlar ve “Biz hayret ediyoruz, nasıl böyle oldu gerçekten?!” ifadelerini kullanıyorlar. Yani bu soruyu bize mi soruyorsunuz? Nasıl oldu, sorusunun cevabını en iyi siz biliyorsunuz. Çünkü orada, o kararnamelerde o hukuksuz, liyakatsiz bütün terfilerde sizlerin imzası var. O zaman burada sorulması gereken ne? Biz bunu halkın yüksek sesle de sorguladığı, sorabileceği zemini yaratmaya çalışıyoruz. Bunun için de toplumun bütün kesimleriyle lokal lokal buluşmalar örgütlüyoruz. Bu noktada bugün ( 31 Temmuz 2016)  kadınlarla yan yana geliyoruz. Şu anda bütün bu OHAL uygulamaları ve darbeye karşı tutum alacağız, diye bütün kadınların özgürlük alanları kısıtlanmış durumda. Yine hakeza Alevilerle buluşmalar planlıyoruz. Alevi mahallelerinde Alevilerle yan yana geleceğiz ve onlarla bu sorunları konuşacağız ve nasıl mücadele edeceğimizi birlikte tartışacağımız zeminler üreteceğiz.  Zaten bu noktada Alevi örgütleri de toplantılar yaptılar ve bir dizi kararlarını kamuoyuna açıkladılar. Buradan çıkışın topyekûn bir karşı duruşla, topyekûn bir mücadele ile olacağını bizim bütün muhaliflerin görmesi gerekiyor. Parçalı duruşlar, bütün farklı duruşlarımıza rağmen yan yana gelemeyişlerimiz, aslında mevcut karşı darbe, 15 Temmuz darbesine karşı yürütülen karşı darbe sürecinde, bizleri, halklarımızı zayıf bırakacaktır; güçsüz bırakacak ve bu da aslında karşı darbe sürecinin başarıya ulaşmasına yol açacaktır.   İzmir’deki mitinginiz çok görkemli, çok kalabalıktı. Halk sizden ne bekliyor? Bizim şunu görmemiz lazım; 15 Temmuz’dan sonra AKP’nin bütün çağrıları, sokağa çağırdığı insanlarla şöyle bir atmosferde oldu; yani bir anda sokakta şeriat isteyen, işte idam isteyen ya da sokağa çıktığı zaman işte kadınlara, açık giyinen kadınlara laf atan, taciz eden bir kısım insanlar daha doğrusu sokağa çıktı. Tabii biz sokağa çıkan herkesin bu söylemlerle, bu saiklarla hareket ettiğini iddia edemeyiz, etmiyoruz. Gerçekten bu ülkede darbeye karşı duran çok yoğun bir halk kitlesi oldu ve biz bu noktada halkın bu duruşunu da selamlıyoruz. İlk defa bir darbe, halk gücüyle engellenmiş oldu ve bu Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir ilk olması nedeniyle de önemli... Belki bundan sonra darbelere tanıklıketmeyeceğiz bu tarihsel eşikten dolayı... Ama bu sokağa çağrılan kitlenin tek yanlı çağrılması ve orada tek sesin, tek yönlü sesin çıkması toplumun geri kalanında çok ciddi bir tehlike ve panik yaratıyor. Güvensizlik hali var. Örneğin Aleviler... Örneğin kadınlar... Örneğin gayrimüslimler... Örneğin bu ülkenin ötekileri... Kürtler... Gerçekten tedirginler şu anda. Ne olacağına dair kaygı içindeler. Bu anlamda İzmir’deki miting toplumun ötekilerinin de darbeye karşı durduğunu ama darbeye karşı durunkenki anti demokratik uygulamalara da, karşı darbeye de karşı olduğu meselesini bize bir kez daha gösterdi. Halk bu ülkede barış istiyor, bu ülkede normalleşme istiyor. Anayasanın özgürlükçü bir anayasaya çevrilmesini istiyor. Yani biliyorsunuz, darbeden, karşı darbeden bahsediyoruz ama 12 Eylül anayasası şu anda uygulamada... Ya da bir darbe bastırılırken, 12 Eylül’ün ürün olan bir OHAL yasası ile şu anda bütün önlemler alınmaya çalışıyor. Yanidarbe engellenirken darbe yasalarından güç almak, darbe yasalarıyla buna karşı durmanın kendisi gerçekten ironik bir durumdur. Ama biz bunu yeni söylemiyoruz. Bu ülkenin demokratikleşmesi lazım... Bu ülkenin özgürlükçü bir hale bürünmesi lazım. Bunun yolu eşitlikçi, daha özgürlükçü bir anayasa yapmak, ezilenlerin sisteme katılımını sağlamaktır. Bütün ötekilerin kendilerini güvende hissettikleri bir mekanizmayı oluşturmak durumundayız. En başka Kürt sorununun barışçıl bir biçimde çözülmesi gerekir. Alevi sorununun barışçıl bir şekilde çözülmesidir. Eh, bunlara kulağını tıkayan hükümet -bugün işte gerçekten şaşkınlıkla izlediğimiz- demokrasi havalisi kesilmiş; meydanlarda demokrasiden, barıştan, özgürlükten bahsediyor. Biz de bunu büyük bir şaşkınlıkla izliyoruz. Gerçekten demokratlığın en bariz örneğidir bu, diye düşünüyorum. Demin dediniz ya, kitleleri sokağa çağırdılar... Siz de öyle bir çağrıda bulunabilecek misiniz? Kitleleri anti demokratik uygulamalar karşı sokağa çağırabilecek misiniz? Ya da çağıracak mısınız? Tabii ki çağırıyoruz. Şimdi biliyorsunuz, HDK olarak bizim bir siyasal partimiz var; HDP... HDK tarafından kurulmuş ve şu anda 59 milletvekili ile parlamentoda temsil edilen partimiz... Onun dışında bölgesel bileşenimiz olan Demokratik Bölgeler Partisi, yine bölgesel bileşenimiz olan DTK var; Demokratik Toplum Kongresi... Bütün bunlar var. Yani Kürdistan ayağını destekleyen DTK ve DBP ve HDP ile batı sahasını, Türkiye sahasını da HDP ile beraber örgütlediğimiz bir mitingler süreci... Yani daha doğrusu bu dönemin öncü gücü bizim için Halkların Demokratik Partisi’dir. Alanlarda olacak, mitingler örgütleyecek ve bu mitinglerde demokratik bütün kamuoyuna seslenecek. Aslında sol-sosyalist güçlerle beraber -sadece HDP çağrısıyla değil aslında- bütün o güçlerin de ortaklaştığı eylemler, bir dizi mitingler örgütleyeceğiz.  Bu anlamda İzmir mitingimiz gayet başarılıydı, gayet iyiydi. Bundan sonra diğer illerde de mitinglerimiz olacak. Bütün bu süreçler içerisinde HDK’nin il-ilçe yürütme kurulları, delegeleri yani meclis üyeleri de aktif bir şekilde sürecin içerisinde bu miting çalışmalarına katılmaktadır zaten. 2016-07-31 14-28-58 HDK’nin önümüzdeki süreçte en önemli öncelikleri ne olmalı, ne olacak? Şimdi bu ülkede biz şunu çok iyi biliyoruz. Türkiye Cumhuriyeti devleti kendi iç sorunlarını çözmediği sürece hiçbirimizin bu ülkede kendini eşit, özgür hissetme şansı yoktur. Bu ülkenin sorunlarının çözülme şansı da yoktur. Bunun için temel önceliklerimizden birincisi, bu ülkenin gerçekten 2013’teki barış sürecinin koşullarına evrilmesi için mücadele etmek... Yani Kürt sorununun demokratik bir yöntemle çözülmesi için mücadele etmektir. İkincisi, biliyorsunuz bu Kürt sorununun şiddetlenmesi üzerinden, aslında şiddetin bir tercih olarak topluma dayatılması üzerinden kutuplaştırılan, ayrıştırılan ve her gün karşı karşıya kalınan toplumsal kesimler var. Bu şiddet ortamında emeğe dönük, kadına dönük çok ciddi saldırılar var; yani Türkiye metropolleri açısından... Bütün bunların karşısında durmak da bizim açımızdan birincil önceliklerden birisi. Ve Kürt sorununun demokratik çözümünün ana anahtarı olan Sayın Öcalan’ın özgürlüğünün ve güvenliğinin sağlanması noktası, bizim de önceliklerimizden birisidir. Zaten yarın (1 Ağustos 2016) bir basın açıklaması da yapacağız. Sayın Öcalan’la görüşüldüğü noktada, Sayın Öcalan’ın tekrardan inisiyatif aldığı ve bu sürecin içine dahil edildiği bir noktanın Türkiye’nin önünü açacağını, Kürt sorununu çözülmesi noktasında çok ileri bir adım olacağını görmemiz gerekiyor. Kürt sorununu çözmüş, Alevi sorununu çözmüş bir Türkiye’nin Ortadoğu’da da bir güç olacağını, Ortadoğu’daki barışa da katkı sunacağını çok iyi görmemiz gerekiyor. Bugün Ortadoğu bir cadı kazanı... Her tarafı kaynıyor, halklar birbirini boğazlıyor ya da oradaki IŞİD-vari barbar çeteler insanları, oradaki halkları boğazlıyor. Ve buna karşı yürüyen bir özgürlük mücadelesi var. Türkiye burada, gerçekten kendi ülkesindeki Kürtlerle barışırsa Ortadoğu’daki, mesela Suriye’deki Rojava bölgesine yansıyacaktır, Ortadoğu politikalarına yansıyacaktır. Ve burada aslında bütün bölgenin kalıcı barışa evrilmesinin önündeki çok ciddi bir sürece ev sahipliği yapacaktır. Ama asıl önemlisi, artık biz sorunlarla yükü gittikçe ağırlaşan ve toplumu bir arada tutmakta zorlanan bu ülkenin, aslında kendi sorunlarını aştığı noktada bu darbeler mekaniğinden, bu anti demokratik süreçten çıkarak başka bir vizyona, başka bir Yeni Türkiye’ye gerçekten uyanacağını düşünüyoruz. Bu, AKP’nin 2023’teki yeni Türkiye’si değil, Halkların Demokratik Kongresi’nin ve onun partisinin sunduğu, öngördüğü yeni bir Türkiye olacaktır. HDK bundan sonra nasıl genişler? Biliyoruz ki, sizin gözlemci üyeleriniz var, dışarıdan izleyenler var. Bundan sonra nasıl genişler HDK? Biliyorsunuz, yani savaşın, şiddetin, OHAL gibi uygulamaların olduğu yerde toplumsal muhalefet ister istemez bir geriye çekilişi, bir gerilemeyi yaşıyor. Bu, doğal toplumsal bir realite... Bizim daha çok kendi örgütlenme tarzımız, meclis tarzı örgütlenme...  Sorun alanları üzerinden örgütleniyoruz. Yani insanların hayatına değecek yerlerde mücadele etmek gibi özgün bir perspektifimiz var. Yani bugün kentsel dönüşüm bizim ana gündem maddelerimizden biri... Bugünyoksul bütün mahallelerde yaşanan kentsel dönüşüm, kentsel rant bizim ana sorunlarımızdan biridir.  Ekolojik yıkım bugün bizim için ana sorunlarımızdan biridir. Bugün kadınlara karşı yürütülen cinsiyetçi politikalar ve eşitsiz uygulamalar bizim ana sorun alanlarımızdan biri. Bütün bunlara dokunabilmek, bu sorunlar üzerinden aslında toplumu örgütlemek gibi genel bir yaklaşımımız var. Bunun için olabildiğince farklı toplumsal kesimlerle mücadele ediyoruz. Siyasi aidiyeti farklı olabilir, farklı dünya görüşü olabilir, farklı perspektif taşıyabilir ama bu insanın kendisini ifade edeceği partiler dışında bir mekanizmaya ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz, bunu da biz meclis olarak ifade ediyoruz. Eğer bizler toplumun bağrında meclisleri inşa edebilirsek -bizim temel yaklaşımımız budur, mücadelemiz bunun için- yani sokakta, mahallede mahalle meclislerini, sokak meclislerini kurduğumuzda oradaki bütün örgütler, orada yaşayan bütün halklar o mecliste kendilerini ifade ettikleri zaman, aslında biz o zaman kendi düşündüğümüz anlamda bir örgütlenmeye de ulaşmış olacağız. Ve bugün siyaset üzerinden toplumu kutuplaştıran, herkesi bir kalıba sokmaya çalışan o önyargılara o duvarları da örmüş olacağız. Yani halkın gerçek gündemine dokunmaya çalışacağız. Temel örgütlenme modelimiz budur. Dediğim gibi bu kısa vadede hemen olabilecek bir şey değil. Yani mahalle meclislerimiz, şu andaki mahalle komisyonlarımız bu süreci örgütlemeye çalışıyor. Tabii onun dışında biliyorsunuz, Halkların Demokratik Partisi sonuçta HDK’nin kurduğu bir parti ve onlar da mahalle komisyonları kuruyorlar. Bu mahalle komisyonları aynı zamanda bizim mahalle meclisleri örgütlememiz için de bir özgün çalışma biçimi olacak. Yani HDP mahalle komisyonlarını kuracak ve bu mahalle komisyonları üzerinde de bizler aynı zamanda mahalle meclislerimizi örgütleyeceğiz. Tabii ki, bu ana kadar hala HDK’nin bileşeni olmayan toplumsal kesimlerin de HDK bileşeni olması noktasında da... Ben de bunu söyleyecektim; bizim aracılığımızla bir çağrı yapmak ister misiniz topluma? Evet, bütün toplumsal kesimlere ve çevrelere çağrımızdır; bugün hâlihazırda şu anda yürüyen en geniş çatıdır HDK. Halkların Demokratik Kongresi bir çatı örgütüdür. Bu çatı örgütünün daha da genişlemeye ve daha da büyümeye ihtiyacı olduğunu söylüyoruz ve bu noktadaki kesimlere çağrımızdır,  Halkların Demokratik Kongresi’ne gelsinler. Halkların Demokratik Kongresi’ni bir bileşeni olsunlar ve hep beraber bütün farklılıklarımızla beraber biz toplumu örgütleyelim. Farklılıklarımız bizim zenginliğimizdir, farklılıklarımız bizim güzelliğimizdir, diyoruz ve bu noktada da herkese çağrıda bulunuyoruz. Çok teşekkür ederim. Ben teşekkür ediyorum.

Bu Yazıyı Yazdır