Bu Yazıyı Yazdır

KUTSALLAR ve KURALLAR
Devletin; kutsalları ve kuralları azaltmak, ancak kalan kutsalları ve kuralları işler hale getirmek gibi bir görevi olmalıdır.   Kutsalların ve kuralların çok olduğu ülkelerde, insanlar neyin kutsal, neyin kutsal olmadığı konusunda ikilemde kalır. Böyle bir kural var mıydı, yok muydu korkusu hakim olur. Bu ikilem yurttaşlara, korku ve tedirginlik olarak geri döner. Bıkkınlık verir. Hayat yaşanır olmaktan çıkar.   İlerlemiş, batılı devletlerde, anayasaların kısa ve az maddeli olması bundandır. Örneğin Amerikan Anayasasını ‘vergini tam ödeyeceksin, ülkeni seveceksin,’ diye özetlemek mümkündür.   Ayrıca, kutsallar ve kurallar, o ülkede yaşayan tüm insanların kutsayabileceği ortalama kutsallar ve kurallar olmalıdır.   Aşırı kırmızıçizgi, toplumları, ulusları kırmızılaştırır.   Bu ne demektir?   Kan her yerde görünür olur. Yer altı devreye girer. Ayaklı gazeteler tiraj yapar. Bunu da hiçbir ileri, demokratik yönetim istemez, kabullenmez.   Yapılan araştırmalar, ülkelerin geri kalmışlığının, kutsallarının ve kırmızıçizgilerinin çokluğuyla doğru orantılı olduğunu göstermiştir. Örneğin İngiliz Krallığının hala yaşıyor olması, Hyde Park gerçeği ile ilişkilendirilebilir. Serbest kürsü niyetine, rahatlama yeridir.   Devlet kendini kutsallaştırdıkça, yurttaşlar kendini yetim sanır.   Demokratik az kutsallı ülkelerde, bu durum hiç de istenmeyen bir realitedir.   İleri ülkelerde devlet yurttaşları için anadır. Bu ana çocuğu için var olur. Onu sarar sarmalar, kem gözlerden uzak tutar. Yani devlet, varlık nedeni olan yurttaşlarının üzerine titrer.   Hal böyle olunca halk devletine sığınır, güvenir, sever. Yani halk, devleti başı dara düşünce baş koyacağı ana kucağı olarak görür.   Geri kalmış, demokrasinin fenerle arandığı ülkelerde devlet babadır. Haklıdır, güçlüdür. Ulaşılmazdır. Verdiğimle yetin, diyendir. Yani devlet otoritedir; sever, döver, ettiğinden sual olunmaz. Onun sözünün üstüne söz söylenmez.   Hal böyle olunca, halk devletinden kopar. Sığınacak bir başka yer arar. Sapaklar olabildiğince çoğalır. İnsanlar içine kapanır, ki en tehlikeli olanı da budur.   Kutsallar ve kurallar azaldıkça toplumda uyum ve hoşgörü hâkim olur. İnsanlar daha rahat nefes alır. Yaşadığının farkına varır. Devletine bağlılığı, güveni ve sevgisi tavan yapar.   Yani devlet gerçekten bir ana olur yurttaşına.   Yurttaş ise, elini esirgemez devletinden. Devletini, göz bebeği gibi korur.   Devlet, halkının hizmet kurumu; devlet adamı ise halkının hizmetkârı olmalıdır.   Bugünkü yazımı ekonomi, politika, sosyoloji ve psikoloji alanındaki yazılarıyla tanınan John Stuart  Mill (1806-1873) in şu sözü ile bitirmek istiyorum:   “Bir devletin değeri onu meydana getiren kişilerin değerine eşittir.”    “Diyarbekir 5 No.lu Cezaevi, MÜZEYE dönüştürülsün.” “SUR İÇİ DÜNYANIN EN BÜYÜK AÇIK HAVA MÜZESİ OLSUN!” RECEP YILMAZ recepyilmaz46@gmail.com      

Bu Yazıyı Yazdır