Bu Yazıyı Yazdır

DİK DUR VE GÜLÜMSE
    Haberleri okumak artık bir insanın kendisine yapacağı en büyük kötülük ya da insanın içini acıtmasının en kestirme yolu… Haberleri izlerken veya dinlerken bu kadar kötücül bir dünyaya insan nasıl katlanabilir sorusu takılıyor akıllara…   —Obüs atışlarıyla IŞİD’e yönelik Cerablus operasyonu başladı.   —Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, Türk savaş uçaklarının Suriye’nin kuzeyindeki YPG hedeflerine düzenlediği operasyonda, köylerdeki en az 35 sivilin yaşamını yitirdiğini, 50’den fazla yaralı olduğunu duyurdu.   —DAİŞ ve YPG tehdit olmaktan çıkarılana kadar operasyona devam…   —TSK, gücünden hiçbir şey kaybetmediğini gösterdi.   —Devlet Tiyatroları, yabancı oyunları programından çıkardı.   —“Aslı içerideyse, hiçbirimiz dışarıda değiliz”   —Cizre Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü binasına bomba yüklü araçla saldırı düzenlendi. Saldırıda 11 polis hayatını kaybetti, 75'i polis 78 kişi yaralandı.   —Şemdinli’de yaşanan çatışmada iki asker hayatını kaybetti, üç asker yaralı.   —Che 39 yaşında öldürülen, bizzat kendisinin infazlar yaptığı bir katil kişilik.   —Azadiya Welat’a polis baskını: 27 çalışan gözaltında, gerekçe ‘örgütsel toplantı’   —27 Mayıs’tan bu yana haber alınamayan DBP Şırnak İl Yöneticisi Hurşit Külter’in akıbeti tam 96 gündür bilinmiyor…   Sadece bir haftada yaşananların bir kısmının yer aldığı haberler. Savaş, çatışma, ölüm, tutuklamalar ve anlamı kendinden menkul açıklamalar… Ne hazindir ki çok uzun zamandır tünelin ucundaki aydınlık özlemindeyiz toplumca…   Yavuz Sultan Selim köprüsünün bütün “en”leriyle açılması belki bu haberler üzerine bir sevinç nedeni olabilirdi, kuzey ormanları olmasaydı eğer… Oysa köprünün adıyla bile sentetik bir tartışma yaratıldı. Evet, köprünün açılışı her ne hikmetse Çaldıran savaşının sonuna denk geldi, evet ortada büyük bir katliam vardı… Ama biz isim üzerinden tartışma yürütürken bu ülke adım adım savaşa, koşa koşa kutuplaşmaya gidiyor. Oysa ne ekonomi, ne kayyum, ne de hızla değiştirilen kültürel doku konu oluyor bu arada.   Ve Che meselesi, hemen ardından açıklaması yapılan bir laf-ı güzaf… Sosyal medyanın gündemine düşerken asıl sorunlar yine perdeyle kapandı, bir algı operasyonu daha… Kıtalar ötesinde birinin katil demesiyle ismi karartılamayacak bir kahraman iken Che, elbette birilerinin gençliği için eşkıya olacak. Unutulmaması gereken iktidarlar bir ülkenin gerçeği olabilirler ama doğruları değildir. Öyleyse söz boşluktaki yerini alsın, gerçek nasılsa tüm dünyanın gözlerinin önünde…   Bu arada edebiyatın, barışın ve devrimin çınarı Vedat Türkali bu dünyadan alacaklı olarak sonsuza uğurlandı. Ardından hepimizin hayatına dokunan romanlarını ve yüreklerimize hiç yaşlanmayan inancını bırakarak ayrıldı aramızdan.   Bu kadar olumsuz haberin arasında, kötücül dünyanın ortasında Vedat Türkali gibi bir değerle aynı topraklarda yaşamak bize hem teselli hem onurdur. Üstelik kara kapkara bir cehaletin, fütursuzluğun iktidarında bir gülümsemedir yüzümüzde… Che’nin de bir selamını almaktır, “Dik dur ve gülümse. Bırak neden gülümsediğini merak etsinler.”   Vedat Türkali’nin Kayıp Romanlar kitabında, “ Ne serüvenlerden geçecek bu dünya kim bilir? Pusuda ne acılar bekliyor daha mutluluk düşündeki insanları! "Herhal ilerdedir yaşanacak günlerin en güzelleri." Büyük Nazım'ın özlem dolu dizesini yinelemek hiç değişmeyecek yazgımız mıdır yoksa?”   Her şeye rağmen değişecek bir yazgı olduğunu düşünelim, mavi patiskaları yırtan karanlığın aydınlanacağına inalım, ustaya sözümüz bu olsun… Bekle bizi PİRHASAN…

Bu Yazıyı Yazdır