Bu Yazıyı Yazdır

Toplumsal tepkisizlik
12 Eylül, Pazar Kurban Bayramı’nın birinci günü; metrobüste şort giymiş bayan bir hemşireye çok ama çok çirkin bir saldırı düzenlendi, uçan tekme atıldı hepimizin bildiği gibi. Hele saldırganın savunmasına bakın; “Şort giymişti tahrik oldum. Eğer üzerinde eşofman ya da pantolon olsaydı tekmelemezdim. Pantolon giyseydi daha az tahrik olurdum.” demiş. Halk arasında çokça söylenen bir söz aklıma geldi. O da şu; “İte bak yattığı yere bak.” Halkımızın deneylere dayanarak söyledikleri ve günümüze kadar gelmiş sözlerine bayılıyorum. Nasıl da çuk diye oturtuyorlarmış. Ya saldırı sırasında en azından olayın gerçekleştiği anda yakında bulunup yalnızca seyredenlere ne demeli? Yine gazetelerden okuduğumuza göre; yolculardan bir kısmı;”Biz eşi (kocası) sandık.” demişler. İnsana, hele hele bir kadına bakış açımız gün geçtikçe ne kadar çirkinleşiyor, inanamıyorum. Olaya sessizliğin çirkinliğine, vahametine bakın. En ufak bir olayda kıyametler koparan yetkili ve etkililer, sivil toplum örgütleri üç maymunu oynuyorlar. Neyse ki; bu çirkin mi çirkin olay üzerine medyadan okuduğumuza göre Başbakan Binali Yıldırım; “Hoşuna gitmeyebilir. Mırıldanırsın.” demiş. Ah gözünü sevdiğim halkım. Neyse ki günümüze kadar gelmiş o güzel sözlerin var. İşte bir tanesi daha. Hani o özür dileyeyim derken daha büyük suç işleyenler için söylenmiş olan bir söz var ya.“Sucu kabahatinden büyük…” Olay çok vahim. Sadece bir akıl hastasının ya da bir meczubun ya da özel hayata müdahaleyi kendine görev edinmiş bir şaklabanın eylemine benzemiyor gibi. Baksanıza yaptığı eylemi gerek poliste gerekse adliyede büyük bir güven içinde, yeterince cince ve akıllıca anlatıyor. Aynı şaklaban ya da her kimse, bu olayı Avrupa’nın her hangi bir kentinde gerçekleştirebilir miydi? Buna cesaret edebilir miydi? Tabi ki hayır. İnsan hak ve özgürlüklerinin sıkı sıkıya korunduğu gerçek demokratik, laik bir ülkede yapabilir miydi? Tabi ki hayır. Ama “Burası Türkiye hemşerim.” derseniz diyecek sözüm olmaz. Ama sözümüz olmalı. Gerçekten olmalı. Zaten bu işler adeta planlı ya da ön görülmüş gibi bu fiilleri işleyenler ya akıl hastası ya da meczup denilerek salıverilmiyor mu? İnsanoğlunun aklına yüzlerce senaryo geliyor. Bakın Albert Einstein ne diyor; “Dünya yaşamak için tehlikeli bir yer. Ama kötülük yapanlar yüzünden değil. Durup seyreden, onlara ses çıkarmayanların yüzündendir.” Büyük mucit Albert Einstein; sanki bizi anlatmış. Kızına şehvet duyan, anasının diz kapağından tahrik olan ve dindar nesil diye geçinen bir zihniyetin olduğu bir ülkede gelinen son nokta bu olur işte… Şimdi gelelim sadete. En azından bu son olacağa benzemeyen çirkin olay karşısında susacak mıyız? Durup seyretmekle yetinecek miyiz? Bence hayır. Kimsenin bir şey yapması için demiyorum. Ancak ben olsam bayanların yerinde, olayın gerçekleştiği günü, “Şort Giyme Günü” ilan ederim. Her yıl inadına 12 Mart günü şort giyerim. Tabi ben olursam diyorum. Kimseye bir şey yap demek haddim değil. Çünkü tepkisiz kalınırsa her geçen gün Türkiye yaşamak için tehlikeli bir ülke durumuna düşer. Bu ve benzeri olaylar, önü alınamaz bir hale gelir. Diyarbekir 5 Nolu CezaeviMÜZEYE dönüştürülsün.” “SUR İÇİ; DÜNYANIN EN BÜYÜK AÇIK HAVA MÜZESİ OLSUN.” “SURİÇİ ESNAFINA ELVERELİM.

Bu Yazıyı Yazdır