BİRLİK OLMAYINCA BARIŞ OLMAZ
Hemen hemen hepimiz barışı pelesenk ettik. Her yazımızda, her sohbetimizde barış diyoruz! Barış diyoruz! Barış diyoruz! Ama barışın olması için öncelikle kişilerin barışı sevmesi gerekir. Elitlerin, egemenlerin, yönetenlerin ise barışı sevmenin yanında. insanı sayması gerekir. İnsanların varlıklarını kabul etmesi gerekir. E, bütün bunlar olmayınca barış nasıl sağlanır ki?! Barış bitki değil ki, bu sene ek, seneye verim al… Ya da üç ay beş ay sonra meyvesini versin.
Barış aslında en kolay ancak tahsis edilmesi en zor iştir. Bunu becermek için elitlerin, egemenlerin, yönetenlerin barışı istemeleri, ancak bu isteklerinde samimi olmaları ön koşulu vardır.
Cumhurbaşkanları ‘barış’ diyor. Başbakanlar ‘barış’ diyor, bakanlar ‘barış’ diyor, her partiden milletvekilleri ‘barış’ diyor. Türkiye’de yaşayan tüm kesimler de ‘barış’ diyor. Ama barış yok; yakınlarda görünmüyor.
Niye?
Çünkü cumhuriyetin kuruluşunda söylendiği üzere yönetenler halka güvenmiyordu. Düşünen insanların peşine bir ajan ya da polis takıyordu.
Bu yetiyor mu dersiniz, tabii ki hayır. Görevlendirilen o ajan ya da o polisin de arkasına başka bir ajan ya da bir polis takılıyordu. İşte bu nedenle önce yönetenler, elitler halkına güvenecek. Tabi güvenmek için de pir u pak olmak gerekir.
Barışın olması için yönetenler “Önce insan” diyecek. Bütün bunlar olunca halkların özünde barış vardır, hemen barışıverirler. Zaten onların küskünlük diye bir sorunları yok. Onlar zaten aslında hep ‘barış’ dediler, hep barışı istediler.
Bizi birbirimize düşürenler dış güçlermiş. Yok canım sende! Hele biz bir iç barışı gerçekleştirelim. Dış güçler halt etmiş.
Yönetenlerin fikirlerine karşı alternatifler yasaklanır ya da hoş görülmez ise her geçen gün durumun vahameti artar. Barış gün geçtikçe bizden uzaklaşır.
Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan, yeni yapılan Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nden hileli geçiş yapan ağır tonajlı kamyon şoförlerini eleştirirken, “Kimse krallık yapmasın. Krallar değil kurallar olur,” dedi.
Bakanın da dediği gibi barış ancak kralların değil, kuralların işlediği zaman tahsis edilebilir.
Ağzına sağlık Sayın Bakan.
Krallık yapılırsa kurunun yanında yaş da yanar.
Krallıkla yönetilen ülkelerde barıştan söz etmek zaten olası değil.
Barış neden bu ülkede tahsis edilemiyor?
Çünkü bu ülkede “Barış bir bardak su olsa, çölde olsam bile içmem,” diyenler var, çoğunlukta olmasalar bile.
Ama nesilleri tükeniyor.
Peki; ne zaman barış gelir bu ülkeye?
Söyleyeyim...
Ne zaman ki Suruç’ta bombalara, havan toplarına hedef olanları, Ceylanpınar’da yaşamını yitirenleri hep birlikte sahiplenirsek...
Ne zaman ki bu coğrafyada kaybedilen, katledilen her can için aynı ölçüde aynı acıyı hissedersek...
Ne zaman ki bir ölüye hep birlikte ağlayabilirsek...
Ne zaman ki bizi sömürenler, dövenlere karşı “Bir gün beni döven, ertesi gün seni döver,” diyebilirsek; işte o zaman Barış'ı sağlayabiliriz, bu ülkede. Yani empati beyler, empati.
Bu coğrafya barışsız yaşayamaz.
Barışsız yaşanmaz.
Barış olmayınca dirlik olmaz daha da önemlisi birlik olmaz.
Şu da iyi bilinmelidir ki birlik olmayınca da barış olmaz.
Dostça kalın…
“Diyarbekir 5 Nolu Cezaevi, MÜZEYE dönüştürülsün.”
“SUR İÇİ; DÜNYANIN EN BÜYÜK AÇIK HAVA MÜZESİ OLSUN.”