Bu Yazıyı Yazdır

KANIKSA-MA
Bazı Psikiyatri uzmanlarına göre insanın doğasında var olan şiddet, çevreyle desteklenince korkunç boyutlara ulaşabiliyor. Şiddetin mutlaka birçok nedeni vardır. Mitolojide şiddeti Ares temsil eder. Ares, Zeus ve Hera’nın çocuklarıymış. Zeus ve Hera sık sık kavga eder, diğer tanrılarında huzurlarını kaçırırlarmış. Bu kavgalardan bıkan Zeus gündüzleri çalışır geceleri de zevk âlemlerine dalarmış. Evde bulunan Hera bütün hırçınlığını ve şiddetini oğlu Ares’e yansıtırmış. Bu olumsuz koşullarda büyüyen Ares seri halde kötülükler yaparak herkesin nefretini kazanmış. Sadece zevk için insanları birbirine düşüren, milletleri birbirine saldırtan, mutlu bütün ortamları dağıtan Ares’in iki de yardımcısı varmış. Phobos (dehşet) ve Daimos (korku). Ares’in en büyük düşmanı, kadın görünümünde zekâ tanrıçası Athena ise doğruluk, insani değerler ve yüksek idealler uğruna savaşanları, Ares’e karşı korurmuş. O dönemde mazlum halkların koruyuculuğu, insani değerlerin savunulması Athena’ya; anarşi, sömürü ve terörün temsiliyeti de Ares’e verilmiş. Bu anlatıya göre, şiddetin tarihi insanlık tarihi kadar eski. Bir başka ifadeyle şiddetin nedeni çok derinlerde… Şiddete doğanların şiddeti doğurması yanı sıra, bir başka somut realite şiddetin kanıksanması maalesef… Kanıksamak sözlük anlamı olarak “alışmak, çok tekrarlama sebebiyle etkilenmez olmak” anlamına gelir. Başka bir deyişle “tekrardan kaynaklı alışma...” Oysa burada mantığın kabul etmekte zorlandığı bir nokta var; alışmak her zaman olumsuz değildir ki… Kanıksamak, ‘alışmak’tan ziyade “duyarsızlaşmak” manasında kullanılır. Haber bültenlerine bakıldığında, önemli bir bölüm şiddet haberlerine ayrılır. Kaldı ki kalan kısmında da şiddet içeren söylemleri sıklıkla duymak mümkün… Son zamanlarda sadece toplu taşıma araçlarının sürücülerinin maruz kaldığı şiddet bile başlı başına büyük bir vahamet. Giderek sayıdan ibaret olan kadın cinayetlerini, çocuklara uygulanan şiddeti, sokakların tekinsiz öfkesini ve daha da fazlasını anlatmaya bu köşe yetmez. Tüm bunların siyasal, sosyal, psikolojik nedenlerini unutmadan; kanıksanmanın bu denli sıradanlaşması ve kaçınılmaz hale gelmesi çok daha büyük tehlike insanlık için. ''Bir insan acı duyabiliyorsa canlıdır. Başkasının acısını duyabiliyorsa insandır,'' diyen Tolstoy’ a karşılık başkalarının acılarını duymak bir yana hissizleşmek gibi bir tablo şu an yaşanılan. Ve en can yakan soru; insan her olumsuzluğu kanıksamayı neden kanıksar?   Kanıksamanın bir yaşam biçimi haline geldiği böylesi zamanlarda, umut edip beklemek gerek... Sorumlulukları unutmadan ve kaçmadan! Kanıksamanın bir tür kabulleniş olduğunu ve insana dair tüm duyarlılıkların zehri olduğunu unutmamak gerek… İfade etmenin ve paylaşmanın derin olanaklarıyla, insan kalınacaktır! Acıyı, ölümü, zulmü kanıksayan canlının giderek arttığı puslu zamanlarda, başkasının acısına ses veren insana ne kadar ihtiyaç var?

Bu Yazıyı Yazdır