"VARLIĞINI SARAYIN VARLIĞINA ARMAĞAN EDEN ÇOCUKLAR"
Kaç çocuk doğurmalıyım? Nasıl gülmeliyim? Nerde ne zaman konuşmalıyım? Bir erkekle aynı evde yaşayabilir miyim? Kürtaj yaptırabilir miyim? Tecavüz sonucu hamile kalsam, kürtaj hakkımı kullanabilir miyim? Saat kaçta tecavüze uğrasam cezasız kalmaz?
Buna benzer birçok sorumuzun cevabını veren Akp, artık "Hangimiz daha vatanseveriz?" sorusunu da yanıtladı. Kukla başbakanımız Davutoğlu "Bizim için doğum yapan kadın hem mübarek bir görev yapıyor hem de vatani bir görev yapıyor" dedi. Yani davutoğlu daha fazla kurban istiyor, saray için ne kadar asker doğurursan o kadar kadınsın diyor. Doğurduğunuz çocuklar bu sarayı ayakta tutmak için can verecekler, siz de o kadar vatanperver kadınlar olacaksınız diyor. Bizi şaşırtmadın Davutoğlu.
Militarizmin devamı için erkeklerin erkekliğinin, savaşçılığının, kadınlarınsa doğurganlığının, övülmesi, yüceltilmesi gerekiyor. Erkekler daha da vahşileşmeli, kadınlarsa savaşacak ve bu kültürün aktarımını ve yeniden üretimini sağlayacak çocuklar getirmeliler dünyaya. Savaşın yükseltildiği dönemlerde ise militarizm bu çirkin yüzünü daha da çok gösterir bizlere, özellikle de biz kadınlara. Bir yandan canımızı ciğerimizi sökerler, evladımızı, sevgilimizi, kardeşimizi, babamızı alırlar bizden fakat diğer yandan övmeyi, mükafatlandırmayı da unutmazlar. Bir tür teşvik aslında;
Artık daha fazla çocuk doğurmalıyız.
Daha fazla asker.
Savaş iyiden iyiye tırmanıyor.
Ve tanrılar kurban istiyor.
Sıra doğmamış çocuklarda, sıra doğuracağımız çocuklarda.
"Varlığını Türk varlığına armağan eden" çocuklar büyüttürürlerdi, şimdi, bir de sarayımız var, artık "varlığını sarayın varlığına armağan eden" çocuklar da istiyorlar bizden. Ve bu saray kana doymuyor. Döktüğü kana biz kadınları ve çocuklarımızı da ortak etmek istiyor.
Savaşın yükseldiğini en çok biz kadınlar hissediyoruz. Savaş sadece doğuda sanıyoruz. Fakat Akp ve yarattığı algı tarafından kadınlara yapılan saldırılar günden güne artıyor. Doğuda havan toplarıyla saldırıyorlar kadınlara batıda bir küçük bıçakla ara sokağın birinde arkasından saldırıyorlar bir kadına. Cizrede kızkardeşlerimiz her gün gözlerimizin önünde katledilirken aslında aynı düşmanın yarattığı başka bir savaş da ülkenin batısında kendini gösteriyor. Diyarbakırda direnen bir kadının mücadelesiyle İstanbulda bir ara sokakta cinsel saldırıya maruz kalan kadının mücadelesi birbirinden ayrı düşünülemez. Her ikisi de aynı saldırının, aynı algının ürünüdür.
Bizden asker isteyen, bedenimiz üzerinde hak iddia eden zihniyetle, tecacüz eden erkeğin zihniyeti birbirinden farklı değil. Bize kaç çocuk doğuracağımızı söyleyen algıyla, hamile bir kadını evinin önünde katleden birbirinden farklı değil. Ve sevgili kızkardeşlerim gerçek zafer, gerçek barış doğu ile batı arasında kuracağımız o köprü ile gelecek bu topraklara.