Türkiye'de gazetecilik yakın tarihin en zor dönemlerinden geçiyor. Oysa toplumsal barışın sekteye uğradığı şu dönemde habercilik toplumun kutuplaşmış kesimleri arasında bir bağlantı ve iletişim hattı olabilir.
Türkiye Gazeteciler Sendikası eski başkanı ve Çağdaş Gazeteciler Derneği İstanbul Temsilcisi Uğur Güç ile buluştum ve Türkiye medyasının sorunları hakkında konuştum...
Türkiye’de şu sıralar medya çok büyük sorunlarla karşı karşıya... Çok sayıda gazeteci tutuklu. Birçoğuna da soruşturma açılmış durumda. Bu yüzden gazeteciliğin sorunlarıyla yakından ilgili bir meslektaşımla görüşmek istedim. Söyleşi teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim.
Bugün Türkiye’de medyanın durumun nasılgörüyorsunuz?
Daha önceki yıllarda da her yıl bir değerlendirme yapardık. ‘Kara yıl’ derdik,‘kapkara yıl’ derdik. Bu yıl artık karanlık artık öyle bir arttı ki, biz o kuyudan nasıl çıkacağız, onu da bilmiyoruz. Bugün 148 gazeteci cezaevinde, 170’in üzerinde medya kuruluşu kapatılmış. Yani Türkiye’de basın özgürlüğü denen şey ortadan kaldırılmış. Bütün medya, devletin kontrolündeki bir medyaya dönüştürülmüş ve buralarda devletin propagandası yapılıyor. Bu ortamda ortada medya da yok demektir aslında. Basın özgürlüğü yok, medya da yok... Bir iki muhalif yayın dışında gazetecilik yapabilen yayın da kalmadı artık.
Gazeteciler bir süredir farklı platformlarda bir araya geliyorlar. Bu topluluklar bir cephede buluşacaklar mı?
Yani şimdi TGS başkanlığı döneminde bir mücadele hattı kurmuştuk. Bu mücadele hattında bir sürü meslek örgütü bir araya gelmiştik. Daha öncesinde zaten 2010 yılından itibaren kurular Gazetecilere Özgürlük Platformu vardı. Bunun yanı sıra yine yerel örgütlenmeler vardı. Mesela Ankara’da G-9 GazetecilerÖrgütü vardı. Bunlarınhepsi bir sinerjiye dönüşmüştü ve daha çok TGS, Cemiyet ve DİSK Basın-İş’in ön planda olduğu bir mücadele hattı örülmüştü. Buna eklenen birçok gazetecilik meslek örgütü de oldu. Ama şu aşamada baktığınızda bu örgütlülük, bu birliktelik de dağılmış durumda. Yani daha öncesinde Özgür Gündem’e yapılan kapatmalar zamanında birçok tartışma da oldu. Buraya destek vermek ve açıklamalara destek çıkılması üzerinden tartışmalar yaşandı. Hatta G-9’dan iki meslek örgütü ayrıldı bu sebepten dolayı. Yani burada hükümetin bir kutuplaştırması vardı. Bu kutuplaştırma meslek örgütlerinde de karşılığını buldu. Ve şu anda o birleşik mücadele maalesef ki görülmüyor. Burada birinin ön plana çıkıp cesaret verici demeçler vermesi gerekiyor. Ama bunu da hiçbir örgüt şu anda yapamıyor. Çünkü öyle bir şey ki, kimsenin cesareti kalmadı. Her gün gazeteci tutuklanıyor. Daha geçen gün dokuz gazeteci hakkında yakalama kararı çıkartıldı. Beşigözaltında tutuluyor. Yani bu durumda meslek örgütlerinin sessiz kalmaması gerekiyor ama ses çıkartacak meslek örgütü de bırakmadılar. Kimse de ses soluk bırakmadılar. Baskı altındayız yani...
Şu anda Çağdaş Gazeteciler Derneği İstanbul temsilcisisiniz. Daha önce de TGS başkanıydınız. Medyanın bu durumunu aşmak için neler yapmak gerekir?
Tabii ki birtakım gazetecilik inisiyatifleri var meslek örgütlerinin haricinde... Gazetecilik inisiyatiflerinin örgütlediği bir Haber Nöbeti vardı. Haber Nöbeti’nden sonra farklı yerlere giden bir inisiyatif gelişti. Hemen gazeteciler için bir tepki oluşturuldu. Böyle şeyler örgütlemeye çalışan bir grup var. Şu anda da ben Çağdaş Gazeteciler Derneği İstanbul temsilcisiyim. Fakat bana Çağdaş Gazeteciler Derneği merkez yönetimi İstanbul şubenin tekrar kurulması görevini de verdi. Bunu da yılbaşından sonra hayata geçireceğiz. Daha önceki dönemlerde Çağdaş Gazeteciler Derneği, İstanbul’da faal bir şekilde en sert açıklamaları yapan örgütlerden birisiydi. Hatta Cemiyet’in çekinik kaldığı zamanlarda daha sol bir yerden açıklamalar yapıyordu ve eylemler de düzenliyordu. Bu etkinliğe kavuşturmak gerekiyor tekrar. İstanbul basının merkezi olduğu için de Çağdaş Gazeteciler Derneği’nin de İstanbul’da olması gerektiğini düşünerek böyle bir görev verdiler. Bunu yapmaya çalışacağız. Gene o mücadele hattını hareketlendirmeye çalışacağız. TGS ve Cemiyet’in birlikte olduğu bir hat vardı. Bu, mücadeleyi o kadar güçlendirdi ki, yüzün üzerinde gazeteci varken 30’lara düştü tutuklu gazeteci sayısı. Örgütlü mücadeleyle düştü. Ama şimdi 148’e çıkmış durumda. Yani herhalde gazeteci tutuklama şampiyonuyuz ülke olarak. Öyle de bir durum var...
148 gazeteci tutuklu, dediniz. Batı ülkelerindeki gazeteciler buradaki meslektaşlarına yeteri kadar sahip çıkıyorlar mı?
Uluslararası basın meslek örgütleri gerçekten büyük destek veriyorlar. Yani daha geçenlerde burada bir toplantı yapıldı. Bunu çok duyuramadık ama Avrupa Gazeteciler Federasyonu, Uluslararası Gazeteciler Federasyonu temsilcileri buradaydı. Yine uluslararası PEN buraya geldi. Yani birçok basın meslek örgütü buradaki sorunlara sahip çıkmak, üyelerine sahip çıkmak istiyor. Mesela tutuklu Aslı Erdoğan bir yazar ve PEN üyesi... Buna sahip çıkan örgütler, uluslararası örgütler var. Sürekli bir temas hali var. Sürekli bir destek geliyor aslında. Son tutuklamalar Noel’e geldiği için destek zayıf kaldı, ses çıkmadı ama Yurt dışındaki Noel sonrasında büyük ihtimalle büyük bir destek gelecektir bu gözaltılara da...
Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın yeni yönetiminden beklentiniz nedir?
Türkiye Gazeteciler Sendikası son üç yılda herhangi bir olay karşısında hemen sert açıklamalar yapardı. Bu açıklamalar diğer örgütlere de cesaret verdi. Ön plandaydı, sokağı örgütledi, sokak eylemlerini örgütledi. Bu üç senede de bundan eksik kalmaması gerekir. Gazeteciler sendikasının sokakta olması gerekir. Sokak eylemleri düzenlemesi gerekir ve ön planda olması, tekrar cesaret verici açıklamalarda bulunması gerekir. Bunu yapıyorlar ama genel konjonktür Türkiye’de çok değiştiği için birtakım sıkıntılar yaşanıyor. Yani bakalım, göreceğiz... Daha çok sözleşme imzalamalarını bekleyemeyiz ama eski etkinliğini devam ettirmesini bekliyoruz.
Sendikanın kaç üyesi vardı?
Sendikanın 1050-1030 arasında değişen bir üye sayısı var. Her ay düşüyor, çünkü işsizlik büyük problem. Bir sene önce işsiz kalanların üyeliği bir sene sonra düşüyor. Bu son senede o kadar çok issiz kalan oldu ki... Üyelerimiz de var aralarında. Bunu yükseltmek, baraj altında kalmamak gerekiyor. Toplu sözleşme yetkisini kaybetmemek gerekiyor. Bunun için de çalışacaklar arkadaşlar.
Siyasi alanda yetkililerle görüşülmesi söz konusu olabilir mi?
Bu görüşmelerin bir karşılığı olacağını düşünmüyorum açıkçası... Şimdi AKP’den randevu istendiğinde AKP randevu vermeyecektir. Ama CHP, HDP, eski zamanlarda MHP grubuna bile gitmiştik. O zaman muhalif bir çizgideydiler. Şimdi MHP ile görüşmenin de bir sonucu olmayacak. AKP zaten randevu vermeyecek. CHP’nin bir desteği oluyor. Onun haricinde HDP zaten kriminalize edilmiş bir siyasi parti haline getirildi. Suçlu bir partiymiş gibi vekilleri tutuklanıyor, gözaltına alınıyor. Yöneticileri tutuklandı. Yani bu aşamada meclise gidip oradan bir çözüm üretmeye çalışmanın bir manası da yok açıkçası. Tabii ki uluslararası meslek örgütlerinin çabalarıyla birtakım şeyler yapmak gerekiyor. Onların randevu istemesi gerekiyor ama ne kadar netice alırlar, onu bilemiyoruz. Yani Türkiye’de aslında siyasi konjonktür ne ise ve rüzgâr nereden esiyorsa ona göre buradaki eylem biçimleri de değişiyor. Avrupa’ya sırtını dönmüş bir Türkiye’nin Avrupa’dan gelecek baskıları çok umursamayacağı da açık...
Söz HDP’den açılmışken, sizce hükümetin yeniden çözüm sürecine yönelmesi gibi bir şey söz konusu olabilir mi?
Şimdi Suriye’deki durum aslında bütün dünya politikasını belirliyor. Suriye’deki durum şu anda bir çözüme ulaşıyor gibi görünse de orada PYD üzerinden bir sıkıntı yaşanıyor. Türkiye ile PYD karşı karşıya gelebilir ama PYD ile bir çözüm süreci de gelişebilir. PYD üzerinden olmaz ama Türkiye de referandum sonrasında bir çözüm üretmek zorunda. Çünkü bu şekilde çatışarak, savaşla bölgede bir etkisi olamaz hükümetin. Yani şu anda AKP’nin hükümeti'nin milli birlik beraberlik söyleminin karşılığı var ama yarın öbür gün Suriye’deki durumun ne olacağını bilmiyoruz. Yaşayıp göreceğiz. Ondan sonra gelişeceklerle birlikte çözüm sürecine mecbur kalabilir AKP. O yüzden çözüm sürecinin hala bir umudu olduğunu düşünüyorum.
Peki, referandum süreci ve sonrasında AKP’nin bileşenleri arasında bir çelişki olabilir mi?
Ben AKP içerisinde de yüzde yüz destek çıkacağını zannetmiyorum referanduma. MHP içerisinde de böyle tam bir destek olacağını düşünmüyorum açıkçası. Referandum sonuçları ne kadar gerçekçi olacak, onu da bilemiyorum. Sonuçlarla her türlü oynanabiliyor. Seçimlerde sonuçlar farklı çıkabiliyor. Yani oradan büyük bir destekle seçilmeyecek başkan ya da anayasa onaylanmayacak. Burada bir konsensüs oluşturulmaya çalışılıyor. Bu konsensüsüsün içinde milliyetçiler, ulusalcılar var. CHP içerisinden destek çıkabilir mi, çıkabilir. O da olabilir yani... Türkiye siyasetinde her şey mümkün. Ama ben umutluyum, o oy potansiyeline sahip olamayacaklarına. İstediklerini referandumla elde edemeyeceklerini düşünüyorum. AKP bugüne kadar kaybettikçe otoriterleşti. Otoriterleşerek oyunu yükseltmeye çalıştı. Daha fazla da otoriterleşecek diye düşünüyorum ben.
2016 yılı muhalifler için zor bir yıl oldu. 2017’de barış ve demokrasi umudunuz var mı?
Her zaman beklentimiz bu... Bize de işte, Barış İçin Akademisyenler’e destek verdiğimiz için soruşturma açılacak, diye adımız geçiyor. Birçok gazeteci Barış İçin Akademisyenler’e destek veren açıklama yaptı, metnin altına imza attı. Şimdi sinemacılar soruşturuluyor, gazetecilere de sıra gelecek deniyor. Biz her zaman barışı savunduk. Halkın haber alma hakkını savunuyoruz. Bu ülkede bunu da savunmaya devam edeceğiz, her zaman sesimizi yükseltmeye çalışacağız.
Önümüzdeki dönemde medyayı en fazla etkileyecek soruşturma hangisi olacak?
En önemli davalar aslında şu anda görülüyor, hep erteleniyor. Özgür Gündem davası var mesela. Özgür Gündem’in özel bir durumu vardı; oyüzden bir dayanışma örülmek istenmişti. Ben de nöbetçi yayın yönetmenliği yapanlardan birisiyim. Hani o kadar çok insana soruşturma açıldı ki... Yüzlerce kişi yargılanıyor. Ceza verecekler mivermeyecekler mi, o bile belli değil. Ağır bir iddianame hazırladılar. Sürekli ertelenerek bir araya toplamaya çalışıyorlar davaları. Yine 14 Şubat’a ertelendi davalar. Tabii ki, Cumhuriyet davası... Cumhuriyet’in tutuklanmış yazarları var içeride. Yani her gazetecilik davası önemli ama özellikle Özgür Gündem bir dayanışmaydı, bir köprüydü.Türk halkı ile Kürt halkı arasında bir köprü oluşturmak için, barış için yapılmış bir dayanışmaydı. Bu dayanışmayı da cezalandırıyorlar. Ama onlar cezalandırsa da bu dayanışmanın devam edeceğine inanıyorum. 2017’ye umutla bakmak için elimizde bir done yok ama umut etmek zorundayız. Başka çaremiz de yok.
Peki, son olarak benim unuttuğum ya da sizin eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Eklemek istediğim şey, gene gazetecilerin bir araya gelerek bu mücadele hattını devam ettirmesi gerekiyor. Çünkü ülkedeki tek muhalefeti meslek örgütleri yapıyor. CHP’nin yapmadığı muhalefeti de yapıyor meslek örgütleri. Çünkü en çok saldırıyı gazeteciler yaşıyor ve görüyordu. Bunun devam edeceğini düşünüyorum. Daha fazla mücadele etmek gerekiyor. Yani rekor kırmış durumdayız, 148 gazeteci tutuklu. Onu aşağılara çekmek, hepimizin, tüm gazeteci örgütlerinin görevidir. Şunu söylemek istiyorum; her gazetecinin buna destek vermesi gerekir. Hala gazeteciyim,diyebilenlerin destek vermesi gerekir. Çünkü bugün Cumhuriyet’tekiler tutuklanır, yarın Hürriyet’tekiler, öbür gün Milliyet’tekiler tutuklanır. Yani gazetecilerin kendi meslekleri ve gelecekleri için sahip çıkması gereken şey gazetecilik davalarıdır. Bunları özellikle gündeme getirmeleri, yazmaları gerekir. Umarız daha demokratik bir ortama kavuşuruz.
Çok teşekkür ederim.
Ben teşekkür ederim.