Bu Yazıyı Yazdır

10 Ekim katliamı davasının 2. duruşması görülüyor
  Ailelere CHP ve HDP milletvekillerinden destek Ankara Katliamı'nın 16. ayında katliamda hayatını kaybetmek içinbir araya gelen ailelere CHP ve HDP milletvekilleri de destek veriyor. Aileler "10 Ekim'i unutma, unutturma" sloganlarıyla seslerini duyuruyor.
  Aileler katliamda yaşamını yitirenleri anmak için Ankara Garı önünde toplandı 10 Ekim Ankara Katliamı'nda yaşamını yitirenler için Ankara Garı önünde anma etkinliği düzenleniyor. Aileler, Gar önünde ellerinde karanfil ve hayatını kaybedenlerin fotoğraflarıyla bir araya geldi. Birazdan açıklama yapılması bekleniyor.  
  Duruşma sona erdi, yarın duruşmaya saat 11.00'da devam edilecek Ankara Katliamı duruşması sona erdi, duruşmaya yarın saat 11.00'da devam edilecek.
  Müşteki Mustafa Çeker ifade veriyor Müşteki Mustafa Çeker: Yoksul bir aile çocuğuydum. Öğretmen okulundan mezun oldum. Bu halkaborcum vardı. Bu halka mür boyu hizmet edeceğim dedim. Şurada oturan gençler benim öğrencim olsaydı, burada olmazdı yarısı. İnsan sevgisi olurdu onlarda. Tertip Komitesi'nin dinlenmesini istiyorum. Valilik'te konuşulanları öğrenmek istiyorum. Tertip Komitesi saat 08.00'da toplanma olacak demesine rağmen önlemlerin 12'de alınacağı söylendi. Nizip'te bunlar gübre alırken; şüphe oluşuyor, şikayette bulunuluyor ve hiç bir önlem alınmıyor. Bu kasıttır. Adana'da polis çevirmesinde arabada uyuşturucu çıkıyor, buna rağmen serbest bırakılıyor. Burada kasıt vardır. Miting alanlarında simitçi, sucu, olurdu, biz onların sivil olduğunu bilirdik. Yazık bir tane köfteci vardı. O sivillerin hepsinigeri çektiler. Daha sonra patlatıldı. 2. patlamanın sonunda polis geliyor, ama 3. bomba var diyerek ambulansı almıyor. Herkes biliyordu ve bilerek isteyerek bizi katlettiler. Adıyaman ve Antep'te IŞİD propagandası yapan dernekler kapatılmıyor. Ve 'Evet' çıkmazsa kaos sürer diyorlar. Bu ülkede nefret ve kin propagandası olduğu sürece bombalar patlamaya devam edecek. Bu ülkede Halit Çelenk adını nasıl tarihe altın harflerle yazdırdıysa, siz de vereceğiniz bir kararla o tarih sayfasında yer alacaksınız. Ben kandan korkan bir insanım, ama dedim insanlara yardım etmem gerekir. Sürüne sürüne kenara geldi. O sıra gaz atıldı. Bana sedye getirmeye gittiler. Astım var bende. Kalkamadım ama oradan da. Yanımdakiler inliyordu, gazdan sonra artık ses de gelmiyordu. Uyku ilacı almadan uyuyamıyorum. Kulağımda işitme kaybım var. Ben bu devletten şikayetçiyim. Bu insanlar iyi bir eğitim alsa, bunu yapmazlardı.Önümüzdeki günlerde yine katliamlar olacak. İddianamenin içi boş. Sadece bu sanıklara suç yüklüyor. Bu sanıkları kim besledi, kim getirdi? Dün 5 askerimiz öldü... Biz bu insanlar ölmesin diye buraya gelmiştik. Beleştepe'de polisler ölmesin diye gelmiştik. Ama polisler bize kinle bakıyorlar.
  Müşteki Ümran Tekdal ifade veriyor Müşteki Ümran Tekdal: İstanbul'dan katıldım mitinge. Çok bir şey hatırlamıyorum. Patlamayı hatırlıyorum sadece. Kulaklarım zaten duymuyordu. 1,5 ay sonra kendime geldim. 7 arkadaşımı ve kuzenimi kaybettim. Bunu da 3 ay sonra öğrendim. 4 ay falan geçti, 101 kişinin ismini duyana kadar. 15 ameliyat geçirdim. Pazartesi günü de 16. ameliyatı geçireceğim. Hiç bir zaman umudumu kaybetmedim ama. Burada olmam gerektiğini düşünüyordum. Ölene kadar bu umut sürecek. 75 yaşındaki annemin gözyaşı dökmesine neden olan herkesten şikayetçiyim.
  Müşteki Ümit Balın ifade veriyor Müşteki Ümit Balın: Uzun süren tedavilerle ayağa kalktım. Cumhuriyete sahip çıkmak için oradaydık. BTS binasının yanındaydık. Garın içindengeçtiktensonra alanı görünce polis noktası görmedim. Bİlinçli olarak güvenlik alınmamıştı. Yürüyüş yerine gelince halay çekenleri izliyorduk. Patlamanın olacağı yere yakındık. Bir anda patlama oldu, üzerine insanlar yığılmıştı. Sol tarafımda arkadaşım vardı. Destek alarak ayağa kalkmaya çalıştım. Kalkamadım. Gözlerim kararıyordu. Sadece sesleri duyuyordum. Aklıma ilk telefonum geldi. Görüntüler oradaydı. Katliamı yapanların da görüntüleri sileceğini düşündü. Yardımın gelmesi de engelleniyordu. O gün, ölüme terk edildik. Bir süre sonra yardıma koşanları duydum. İçlerinden biri elini kalbime bastı. Kalbim çok ağrıyordu. Sonunda bir ambulansı durdurdular, hastaneye gittim. Katliamdan 5 ay sonra yürüyebildim. Telefonumu aylar sonra aldım. Ama telefonumda çektiğim görüntülerin tamamı yoktu. Ben yere düştüğümde telefonum açıktı, saat 17.00'a kadar video çekmiştir. Bu delil karartmadır. Bu konunun araştırılmasını istiyorum Devlet adalet sağladığı sürece devlettir. Katliamdan sonra yardımı engelleyenler güvenlik güçleri ve amirlerin hakkında gereken yapılmalıdır. Güvenlik görevlilerinin yargılanmasını engelleyenler, bilerek ya da bilmeyerek katliamın aydınlatılmasını engellemiştir. Diyarbakır, Suruç ve Ankara Katliamı'nın ortak noktası, seçim öncesi yapılmasıdır. Katliam sonrası algı operasyonu yürütüldü. Hükümet iktidarını sürdürmek için her şeyi yaptı. Bizler barış ve demokrasi için bedel ödeyenleriz.
  Müşteki Nebahat Arslan ifade veriyor Müşteki Nebahat Arslan: Tekin Arslan'ın eşiyim. Tekin, bir inşaat işçisiydi. Aynı zamanda İnşaat İşçileri Sendikası'nın kurucularındandı. Ben katliam alanında değildim. Ama burada bulunduğum süre içerisinde, yaşananları öğrendim. Önlem alınmamış olması, orada gaz atılması.... Başta bu kastı gerçekleştiren emniyet görevlilerinden şikayetçiyim. Bütün anlatılanlar, bunların tek başına olmadığını, arkalarında derin güçler olduğunu gösteriyor. Ben de diğer arkadaşlarım gibi, olayda kastı bulunan emniyet amirlerinden, Başbakan'dan, Cumhurbaşkanı'ndan, İçişleri Bakanı'ndan şikayetçiyim. Ben 12 yaşındaki kızıma hala babasının neden öldüğünü anlatamadım. Kızım arkadaşıma 'Ben hala, kapı çalınca önce ben koşuyorum. Hala geleceğini düşünüyorum' dedi. Çocuğum babasının mezarında piknik yapmak istiyor. Bir insan babasınınmezarında piknikyapmak ister mi? Tekin Arslan'ın cenazesine 30 bin kişi katıldı, bunların cenazesine köpekler bile gelmeyecek. Bütün dünyanın çocuklarını kendi çocuğu bilirdi. Kendi çocuğu toksa bir başka çocuğun aç olmasına da dayanamazdı. Sırf birilerinin iktidarı sağlamlaşsın diye aldılar onları.
  Müşteki Murteza Ekici ifade veriyor Müşteki Murteza Ekici: Erol Ekici'nin abisiyim. İnşaat işçisiydi. O emek ve emekçinin her zaman yanındaydı. Bu önde oturan aşağılık, cani insanlar cumhuriyet tarihinin en kanlı katliamını yaptı. Belki en yüksek cezayı alacak, ama benadalete güvenmiyorum yine de. Bunları yönlendirenleri, ortaya çıkarıp yargılarsanız, gerçekten elinizi öperim. Öndeki katiller de biliyor bunu. Kimlerin kendilerine sahip çıktıklarını biliyor o katiller. Bunlarla beraber, gerçek katillerin cezasını verirseniz, size teşekkür edeceğim. Tüm siyasi sorumlular ve sorumluluğu olan kamu görevlilerinden şikayetçiyim. TRT Genel Müdürü'nden de şikayetçiyim. Burada 2. duruşmayı yapıyoruz, 4. celsedeyiz. Ama 1 tane haber girmediler.
  Müşteki Hasan Parlak ifade veriyor Müşteki Hasan Parlak: Bunların eylemler, dinve islamiyet adına güya... Bir kere İslam, barış dinidir. Bunlar nasıl gelip gitmişler? Bunlar sınırdışından gelip, Türkiye'de kaybedilmişler. Bu yaşananları kim kabul eder, hangi din kabul eder. Demokrasi, özgürlük bu hükümetin ağzından nasıl çıkıyor? Öyle gururluyum ki; 43 yaşındaki oğlum barıştan yanaydı, herkesin derdine koşardı. Güney'in annesi çok güzel anlattı. Hepimizin acısı, aynısıdır. İstediğimiz adalettir. Biz onu en güzel şekilde görmek isteriz. Bu mahkemeninhızlandırılmasını istiyorum. Uzadıkça, yaramız daha büyüyor.
  Müşteki Cuma Ercan ifade veriyor Müşteki Cuma Ercan: Eşim barış istiyordu, bunun için geldi. Barışı bombaladılar o gün. Ama bizim yine barışa ihtiyacımız var. Bu sanıklar kendileriniele veriyorlar. Bunlardan şikayetçiyim. Ama eksik bunlar, bunların arkadaşları da var. Ankara ve Antep Emniyet Müdürlüklerinden şikayetçiyim. Ankara istihbaratından da şikayetçiyim. Polisler 2. bombanın ardından ortaya çıkıyor. Ben onlardan da şikayetçiyim. Kontrol noktasında sanık arabasında uyuşturucu bulunuyor, onu niye tutuklamamışlar, o polislerden de şikayetçiyim. Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu, bombacıları eylem yapmadantutuklayamıyoruz, diyordu. Demek ki elinde listesi vardı. Başka bir konuşmasında öfkeli çocuklar diyordu. Demek ki onun da parmağı var. Hatta onun listesinde burada olmayanlar da var. O eksikleri tamamlayıp gelsin. Erdoğan ya 400 vekil, ya kaos diyordu. Kaos sürüyor, demek ki onun da parmağı var. Sedat Peker, oluk oluk kan akacak, diyordu. Her şeye soruşturma başlatan polisler niye buna sessiz kaldı, onun da yargılanmasını istiyorum.
  Müşteki Ahmet Altun ifade veriyor Müşteki Ahmet Altun: 63 tane ihmalden bahsediliyor, bunlar tesadüf mü. Daha çok kasıt gibi geliyor bana. Kimler var bilmiyorum, ama çok daha fazla kişi var bu işin içinde. Zafiyeti olan kamugörevlileri de var, bilinçli olarak yapanlar da vardır. Onlar da yargılanmalı. Bir de neden bu dava sadece IŞİD elemanları üzerinden götürülüyor. Bir sürü ismi olan kişi var, onlar neden yok? O gün bize gaz sıkan polisler bize nefretle bakıyordu. Bu tutumu buradaki polislerde de var aynı şey. Bu piyonların dışında, ihmali ve kastı olan herkesten şikayetçiyim.
  Duruşmaya devam ediliyor Müştekiler duruşma salonundaki yerini aldı. Sanıklar da salona getirildi. Duruşmanın müşteki ifadeleriyle devam ediyor.
  10 Ekim-Der yarın saat 09.30'da Ankara Garı önünde katliamda hayatını kaybedenleri anacak 10 Ekim Ankara Katliamı'nda yaşamını yitirenler için yarın saat 09.30'da Ankara Garı önünde anma etkinliği düzenlenecek. 10 Ekim-Der'in çağrısıyla yapılacak olan açıklamanın ardından aileler toplu olarak 10 Ekim davasına katılmak üzere Ankara Adliyesi'ne gelecek.
  Duruşmaya 30 dakika ara verildi Ankara katliamı davasına 30 dakika ara verildi. Duruşmanın 19.05'te devam etmesi bekleniyor.
  Müşteki Merve Semercioğlu ifade veriyor Müşteki Merve Semercioğlu: Devlet destekli Suruç Katliamı'nda Polen'i kaybeden biri olarak hala barış umuduyla o mitinge gittiğimi anlatmayacağım. Bugün ölen herkesinkatili bu cevabı arayanlardır. Budavanın hem müştekisi, hem de tanıklığınıyapacağım. Mezun olduğumdan beri, hastanelerde çalıştım. Yüzlerce yaşammücadelesine tanıklık ettim. 10 Ekim Katliamı'nda yapılan ihmale tanıklık ettim. Akıl sağlığı yerinde kimse insanların ölmesinden zevk duymaz.Meslekhayatım boyunca hiç kimsenin yaşam hakkıiçin taviz vermedim. IŞİD'le aynı tutumu alan polisleri de bu davada yargılamalısınız. Ölelerle hiç bir kan bağım yok. Hiçbirini tanıyamıyorum buradaki fotoğraflardakilerin. Çünkü hiçbirinin son hali bu değildi. Kan bağımız değil, can bağımız var onlarla. Anneleriannem, kardeşleri kardeşim, evlatları evladımdır. 9 Haziran akşamı Haziran Hareketiyle yola çıktık. Yıllarca eylemlere katıldığım içinpolisin saldırı ve provokasyonunu biliyordum. Gezi'de polis şiddetini öğrenmiştik. Bunu bildiğimiz için gelirken ilkyardım çantası hazırladım. 10 Ekim'de gördüğüm en güzel pankart, "Ne de çok özlemişiz, gökyüzüne kansız bakmayı"olmştu. Bupankart en gerizekalıya bile barışı anlatabilirdi. SES üyesi arkadaşlarımı görmek için yanlarına gittim. Astım hastası olduğum için onlara bilgi verdim. Onlar da beniuyardılar, dikkatli olmam için. Havuzun kenarına geldim tekrar. Ben oturdum, daha sonra kalkınca benim yerime bir başka arkadaş oturdu. O hayatını kaybetti patlamada. Videolarda gördüğünüz halaya gittim, ve kalabalığın arkasına geçtim sonra, patlamanın olduğu yer. 15 Temmuz gecesi ve sonrasında hiç kesilmeyen internet ve telefon şebekesi, o gün kesilmişti. Eylemde bir barış annesiyle çarpıştım, özür diledim ondan, o da bana sarılıverdi. Kenara doğru çekildim sonra, yüzüm arkaya dönükken birdensarsıntı hissettim. Ses herhangi bir ses olabilir. Kasıklarıma bir şey çarptı. Birden etraftaki bütün sesler kesildi. Elimi karnıma koyduğumda kanı gördüm. Karşımda yüzlerce insanın yerle bir olduğunu gördüm. Onlara yönelirken 2. patlama oldu. Gitme bomba patlattılar dedi. Ben ona tekme attım gitmek için. Havuzun kenarındaki insanlar kafalarından yaralanmıştı. İlk kalabalığa baktığımda, ne yaşacğımı şaşırdım. Yaşama ihtimalleri olmayacağını düşünerek, az önce çarpıştığım kadına gittim. Eline dokundum kıpırdıyordu, şokta olduğunu düşündüm. Sakin kalmaya çalış dedim. Ama elinin sıcaklığınıhala hatırlıyorum. Onun bulunduğu yerde bir sürü organ parçası vardı. Orada yaşayan biri daha görünce çığlık attım, burada birisi yaşıyor diye. Üzerindeki bacağı kenara çereker omurgasını sabitledim. Elini tuttum, adını sordum, cevap verdi ama anlayamadım. Sinirleri koptuğu için muhtemelen, belden aşağısı tutmuyordu. Biz normalde umut vermeyiz sağlıkçılar olarak. Ama ona yalan söyledim, ambulans gelecek bekle dedim. Daha sonra yarası bile olmayan bir gençkadın vardı. Gözünü dudaklarınıkıpırdattı. Bir şeyler söylüyor gibiydi. Nabzı çok zayıftı, muhtemelen iç kanaması vardı. Diren, dedim, dayanmaya çalış. o arada nabzı durdu. Sonra hemen silah seslerigeldi. Ardından gaz bombaları geldi. Dedim ki, hepimizi öldürecekler. Ben orada yalnız kaldı. Ona kalp masajı yapıyordum. Gaz çok yoğundu ama ve ben de astım vardı. Hemen onun üstüne kapandım. Yüzümde soluğunu hissettim. Bu kız soluk almaya başladı. Yüzüm onun yüzündeydi, gaz dağılana kadar öyle kaldık. Nabzının attığını görünce onuyan çevirdim. Tekrar nabzıdurdu, yine kalp masajı yaptım, tekrar çalıştı kalbi. Benim için onun hayata dönmesi önemliydi. Yanında başka bir kadın vardı, o da ters dönmüş yatıyordu. Onun vücut bütünlüğüne baktım, iç organları kucağıma döküldü. Bir başka kadının yanına gittim, onuniç organları da asfalta akmıştı. Sonra insanlara kalp masajı yaptığımı görenler geldi yanıma, ben ona bakarım, altını temizlerim, nolur onu da kurtar dedi. Ama onun yaşamasının imkanı yoktu. Ve ben nasıl hayır diyebileceğimi bilmiyordum. Yanıma gelenlere nabzı olanları bulmalarını söyledim. Canlı olan var mı diye bağırdım, o arada biri video çekmiş ailem o videodan ölmediğimi anladı. Biz en son baktığımız kadını kurtaramadık. Yakını "n'olur bırakmayın" dedi. Ambulansı aradık, onlar gelemeyiz 3. bomba var dediler. Ambulanslar gelmedi. Yüzümü gara dönünde sağ tarafta kalan yönde kavga kıyamet bir şeyler görüyorum. Kaç dakika sonra bilmiyorum ama ambulans sesleri geldi. Kendileri değil, sadece sesleri geldi. Alanınher tarafı açıktı ama ambulanslar polis barikatının oradan geliyordu. O taraftaki yaralıları aldılar. Durumu kırmızı olanları götürmeleri gerekirken, onlar ilk yaralıları götürdü. Ambulans çalışanları şok içindeydi. Bu kişiler kan görmüştür ama, o katliamı hiç görmemişlerdi. Hep aynı ambulanslar geldi. Daha fazla ambulans gelebilirdi. İnsanları ambulansları ben yerleştirdim. Onlar düşüp bayılacak gibilerdi. Daha önce kalp masajı yaptığım kadının yanına gittim. Yine nabzı durmuştu. Bu sırada polisler geldiyanıma, ve ben sinirden yalvardım. Yolu açın diye bağırdım. O polislerden bir tanesi, yaklaşma vururum dedi. Beni vurabilirdi, ama beni bu vicdan azabıyla bırakmasaydı keşke. Ambulanslar geldikçe polisler daha çok alana girdi. Pankartla üstü örtülü olanlardan birinin yaşadığını farkettim. Şu anda yaşıyor mu bilmiyorum. Polisler daha sonra bizi 3. bomba şüphesiyle alandan uzaklaştırmaya çalıştı. İnanmadım. Öyle bir ihtimal olsa, polisler girmezdi oraya. Ben insanların durumunu kontrol etmeye devam ettim. Alanda kalanlar artık ölenlerdi. Arkadaşımıaradım, çığlık attı yaşıyorum diye. Dışkapı Hastanesi'nde olduğunu söyledi. Az önceyanında olduğum Ersin abinin bacakları kopmuştu. Ersin Abi'den önce acil serviste yaralananlara yardım etmeye başladım. O sırada birisi gelerek bana, yakınını sordu. Elimdeki listede ismi vardı. İsminisöyledim ve o çocuk hastaneden koşarak çıktı. Ben insanları kurtarırken, bana silahınıdoğrultan polisinözel eğitim almış olması gerekiyor. Organize olmuş hükümet bu suçu ilk kez işlemiyor. Alan Kurdi, Miray Bebek, Ethem Sarısülük, Berkin Elvan... IŞİD bir terör örgütüyse sınırdan geçen tırları gönderenler yargılanırdı.
  Müşteki Uğur Erman Karakoç ifade veriyor Müşteki Uğur Erman Karakoç: 9 Ekim'de Ankara'ya gitmek üzere yola çıktık. Ben EMEP üyesiyim. İstanbul'dan yola çıktık. Sabah erkenden Ankara'ya indik ve gara yürüdük. 3 sene önce de Ankara'da okudum, buranın polislerinide bilirim. Adım başı GBT yaparlardı burada bize. Ama o gün Ankara'da sanki tüm polisler hastalanmış da ortada kimse yoktu. Bizinormalde şehir giriş çıkışlarında çeviren polisler o gün yoktu. Barış istediğimiz içinhakaret de işittik, dayak da yedik biz... Ama o gününheyecanıyla ortada olmamalarını hiç sorgulamadım. Arkadaşlarımla muhabbet ederken, arkamda 16 arkadaşımı kaybettim. Dünyanın engzel gülüşlü insanlarıydı onlar. Bir yerde işçi işten atılır, ekmeğini götüremezse onlarlamücadele ederdi, parti farkı gözetmeksizin. Patlama sonrası beni hemenpastane önüne götürüp yatırdılar. Ama o sırada gaz saldırısı oldu. Ben gazı görebiliyordum ama, kan kokusundangazın kokusunualamadım. Ben 5,5 ay hastanede yattım. Yoğun bakımda uyandığımda babam geldi. Babamın ilk cümlesi bana üniversite sana soruşturma açmış oldu. Sonrasında 2 soruşturma daha açıldı. Hastaneden kalkıp okula gidemediğim için ceza da verdiler bana. Yoğun bakımdayken, geçmiş olsun diye geldi Sağlık Bakanı bana. Hastane masraflarınınkarşılanacağını söyledi, ben hastanelerde zulüm gördüm, 2 kere enfeksiyon kaptım. Hastanelerde çalışan görevliler, bize ayrımcılık yaptılar. Ağrı kesici istediğimde kafalarını çevirdiler bana. Ankara'da son hafta bir sağlık görevlisibenidövmeye kalktı. Çünkü ona göre ben 'terörist'im. İşte bu yıllardan beri uygulanan politikaların sonucudur. Şimdi bana burada düşman gibibakıyor polisler, belki yıllar önce aynı sıralarda okuduk, belki aynı parkta oynadık. Büyüdük kimi polis oldu, kimi IŞİD oldu, kimi de benimgibi halkının yanında yer aldı, işçilerin haklarını aradı. Suç benim oyun oyadığım arkadaşlarım mı? Suç onu bu hale getiren sistemin. Başbakan, Cumhurbaşkanı, İçişleri Bakanı ve diğerlernden şikayetçiyim. Üniversitede hayatını kaybedenler için anma yaparken, güvenlik güçleri geldi beni darp ederek gözaltına aldı. Benim yaralandığım, arkadaşlarımın hayatını kaybettiği katliamı andığım için gözaltına alındım, sonra yine soruşturma açıldı yine bana ve ceza aldım. Bizim yaşadığımız Aziz Nesin hikayeleri gibiydi, ama o hikayelerde en azından 101 insan ölmüyordu.Ben adaleti görmedim hiç. Ben avukat ya da hakim olmak istedim, çünkü adaleti sağlamak isterdim. Hakim bey, getirin adaleti de biz de görelim. Bitirirken Adnan Yücel'in şiirini okumak istiyorum:
Saraylar saltanatlar çöker 
kan susar birgün 
zulüm biter. 
menekşelerde açılır üstümüzde 
leylaklarda güler. 
bugünlerden geriye, 
bir yarına gidenler kalır 
bir de yarınlar için direnenler...
  Müşteki Ömer Seylan ifade veriyor Müşteki Ömer Seylan: Kardeşimi Erzurum'dan buraya okumak için gönderdim. Daha 12 günolmuştu Ankara'ya geleli. Ümit Seylan daha 19 yaşındaydı. O gün o alana diğer binler gibi barış için, kan dökülmesin diye gitti.Diğer 100 kişi gibi ölümün soğuk yüzüyle tanıştı. Öyle bir ölümki, cenazeyi katliamdan 3 gün sonra DNA eşleşmesiyle buldum. O süreye kadar baktığım cenazelerin arasından tespit edemedim. Ben ve ailem, 16 aydır her gün ölüp diriliyoruz. Bütün süre içerisinde ilaçlarla ayakta duruyoruz, tedavi alıyoruz. Her saldırıyı propaganda malzemesi olarak kullanan IŞİD, neden bu katliamı üstlenmedi, acaba başkalarınıntaşeronuolarak mı yaptı bunu? Ben alanda değildim, ama burada olsaydım ben de alanda olacaktım. Tanık anlatımlarına göre, yardım etmek yerine insanların üzerinegaz sıkıldı. Ben Tıp öğrencisiyim. Bununyan etkileriniçok iyi biliyorum. Nitekim bu, TTB raporuna da yansımıştır. Nedense ama savcı bu raporu iddianemeye eklememiştir. Bu raporun iddianameye eklenmesini istiyorum. Büyükşehir Belediyesi o gün bize cenaze aracı dahi vermedi. Erzurum'a cenazeyle girişte bizim önümüzü de polisler kesti. Bizi saldırı olacağı iddiasıyla çevreyoluna yönlendirdi. Biz ancak oradan Tekman'a gittik. Bize orada da ambulans tahsisedilmedi. Ben merak ediyorum, neden bize böyle davrandılar, çünkü 'öteki'ydik. Başta buradaki eli kanlı caniler olarak sorumluluğu olan herkesten şikayetçiyim.
  ​Müşteki Ahmet Andiç ifade veriyor Müşteki Ahmet Andiç: 10 Ekim gar katliamında ağır yaralanan ve hala hastanede tedavi gören Cihan Andiç'inbabasıyım. Cihan başınaağır bir darbe aldı, ve 4 ay hastanede yaşam savaşı verdi. Hala yapılacak ameliyatları var. 10 Ekim günü evde TV izlerken, Ankara'da patlama olduğunu gördüm. Cihan'ı telefonla aradık, ulaşamadık. Çok uğraştık, en sonunda yeğenim ulaştı. Cihan'ın telefonu bir kadında bulunmuş. Kadın yerden bulmuş telefonu. Hemen havalimanınagittik. Bütün hastanelerde Cihan'ı aradık. Ölenlerin listesinde yoktu. En sonunda Cihan'ın fotoğrafıyla, onun Numune Hastanesi'nde olduğunu öğrendik. Ağır yaralıydı, hayati tehlikesi vardı. Son kez görmek istedim, elini tutmak istedim. İzin vermediler. Cihan Diyarbakır'da DSİ'de çalışıyordu. O da herkes gibibulunduğu alanda halkına yararlı olmanın çabası içindeydi. Uzun süredir ülkede bir kirli savaş sürüyor. Toplum barış ve huzura susamış haldedir. 2012'de barış süreci başlatıldı, kutuplaşma yerinidiyaloğa bıraktı. Toplum barışa umutlanırken, bilinçli bir şekilde tekrar gerildi. İktidar sahipleri gerilimden medet umar hale geldi. Kutuplaşmadan medet umanlar seçimeramak kala Diyarbakır'ı kana buladı. Ben oradan tesadüfen kurtuldum. Seçim sonrası halklar kararınıverdi, tek parti iktidarı yerine ortaklaşın çağrısı yaptı. Muktedirlerse, bunu kabul etmedi. Şer ittifakı, Suruç Katliamı'nı gerçekleştirdi. Böylesi bir ortamda ne yapılabilirdi? Sendikalar, odalar, partiler Ankara'da bir araya gelerek toplumsal barış çağrısı yapmak istediler. Cihan 12 Eylül darbesinin gerçekleştiği baskı ve şiddetin hüküm sürdüğü ortamda dünyaya geldi. Baskı ve şiddet vardı. İlk gençlik yıllarında faili meçhul cinayetler gerçekleşiyordu. Domuz bağlarıyla insanlar diri diri gömülüyordu. Cihan 2 çocuk babasıydı, eşi gitme dediğinde hayır barışı haykıracağım dedi. Kardeşi de gitmek istemişti, gitme gaz atarlar demiştim ama katliam aklıma gelmemişti. İzinli bir mitingde can güvenliğini devlet sağlamalıydı. Yol kontrolü yapılmamışsa, bubana muhalif olanlar ankaraya geliyor, istediğinizi yapabilirsiniz düşüncesini güçlendiriyor. Gaz sıkılmasınıkatliama yardım dışında nasıl değerlendirebiliriz. Kasım'daki duruşmada ifade vermek için gelen sanıkların duruşları gerçekten izlediğimizde 'Evet biz, devletle aynı düşünüyoruz' yaklaşımıydı. Müşteki ve avukatları düşman gören bir davranıştı. Ama devran döndü, devran değişti. Bir zamanlar ABD Afganistan'da talibanı desteklemişti.Sonra kendi yavrularını yedi. Aynı şekilde Türkiye'de 90'lı yıllarda Hizbullah benzer şekilde yaratıldı. Bugün de aynı şey oldu, defter dürülme noktasına gelindi. Biz Cihan'ın elbiselerini bulamadık. Oysa çantası yanındaydı, yerde yatarken. 35 gün sonra bir torba geldi, içinde kan kokusu vardı. Sakladık eşinden ve annesinden o torbayı. Onu saatlerce su dökerek gizlemeye çalıştık. O koku insanın nefes almasını engelliyordu. Cihan'ın 2 çocuğu korkuyor. yatağına yaklaşmıyor. Çünkü artık onları sırtına alan bir babaları yok. Arkadaşların anlatımlarından çıkan, bu bir ihmal, 2 kişinin saldırısı değil. Bu belli bir gücün muhaliflerinietkisizleştirmek içingerçekleştirdiği bir eylemdir. O yüzden ben, bana sahip çıkması gereken devletin böyle kastından dolayı tüm kurumlarından, suça iştirak eden kişilerinden şikayetçiyim.
  Müşteki Mehmet Eren ifade veriyor Müşteki Mehmet Eren: Biz Maraş'tan Eğitim Sen ve İHD olarak insanların ölmemesi için geldik. Alana geldiğimizde, uzun süredir görmediğimiz arkadaşlarla hasret giderdik. Onlardan ayrılırken patlama sesi duydum. Ses bombası sandım. Hiç aklıma katliam olacağı gelmedi, çünkü bu barış mitingiydi. Gittik çünkübiz haber bültenlerinde asker polis ölümü görmek istemiyorduk, diğer yandan Taybet ananın,Miray bebeğin ölmesini istemiyorduk. Karmaşık duygular içindeyiz. 10 dakika önce çay içtiğiniz arkadaşınızın parçalanmış bedenini arıyorsunuz... Bunu nasıl anlatır, tarif edersiniz? Bana bir süre baygın kaldığımı söylediler.Kendimegeldiğinde kopmuş birkol vardı. Ayşegül duman ayağa kalkamıyordu. Gaz bulutu yükseliyordu o sırada. Yaralarımızı sarmaya çalışanlar bir anda kaçıştılar. Polis niye saldırır, niye müdahale eder? Ne olmuştu? Sanıklar sanki komşu kavgasından buradalarmış gibi, bizden daha özgüvenliler... Herkesten şikayetçiyiz,sebep olan herkesin yargılanmasını istiyoruz. Türkiye bir yol ayrımında, ya diyeceğiz ki yaşasın adalet, ya da adalet aramak suç. Bunu da belirleyecek olan sizsiniz. Sorumluların hepsinin yargılanması gerekiyor. Bunlar yüzlerce yıl ceza alsa ne olacak. Katliamların önünegeçilmesi gerekiyor. Ölen insan eceliyle ölsün.
  Müşteki İbrahim Batur ifade veriyor Müşteki İbrahim Batur: Medine Batur'un eşiyim. Benim cenazemi yabancısınız diye defnetmeme izin vermediler. Çocuklarım annem nerede diye sordu. Şu sanıklara soruyorum, ben 600'e çalışıyorum diyor, 600 liraya ev mi geçinir. Bunların aileleri köşe gibi yaşıyor. Bunlar kendilerini kaç paraya satmış? Sorumlu herkesten şikayetçiyim

Bu Yazıyı Yazdır