Bu Yazıyı Yazdır

Yaşasın Kadın Dayanışması
2015 yılında 303 kadının erkekler tarafından öldürüldüğü bir ülkenin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı, ki kendisi kabinenin vitrini iki kadın bakandan biridir, kadına yönelik şiddetin “abartılı” olduğunu, “Burada algıda seçicilik var, neden kadına şiddeti, şiddetin merkezine koyuyoruz?”(!) şeklinde ifade etti. Her yıl, bakanı olduğu partinin de büyük “uğraşları” sonucu sayısı artan kadın cinayetlerini “algıda seçicilik” olarak nitelendirebilen bir bakanımız var yani! Bu bakandan, “abartılı” bulduğu bir olgunun önlenmesini bekliyoruz, ne kadar da gerçekçi, öyle değil mi? Şimdi, sorumluluklarından biri kadına yönelik şiddeti önlemek olan bir kadın bakanın, kadına şiddeti ön plana çıkarmayın diyebilmiş olmasını anlamaya çalışalım, Sema Ramazanoğlu bir bakan, bakanlığın sorumluluk alanı “Aile” ve “Sosyal Politikalar”. Peki kadın nerde? “Aile”nin içinde. Neden? Çünkü kadın ailenin içinde olmalıdır, çünkü kadın doğurgandır, asli görevi kocasına eş, çocuklarına anne olmaktır, bu yüzden de kadına şiddet sadece algı meselesidir!! Mantığımızla ve sabrımızla adeta dalga geçilen günler yaşıyoruz. Devlet her gün yaşanan taciz, tecavüz, şiddet ve cinayet olaylarını görmediği gibi, kadınlarla ilgili aldığı kararları torba yasaların içinden geçiriveriyor. AKP hükümetinin bize son müjdesi(!) Yarı Zamanlı ve Esnek Çalışma Yasası. Kadınların çalışma haklarıyla ilgili bir kararın torba yasa içinde tutulup, tartışmaya kapatılması antidemokratik bir tutum olduğu gibi, yasanın içeriği de aslında hiç de müjdeli olmadığının ipuçlarını veriyor. Devlet zaten her zaman en kötü taraflarını en güzel kelimelerle örtmeye çalışır. Peki ya gerçek niyet? Erkek egemen devletin bize suratında kocaman samimiyetsiz bir gülümsemeyle sunduğu bu yasanın altındaki niyeti ne? Mesaj çok açık: Çocuk büyütmek kadının görevidir. Bu çocuğu sevişerek birlikte yapmış olabilirsiniz ama erkek hayatına kaldığı yerden devam ederken, siz kadınlar bütün hayatınızı baştan kurgulamak zorundasınızdır. Ha bir de 3 çocuk mevzusu var tabi. Bu yasa her doğurduğunuz çocukta part-time çalışma hakkınız olan günlerin sayısını artırıyor. Yani birinci doğumda 2 ay, ikinci doğumda 4 ay, sonraki doğumlarda ise 6 ay, günlük çalışma süresinin yarısı kadar çalışabilme hakkı tanıyor. Böylece zatı muhteremin parmağını sallayarak sipariş ettiği 3 çocuğun teşviki de yapılmış oluyor. Devletin kadın politikalarının yarattığı sonuçları her gün yaşanan kadına şiddet olaylarında açıkça görebiliyoruz. Kadınlara karşı yürütülen bu savaşta başvurulan şiddet yönteminden biri de ezberletilmeye çalışılan toplumsal roller. Bu roller bize en yakınımızdaki erkekten en uzağımızdaki devlete kadar her aşamada kabullendirilmeye çalışılıyor. Örneğin her belediyenin aslında sorumluluğu olan Kadın Sığınma Evleri, Kadın Danışma Merkezleri sanki kadınlara sunulmuş bir lütufmuş gibi reklam malzemesi yapılmaya devam ediliyor. Bunun son örneğini sosyal demokrat olduğunu söyleyen CHP’li Maltepe Belediyesi'nde gördük. Maltepe’nin her yerine asılan pankartlarda kadına bir “müjde” de belediye tarafından veriliyordu: “Kadın Girişimcilik Mutfak Okulu Açılıyor.” Ne var bu okulda? Sayalım: Servis Elemanlığı, Pastacı Çıraklığı ve Aşçı Çıraklığı. Erkek egemen zihniyette bir kadına müjde, ya süt izninin artırılması şeklinde verilebiliyor, ya da mutfak eğitimleriyle! Halbuki biz kadınlar, artık kendi aramızda pasta yapmaktan çok patriyarkaya karşı mücadeleyi konuşuyoruz. Bizi, lütfedilen girişimcilik okullarından ziyade Ezidi kadınların tecavüzcü çetelerden intikamlarını almak için kurdukları ordular daha çok heyecanlandırıyor. Bir hak kazanılacaksa bu süt izninden önce özsavunma hakkı olmalı, bunu biliyoruz. Meclisteki Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın belediyedeki karşılığı “Kadın, Aile ve Engelli Hizmetleri Müdürlüğü”. Kadının adının bile “aile”nin arkasına sıkıştırıldığı bu ülkenin toplumsal cinsiyet rolleri biz kadınların hayatını her geçen gün daha da zorlaştırıyor. Bu rolleri düzeltmenin tek yolu kadın dayanışması ve mücadelesi. Aksi takdirde ne bizi erkeklerin bir adım gerisine atan ve edilgen yapmaya çalışan müjdeli haberlerin arkası kesilecek, ne Diyanet’in 3 yaşındaki kız çocuklarına kadar inen iğrenç fetvalarının sonu gelecek, ne de erkekler kadın öldürmekten vaz geçecek. Mücadele etmekten başka yolumuz yok. Çünkü Ulrike’nin de dediği gibi; “Ya sorunun bir parçasısındır ya da çözümün. İkisinin ortasında bir şey yok. Bu kadaɾ basit bu ve yine de çok zor.” Eh, yazının sonunda biz de bir müjde verelim o zaman bu erkek akıllı kurumlara: Bizi sıkıştırmaya çalıştığınız ailenin içinden taşalı çok oldu; kadın dayanışmasıyla biz kocaman bir “aile” olduk, korkun bizden! Yaşasın Kadın Dayanışması! KUTU Maltepeli Kadınlar olarak abluka altındaki illere maddi destekte bulunmak üzere bir dayanışma gecesi düzenleyelim istedik. Çalışmalara hemen başladık ve Metin-Kemal Kahraman, Emeğe Ezgi ve Ze tije bizlerle aynı dayanışma duygusunu paylaşarak dinletiye gelmeyi kabul etti. Tarih belirlendi; 22 Şubat. Yer konusunda Maltepe Belediyesi’nin bize verdiği söze güvendik; TSKM’nin uzun süre için dolu olduğunu ama Küçükyalı’daki Kültür Merkezi’nde bir salon verebileceklerini belirtmişlerdi. Ancak yazılı olarak ilettiğimiz talebe cevap bugün, yarın derken, bir türlü gelmedi ve dayanışma gecesine on gün kala “olumsuz” cevabı aldık. Bu noktadan sonra başka bir salon bulmak, gecenin duyurusunu yapmak, bilet ve afişleri hazırlamak çok zordu ve biz, talebimize içtenlikle yanıt veren müzisyenlere mahcup olmamak için geceyi iptal ettik. Şimdi merak ediyoruz: Maltepe Belediyesi salonu bize neden vermedi? Hem de söz verdiği halde? Kadınlara mı vermek istemedi, “Cizre’yle dayanışma” amacını ya da sanatçıları “sakıncalı” mı buldu? Ve bir soru: Belediyeyle ilk görüşmemizde, yerelde işbirliği yapabileceğimiz duygusunu edinmiştik, acaba hata mı ettik?                                                                                                                                                                                                                                        Maltepeli Kadınlar  

Bu Yazıyı Yazdır