AŞK TESADÜFLERİ SEVER
“İrinsiz, kabuksuz, görünmez bir yara
Bir hastalıktır ki aşk derler adına
Amma öyle bir tutuşur ki içinden
Yüreğin kanı akar iki gözünden”
Selim Temo’nun çevirisi ile raflarda yerini alan Mem İle Zin’in kapağını süsleyen bu dizeler, son günlerde okuduğum en sade ama en gerçekçi aşk tanımı gibi geliyor kulağıma.
Herkesin aşk ile ilgili kendi yaşadıklarından kaynaklı farklı teorileri var; aşkın ömrü, aşkın rengi, aşkın evrimleri gibi... Bu kalıplara, burçlara olduğu gibi çok da itibar etmiyorum. Her insan, her aşk, her hikâye birbirinden fersah fersah farklı.
Bir ara nedense yakınlarıma sıkça aynı soruyu sorardım; “Kaç kere âşık oldun”? Sanırım duymak istediğim cevap birden çok aşık olduklarıydı. Onlar bana sorduklarında ise gizemli bir şekilde buçuklu sayılar verirdim. Buçuklar, ‘yarım kalmış aşklar’ demekti benim için. Bazı insanların düşündüğünün aksine “Kavuşunca aşk biter, kavuşamazsan aşkın büyür,” mottosu da bana hiç uymadı. Aşk yolculuğunda önemli olanın varılacak yerden ziyade yolculukta yaşananlar olduğunu düşündüm hep. Kavuşamadıklarım tatlı bir hatıra olarak hikâyeme eklendi, kavuştuklarım ise yol arkadaşlarım oldu.
Bazen aşkı aradığım zamanlar oldu, hiçbir yerde denk gelemedik. Olmaması gereken zamanlarda da, o gelip beni buldu ve onun için neler yapabileceğimi göstermemi istedi. Aşkı hak etmek gerekiyor. Bazen cesaret, bazen mücadele, bazen fedakârlık ile seni test ediyor. Aşkın cesur insanlara yakıştığını düşünüyorum. İnsan gerektiği zaman “Seni seviyorum” sözünün arkasında durabilmeli, aşkı için fedakârlık edebilmeli ve ne olursa olsun asla pişman olmamalı. Hayat kişisel bir kumar... Yaralanmadan, risk almadan mutlu ve başarılı olmak zor. Aşk kapıyı münasebetsiz bir zamanda çalsa bile, kapıyı ona sonuna kadar korkmadan açın, gönlünüze buyur edin. Beyninizi işe karıştırmayın. Aşka yakışan aklın uçup gitmesi değil mi? İnsan yüreğini aşkta ve hayatta sınamalı.
Kafanızdaki çerçeveye uyuyorsa karşılaştığınız resim, ne mutlu size, kıymetini bilin. Yok, aslında tam uymuyor ama paspartu ile kurtarmaya çalışıyorsanız, boş verin gitsin; ya resimde ya da çerçevede bir yanlışlık var demek ki... Duvarı deldiğinize, gözünüzü yorduğunuza değmez. Tabii ki aşkın nasıl keşfedileceği herkesin kendisine kalmış bir şey. Elbette mutluluk garantisi yok aşkın ama aşksız geçen hayatın da tadı tuzu yok gibi... Kendi adıma sıradan bir mutluluk yaşamaktansa sıra dışı bir aşkın kahramanı olmayı tercih ederim.
14 Şubat Sevgililer Günü geldi çattı, her yer kırmızı... Kırmızı aşkın rengiymiş. Erkekler sevgililerine kırmızı güller alacaklar. Pastanelerin vitrinlerini kırmızı kalp pastalar süsleyecek. Deliye her gün bayram misali, âşıklara da her gün sevgililer günü... Canınız kırmızı boyalı bir pasta yemek ya da sevdiğinize bir kırmızı gül vermek istiyorsa, bugünden alın gitsin. Müslüm Gürses’ten “Aşk Tesadüfleri Sever” şarkısı da benden sizlere gelsin.
Eros’un yayını gerip, oklarını kalbi boş olanlara atması dileklerimle, Sevgililer Günü’nüzü kutluyorum.