KALENİN BEDENLERİ
14 Mart 2015 tarihinde kapılarını açan Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi, Ankaralı iş adamı ve koleksiyoner Yüksel Erimtan’ın, Ankara’ya ve tüm sanatseverlere armağanıdır. Yüksel Beyi sadece işadamı ve koleksiyoner olarak tanımlamak, onu eksik ifade etmek olur. Yüksel Erimtan benim nazarımda büyük bir hayırsever.
Bir sürü ilke imza atan GAMA Grubu’nun da kurucusu olan Yüksel Beyin koleksiyonunun ilk tohumları, Tarsus yakınlarında çalışırken Roma yüzük taşları alması ile atılmış ve elli yılın sonunda iki bin parçaya ulaşmış. Ankara’nın tarihi dokusunu en güzel yansıtan yer olan Kale bölgesinde, Anadolu Medeniyetleri Müzesi ile Koç Müzesi’nin arasında yer alan binada, birikimini sanatseverler ile paylaşmakta.
Bir arkeoloji ve Ankara Kalesi aşığı olarak, müzenin açılış davetiyesi geldiğinde içim içime sığmamıştı. Yirmili yaşlarımda ufak tefek objeler alarak başladığım toplayıcılık merakım, çeşitli alanlara yayılarak ve genişleyerek bugüne değin geldi. Bilinçsizce başladığım ama zaman içinde uzmanlaştığım çok çeşitli objelerden oluşan farklı koleksiyonlarım var. Koleksiyonerlik bir ruh hali, hatta yaşam biçimi. Siz istemeseniz bile eliniz, beğeniniz hep aynı tip objelere gider ve bir bakarsınız ki, nur topu gibi bir koleksiyonunuz olmuş. Bu sebeptendir ki Ankara Kalesi ve civarındaki antikacılar, benim için bir mabettir.
Çok eskiden beri haftanın bir iki gününü Samanpazarı’nda geçiririm. Öyle ki bir iki hafta gidemesem, kendimi okulu asmış çocuk gibi suçlu hissederim. Ev ile Kale’nin arası yaklaşık 9 km... Hava şartları uygunsa 1.5 saatlik bir yürüyüş sonunda Samanpazarı’na gelmiş olurum. Altındağ Belediyesi’ne gelmeden önce yolun ortasında bulunan Tez Veren Sultan Türbesi’nde ilk molamı veriyorum. Biraz soluklandıktan sonra, ilk durağım Ankara’nın en eski ahşap hanlarından olan Pirinç Han oluyor. Sevgili antikacı dostum Hamdi, genellikle eşya almaya gittiğinden, dükkânın anahtarını komşuya bırakmış olur. Dükkânı kendi yerimmiş gibi açar, kahvemi içerken telefonumu şarj edip bir güzel yorgunluk atarım.
Yıllardır Han’da para vererek kahve içtiğimi hatırlamıyorum. Hava güzel ise Han’ın avlusunda oturup Kadir Usta’nın dükkânından gelen müziği dinlemenin tadına doyum olmaz. Artık çoğu dostum olan esnaf ile hoş beş edip tozlu raflar arasında define arar gibi heyecanla dolaşırım. Her şeyin çok yerli yerinde olduğu, lüks antikacı dükkânlarında bu heyecanı hissetmiyorum. İşin en eğlenceli yanı o kalabalığın içinden bulup çıkarmak... Pilavoğlu Han’a uğramadan, Ümit Hoca’nın harika “vintage” ürünlerine göz atmadan ve Cafe Borges’de ıhlamur içmeden dönmek, yarım kalmış bir Kale gezisi sayılır benim için. Geriye dönüp baktığımda ben sadece obje biriktirmemiş, aynı zamanda harika ve özel insanlardan oluşan dostlar ve anılar da biriktirmişim.
Bütün bu güzelliklere, Erimtan Müzesi’nin de eklenmesi Kale’ye gitme keyfimi katmerlendirdi. Müzenin alt katındaki 150 kişilik salonda düzenlenen “Salı Konserleri” ile müze de müzik keyfini yaşarken, ruhunuza da bir müzik ziyafeti çekebilirsiniz.
Yolunuz Ankara’ya düşerse Kale’ye uğramadan dönmeyin, derim.