Bu Yazıyı Yazdır

"Toz Bezi" Filminin Doğuş Öyküsü
66. Berlin Uluslararası Film Festivali’nin Forum bölümünde Yeni Türkiye Sineması bu sene de son yıllarda olduğu gibi bir kadın filmiyle temsil edildi. Ahu Öztürk’ün ilk uzun metrajı “Toz Bezi” filmi kadın karakterlerinin arasındaki hem iktidar ilişkilerini hem de dayanışmayı anlatıyor. Hatun ve Nesrin karakterlerinin arasındaki dayanışmayı merkezine alan film, arka plana kentsel dönüşümü ve Gülsuyu’yu alarak kocaya, ev sahibine, orta sınıfa, iş yüküne ve işsizliğe karşı hayata tutunma çabaları içerisinde kadınların birbirinin elinden nasıl tutabildiğini gösteriyor. Filmin gösteriminden sonra ilk gelen soru şaşırtıcı olmuyor: “Bu filmde erkekler yok gibi. Erkekler neredeler?” Tıpkı filmdeki karakterlerden Hatun’un kocasının evin lavabosunu bir türlü tamir etmediği ancak oturma odası sahnelerin tamamında koltuğun üzerinde otururken göründüğü gibi, bu soruya yönetmenin cevabı da gecikmiyor: ‘Aslında gerçek hayatta da erkeklerin varlıkları ile yoklukları biraz bir gibi.” Bu açıdan bakarak kocası gitse de, kalsa da kadınların birbirlerinin hayatındaki boşlukları nasıl doldurduklarını bize ince ince detaylarla anlatan filmin yönetmeni Ahu Öztürk’le sohbet ettik. Öncelikle bu proje nasıl gelişti, hikayeyi oluşturan süreç nedir? Ben bir kısa film çektim Kars Öyküleri’nde yer alan, sonrasında da bir kaç senaryo yazdım. Başka bir senaryo için yoğunlaşmışken bir akraba kadın bize oğlumu ziyarete geldi ve ‘Bbu çocuk sarışın kime çekti biz kapkarayız’ dedi, sonra da dedi ki ‘Haa, biz çerkesiz ya’. Biz şok olduk, donduk kaldık çünkü akılsal bir yerde durmuyor, tam bir gerçeküstü kahraman kendinden menkul bir yerden devşirmiş o önermeyi arkasında da duruyor. Ben meseleye çok güldüm, günlerce aklıma geldikçe, nasıl düşünebildi ki annesi Kürtçeden başka dil bilmiyor. Sonra elimdeki senaryoyu bıraktım ve buna başladım. Buna başlarken, elimde Kürtlüğün sanki bir coğrafya gibi algılandığı ve kaçılabilecek bir yermiş gibi hisseden bir kadın vardı ve çok deli bir haldeydi. Bir taraftan da benim teyzem ev işçisiydi gündelikçiydi ve vicdan ağrısı gibi duruyordu bu bende, sanki anlatırsam geçecekmiş gibi. O yüzden Hatun karakteri orada doğdu ve bunu ev işçisi yapma meselem de benim teyzemle kurduğum bağla ilgili. Elimde böyle bir karakter vardı ve bir tane de kocası tarafından terkedilmiş biri olacaktı, Hatun’un olmayacağını düşündüm ve sonra Nesrin’i eklemiş oldum.   Film hakkında ne Nesrin’in, ne Hatun’un başrolde olmadığını, filmin ana meselesinin bu iki karakter arasındaki ilişki olduğunu söyleyebilir miyiz? Aynen öyle, senaryoda da beni en zorlayan yer de burası oldu. Çünkü senaryonun bir dinamiği, eğrisi var, hikayesi var ve bende iki kadın var. O iki kadının da kendilerine ait yolculuğu var ve o yolculuklardan birini tepe noktası kılarsam öbürü gidecekti. Benim derdim kesinlikle iki kadındı ve o iki kadının ilişkisinin başrol olduğuna en son vardım ama bu senaryoda baya bir taslaktan sonra olan bir şey oldu orası beni çok zorladı hem senaryoda hem kurguda. Yazdıkça açılan ve yazdıkça karar verdiğim yer, ikisinin ilişkisinin temel olması oldu. Berlinale’deki gösterimden sonraki söyleşide Nazan Kesal’ın da dediği gibi iktidar ilişkileri her yerde. Bunu Hatun ve Nesrin arasındaki ilişkide de görebildiğimizi söyleyebilir miyiz? Bu benim filminin önermesi, tam da Spivak gibi iktidarın her zaman her yerde kurulduğı ve halkalı bir varlığı olduğunu düşünüyorum, Ayten’den Hatun’a, Hatun’dan Nesrin’e, Nesrin’den de kızı Asmin’e; yani kenarın kenarına giden bir yol. Mesela filmi izleyenler orta sınıftan ise özellikle kadınlar fazla kötü değil mi gibi bir yerden baktılar. Gerçekte olan daha kötüyken bunu gösterdiğim zaman kaçabilecek bir seyirci var karşımda. Yani yüzleşmeden kaçtığı için onu kaçırtmayacak bir yer bulmam gerekiyordu. O yüzden küçük formüllerle Arendt’in de dediği o sıradan kötülüğü vermek istedim. AKIL VEREN VAR, SİGORTA YAPAN YOK Bir yandan da karşılaştığımız saf, ideal ve hayali bir dayanışma ilişkisi değil. Evlerinde çalıştıkları kadınlarla temizlik işçisi kadınlar arasındaki iktidar dengeleri nasıl kuruluyor? Kesinlikle o katmanlar için tek tek çalıştım. Aslı Hanım’ın tam da ona özgü karakteri mesela, vaatleri ortaya atar ama unutur sonra orada. Nesrin onun için, korunması kollanması gereken bir kız kardeş gibi, hatta cehaletle muhtemelen ilişkilendirdiği biriyken unutup gideceği bir varlık aslında. Onun hayatında bir toz parçasından başka bir şey değil, evini temizlettiği biri yani. O akıl vermeler benim çok fazla duyduğum şeyler. Hakikaten el uzatıyor musun sigortasını yapıyor musun? Onlar yok. BEN GÖBEK BAĞIMI KESTİM VEDALAŞTIM Yeni Türkiye Sinemasında çok popüler olan depresif acı çeken yalnız erkek teması bu sene de Berlinale’nin Panorama bölümünün teması olmuş. Sinema dünyası bu kadar erkeklerin erkekleri anlattığı bir dünyayken bu filmde kadınların hikayesini ve dayanışmasını görüyoruz... Hem ondan, hem de şeyden çok sıkıldım: konuşmayan, derdini anlatmayan, kendinden menkul bir acısı olan, ne oluyor orada diye böyle sonsuz kafa patlatarak derdini bulmaya çalıştığın kahramanlar var. Ve karakter değiller çoğu, sen bir şeyler yüklemeye çalışıyorsun. Oyuncu da muhtemelen oynarken çok zorlanıyor çünkü çok az malzeme var karakter olabilmesi için. Bu halden çok sıkıldım, o yüzden kanlı canlı karakter olmasını istedim. Kadın olması benim kadın olmamdan, Kürt olması benim Kürt olmamdan, ev işçisi olması benim yoksul hayatımdan...Yani bütün bunlar benim kendi hayatımdan getirdiklerim. Ben oradan bakıyorum ve kendi meşrebimce yapıyorum. Ama bunu şunun için de yapmadım, özellikle ilk film için şunu söyleyebilirim, ben bunlardan çok sıkıldım diye değil. Senin ilk yükün, ilk yaraların, ilk kabukların, sanki o yükü anlatmanın kendisi çok birincil, öbürleri çok sonradan gelen şeyler. Yani ben derdimi baktığım yerden bir anlatabileyim telaşıyla yaptım. Sonra film biter nereye yerleşir orası beni bağlamıyor. Ben göbek bağımı kestim vedalaştım, nereye giderse oturursa onun yolculuğu bundan sonra. Yolculuğu demişken, seyirciyle buluşma ve gösterim açısından yolculuğu nasıl gidiyor? Sonrasında festivaller var, Nürnberg var, İtalya’da bir festival var, Fransa’da bir kadın filmleri festivalinde bir ana yarışmada. Martta bir kaç festival var, nisandakiler daha açıklanmadı. Berlinale Forum da o açıdan görünürlüğünü artırma nok-tasında önemli.

Bu Yazıyı Yazdır