İstanbul Tuzla’da çalışan Türk Metal üyesi bir işçi, 8 Mart etkinliğine giderken yaşamını yitiren kadın işçileri yazdı.
Hevesle hazırlanan çantalar. İçine koyulan en sevilen elbiseler... Birkaç gün için de olsa başka bir yere gitmenin, fabrika dışında başka bir yerde olmanın, seninle aynı sorunları yaşayan işçi arkadaşlarınla tanışacak olmanın heyecanı, merakı. Belki döndüğünde tek başına uğraşırsan ya da hiç uğraşmazsan değişmeyeceğini bildiğin sorunları konuşacak, tartışacak olmanın verdiği duygu ve belki de kafada 8 Mart’ta niye alanlarımızın dışındayız sorusu...
Bütün bunları hisseden, 7 Mart günü Ankara’da Türk Metal Sendikası’nın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü etkinlikleri ve kadın kurultayı için yola çıkan kadınlar. Ve bir kez daha yıkılarak, kahrolarak, ölümün hep bizden, hep emekçilerden, hep iyi bir yaşam için sürekli, en zor koşullarda çalışanlardan yana düştüğünü gördük.
Bursa’daki metal fabrikalarından etkinliğe gitmek için yola çıkan 250 kadın işçiden 7 kadın işçi arkadaşımız hayatını kaybetti. Şimdilik yapılan açıklamaya göre sebep şoförün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi. Sonuç ise 7 kadın işçinin artık olmaması...
ÇEK YA DA SİNEMA BİLETİ OLSAYDI YA
Ben de onlar gibi Türk Metal’in örgütlü olduğu, Tuzla tarafında bir fabrikada çalışıyorum. Benim çalıştığım yerden kurultaya gitmek için yola çıkan kadın arkadaşlarım da bizimle vedalaşırken aynı duygular içindeydi. Benim çalıştığım yerde 50’den fazla kadın çalışan var.
Sendikamız 8 Mart için bize her sene olduğu gibi bu sene de kart gönderdi. Çay molasında kartları açıp “İçinde 50 liralık çek olsaydı ya” dedi bir kadın işçi. Başka bir kadın işçi ise “Sinema bileti olabilirdi belki” dedi.
Peki, bizi kartları açtığımızda küçük bir gülümseme dışında ifadesiz bırakan sebepler neydi ki?
Yazaki işçisi kadın arkadaşların mektup yazarak Ekmek ve Gül ile paylaştığından farklı değildi aslında. Kendi bölümümden başlamak gerekirse; çoğunluğu kadın, çalışma çok yoğun. Sürekli diğer bölümlere malzeme yetiştirmemiz gerekiyor; hal böyle olunca da amir, lider, müdür sürekli daha çok çalışmamız, daha fazla mesai yapmamız gerektiğini söylüyor. Mesai yüzünden bu bölüme girdiğinden hatta burada çalışmaya başladığından beri hafta tatilini, saat dört çıkışını unutan arkadaşlarımız var. Diyelim haftanın iki-üç günü 12 saat çalıştınız. Yoruldunuz mu, canınız mı sıkıldı, işiniz mi var, ailenizle, arkadaşınızla vakit geçirmek mi istiyorsunuz... İşte bunları söylediğimizde ya da “Bugün mesaiye kalmayacağım” dediğimizde ekip liderimiz; “Neden, niye gidiyorsun, ne işin var?” diye sert ve küçümseyen bir tavırla soruyor.
Bir kadın işçi yorgunum dediğinde ise “Çalışıyor musun ki?” diye devam ediyor. Yani bizden haftanın 5 günü 12 saat çalışmamız ve pazar günü ise mesaiye gelmemiz isteniyor. Bunu kabul etmediğimizde ise az önce anlattığım tartışmalara maruz kalıyoruz veya amir odaya çağırıp neden pazar günü gelmediğimizi soruyor.
HATIRLANMAK GÜZEL AMA...
Bu kadar çalışmamızı söyleyen işletmemiz 8 Mart’ta bize çiçek dağıtıyor. Evet hatırlanmak güzel ama yine soruyorum derdimize çare çiçek mi?
Bizleri nerdeyse her gün 12 saat, haftalık tatilimiz de dahil çalışmaya zorlayan firmamız çiçek dağıtarak ne kadınların gönlünü alabilir ne de kötü çalışma koşullarımızın üstünü kapatabilir. Bir kadın işçi çocuğu ile nitelikli zaman geçiremediğini, akşam sekizde çıktığında dokuzda evde olduğunu, çocuğunu o saatten sonra en fazla 1 saat görebildiğini anlatıp dert yanıyor. Başka bir kadın işçi arkadaşım artık çalışmaktan kollarının, belinin ağrıdığını anlatıyor. Doğuştan sağlık sıkıntısı olan bir başka arkadaşım ise ağrılarının arttığını, dayanmanın daha zor olduğunu söylüyor. Aldığımız mesai ücreti başka yerlere göre iyi olduğu düşünülse de kısa sürede kum tanesi gibi uçuyor. Yani yaşadığımız hiç bir sağlık sorunu, kişisel sıkıntı kimsenin umurunda olmuyor. Aksine en ufak bir hatamızda da savunmamız isteniyor.
SENDİKACILAR SORUNLARA KULAK TIKIYOR
Yazaki’nin kadın işçileri de yoğun, kötü çalışma koşullarından bahsetmişti. Orası da Türk Metal’de örgütlü, bizim fabrikamız da... Peki, sendikamız işçisinin yanında durduğunu göstermek için ne yapıyor? Şunları yapıyor; mesela belli özel günlerde (25 Kasım, 8 Mart) gelip kadınlarla fotoğraf çekiyor. Sendikanın üst yetkililerinden biri gelince yine fotoğraf çekiyor. Ama sorunumuzu anlattığımızda çok uğraşmayıp veya uğraşmış gibi görünüp üstünü kapatıyor. Tıpkı Yazaki’de yaptığı gibi, sorunlara kulak tıkıyor. Benim çalıştığım işyerinde 16.00-24.00 vardiyası mevcut. Ama bu vardiyada çalışan birçok kadın servis sorunu yaşıyor.
Servis şirketi belli yol güzergahı ile anlaştığını, bunun dışına çıkamayacağını, çıkarsa hem daha fazla zaman kaybı olacağını ve servis şirketine daha fazla para ödenmesi gerektiğini söylüyor. Kadın işçiler olarak durumu sendikaya anlattığımızda topu birbirlerine atıyorlar. Amir sendikaya, sendika yönetime... Sonuç ise HİÇ. Yaşanan kazadan sonra ise iş durdurma yerine yine fotoğraf çekiyorlar. Biz ise kendi aramızda üzüntümüzü paylaşırken sadece 7 işçi kardeşimizin değil onlarla beraber ailelerinin de öldüğünü konuşuyoruz.
Çok gençlermiş diyor biri, başka biri birinin çocuğu çok küçükmüş daha diyor, başka biri ne gerek var peki oraya gitmeye burada kendi ilçemizde yapsak ya diyor... Biri hiçbirine gerek yok tatil olsun, bizim olsun diyor. Sonra bunun işçi cinayeti olduğu, ailelere tazminat verilmesi gerektiği konuşuluyor. Sonra zil çalıyor, herkes bölümüne, yoğun tempoya dönüyor. Sendikamız bunu sormuş mudur kendine? Onlar sormasa da biz soruyoruz.
ÇİÇEKLE, KARTLA, TATİLLE, FOTOĞRAFLA DEĞİL...
8 Mart’ın tatil olması için neden uğraşmıyorsunuz, neden her 8 Mart’ta, 1 Mayıs’ta bizleri kendi alanlarımızdan uzaklaştırıyorsunuz? Neden bu kadar ağır çalıştığımızı bildiğiniz halde bu koşulları bizimle beraber değiştirmiyorsunuz? Cevabı metal direnişinde direnen işçi arkadaşlarımız, sizi istemeyen Dytech işçisi arkadaşlarımız verdi aslında. Çünkü gerçekten işçinin yanında değilsiniz, olmadınız da.
Biz kadın işçilere ve tüm işçilere, emekçi kardeşlerime düşen en büyük görev ise derdimizin çiçekle, kartla, tatille ve fotoğraf ile değil mücadele ile birleşerek, büyüyerek, her zaman öğrenerek haklarımıza sahip çıkmak olduğunu göstermek. Sadece kendimiz için değil kölece çalışmaya, sürekli fazla mesaiye, ölüme, yoksulluğa, savaşa itilen, yitip giden herkes için, insanca yaşadım diyebilmek için göstermek... Kazada hayatını kaybeden halbuki akciğer kanserini yenip hayata yeniden başlamış olan Özlem İnan için, tekstilde yoğun çalışma koşullarına dayanamayıp kalbi yenik düşen Özlem için, Kütahya’da çocuklarını işe giderken bırakacağı bir kreş olmadığı için feci şekilde kaybeden kız kardeşimiz için... Ellerimizi şimdi ufak ufak birleştirsek de, kısık sesle konuşsak da, zaman zaman olanları kabul etsek de, sinirden ağlasak da gelecek güzel günler bizim ve biz o günleri kendi ellerimizle, hep birlikte evimizde, mahallemizde, işyerlerimizde, bölümlerimizde, alanlarda, meydanlarda bir araya gelerek, konuşarak, tartışarak, bütün bu kölece yaşama ve çalışma koşullarını silip süpürerek, pres makinelerinde ezerek; insanca, kardeşçe, birlikte yaşamı ve koşulları var edeceğiz.