Halet Ataş, bir Maltepe sakini. Bir yurttaş. Elbette siyasetle ilgili, hatta örgütlü olarak siyaset de yapıyor. Ama örgütünden, partisinden bağımsız olarak elini taşın altına koymuş ve tek başına bir eylem başlatmaya karar vermiş. Önceki gün Maltepe'de 'Akan kan dursun' sloganıyla sokağa çıkan Ataş, bu eylemini 39 ilçeye taşıyacak. Halet Ataş ile buluştum ve kendisine eylem tarzını ve amacını sordum:
Bu yoğun eylemlilik sürecinizde söyleşi teklifimizi kabul ettiğiniz için size çok teşekkür ederim.
Ben teşekkür ederim.
Biz sizi tanıyoruz ama bir de isterseniz kendinizi okurlarımıza tanıtın.
Aslında ben şöyle başlayayım, 32 yıldır Maltepe'de oturan bir insanım, üniversite hayatındayken geldim ve daha sonra ticaret işleriyle uğraştım. Daha sonra 2003 yılında Irak'a gittim, 7-8 yıl orda bir firmada proje koordinatörü ve satın alma müdürü olarak çalıştım.
Irak derken?
Irak Kürt bölgesindeydim. Duhok, Süleymaniye, oralardaydım. Oralarda bir Türk firmasında çalıştım. Projeler yaptım, otel, restorant, peyzaj, aklınıza gelebilecek her şey, ki o dönemde de kolay kolay Türk firmaları cesaret edip gidemiyorlardı. Korkuyorlardı da, ben niye korkuyorlar diye merak ederdim. Rahmetli babamı hergün aramazsam bu çocuğun başına bir şey mi geldi derdi. Çok samimi söylemem gerekirse hayatımın en güzel 7 yılını geçirdim. Dönem dönem gittim geldim tabii.
Hangi yıllar arasında oradaydınız?
2003 yılından 2011 yılı başına kadar oradaydım.
O zaman yani siz oradayken Federal Kurdistan Bölgesi vardı. Özerkliği tanıdınız.
Tabii, orası zaten Kurdistan olarak biliniyordu. Yeni yeni yapılaşmaya ulaşan bir şehirdi. Benim de harcım var öyle diyeyim bu yapılaşmada, yapılaşma, çevre düzenlemesi anlamında, otellerin yeniden rehabilitasyonunda, düzgün hale gelmesinde. Özellikle Duhok ve Erbil'de çok katma değerim var diye düşünüyorum. 2010'un sonunda patronla anlaşamayınca bir ayrışma yaşadık, işi bıraktım ya da patron bırak dedi, öyle bir sıkıntıdan geçtik. Ben bir aktivistim çevreye karşı, doğaya karşı, insana karşı.
Savaşa karşı...
Her şeye karşı. Yani katliam olan her şeye karşıyım. Bir kere öyle bir özelliğim var, yolda karıncayı görsem yolumu değiştiririm, ki o hayvan ezilmesin diye. Benim de kabem insan olduğu için insana daha çok sevdam var. 3-4 yıldır da siyasetle uğraşıyorum ama bu eylemimin siyasetle hiçbir alakası yok. Yani ben meclisteki tüm partilerin bu kaostan sorumlu olduğuna inanan biriyim.
Bir yurttaş olarak yapıyorsunuz bu eylemi değil mi?
Tabii, bunun altını özellikle çiziyorum.
Ne zaman tasarladınız bu eylemi? Nereden aklınıza geldi?
Bu beni aylardır, yıllardır rahatsız eden bir mevzuu. Çok rahatsız ediyor bu şiddet olayları beni, ki az ya da çok oraları da bilirim, Güneydoğu coğrafyasını, Irak haritasını da bilirim. Bu şiddete, çatışmaya herkesin böyle duyarsız kalması beni tamamen rahatsız eden bir şey, çok ciddi bir şekilde rahatsız eden bir konuydu. Dönem dönem de gündeme getirirdim yani, hiç sıkıntı yaşamam, son 3 yıldır da siyasetle uğraşıyorum. 2004 yılında Erzincan Altınbaşak beldesinde de belediye başkan adayıydım. Tüm demokratik örgütlerin, sol partilerin birleştiği, ortak hareket ettiği bir dönemdi. Murat Karayalçın genel başkanımızdı. Kendi beldemden aday oldum.
SHP'den mi aday oldunuz?
Evet SHP'den aday oldum. Ondan sonrada tekrar Irak yolu gözüktü. Maltepe'de yaşıyorum, geldim, emekliyim, bir kızım var, mesleğini eline aldı, elektronik haberleşme mühendisliği okudu, çalışıyor. Eşim bir firmada finansman ve muhasebe müdürü, o emekli oldu ama zevkli bulduğu için çalışıyor. Ben açıkçası emekli oldum, çalışmaya sanki son verdim gibi, yani istediğimi yapayım dedim.
Kendinizi barışa adadınız yani?
Evet kesinlikle, barış adamıyım, onu söyleyeyim yani. Öyle bir misyonum olsun istiyorum. Doğa için de çevreci bir insanım. Gezi zaten moda olmuştu, Gezi'ye herkes gitti, gitmeyen kalmadı. İşte Validebağ Platformu içerisinde, Birleşik Haziran Hareketi içerisinde dönem dönem yer alıyorum. Üsküdar meclisine gidip katılıyorum çünkü ilk başlangıcı Üsküdar'daydı o işin. Bizim Maltepe'de de var ama çok içli dışlı olamadık. İşte Sokak Kültür Derneği var, onlara arada sırada uğruyorum, Maltepe'deki platforma katılıyorum. Siyasetle de uğraşıyorsan, ki uğraşmak zorunda hissettim kendimi, çünkü sorumlu bir vatandaşın uğraşması gerekenlerden biri de siyasettir diye düşündüm. CHP üyesiydim zaten, Süleyman Kıpırtı'nın ilçe başkanlığı döneminde bir görev verdiler, mahalle temsilciliği görevi. Onu da ciddi bir şekilde mahallede çok ciddi bir katma değer sağlayarak arkadaşlarla birlikte orada mahallede bulunan arkadaşlarla birlikte iyi bir ivme kazandık bu güne kadar belki yarın CHP il başkanımız gelecek, davet ettik. 150. Toplantımız olacak. Bu toplantılarda her şeye dokunuruz, yani spora dokunuruz, insana dokunuruz, hayvana dokunuruz, çevreye dokunuruz, sosyal politikalara dokunuruz. Aklınıza gelecek her türlü konuya dokunuruz, her türlü alanda toplantılar yaptık, söyleşiler yaptık, devam da ediyor bu. İşte 6 Aralık ilçe kongresinde başkan adayı oldum, şansım var mıydı, evet, biraz biat etseydim çok şansım vardı. Etmeyeceğim dedim, adaylıktan çekilmedim, biriyle uzlaştım. Ortak bir nokta yakaladık, işte muhalif listedende ilçe yönetimine gidim. Şu anda da Maltepe ilçe yöneticisiyim ama kesinlikle altını çiziyorum bu barış hareketinin ya da ''Kana Dur De'' hareketinin siyaetle hiçbir alakası yok, kişisel bir arzum bu. Zaten kişisel eylemim, bireysel eylemim diye de sosyal medyada yayınladım. Bundan ne partim sorumludur ne de bir başkası sorumludur. Barış insanıyım, hümanist felsefeye inanan bir insan olduğum için yapıyorum, barışa hizmet ediyorum açıkçası.
İstanbul'un 39 ilçesinde 39 eylem yapacaksınız.
Evet. Sentez eylem bunun adı, işte pankartımı hazırlamışım, masa açıyorum, oraya koyuyorum, vatandaşın tepkisini ölçüyorum, yani nasıl bir tepki olacak. Burada görüşlerini de yazan olursa diye bir defter koydum oraya, imza istemiyorum ben insanlardan, diyorum ki; kardeşim görüşünü yaz çünkü bu toplumun şeye ihtiyacı var, belki orada yüz kişi belki beşyüz kişi belki bin kişi imza atacak ama üçyüz kişi düşüncesini yazsın, o üçyüz kişiden belki bir tane çeker çıkarırız, o bizim işimize çok yarar.
Peki, toplumun size ilgisi nasıl? Siz o eylemi orada gerçekleştirirken etrafınıza insanlar toplanıyor. Onların ilgisi nasıl? Karşı çıkanlar oluyor mu, barışı savunanlar mı oluyor, savaşı savunanlar mı oluyor?
İlk eylemim Maltepe'de oldu. Tabii onu ölçmek zor ama Maltepe'ye baktığın zaman Kürt vatandaşlar da geldi, MHP'lisi de geldi, sağcısı da geldi, solcusu da geldi, koministi de geldi, niye onu açtın diyen olmadı. Ya barışı hepimiz istiyoruz, keşke barış olsun diyor. Yani insanların dediğine bakıyorsun bir de çok seyirci bir toplumuz, böyle uzaktan uzaktan seyrediyorlar, niye korkuyorlar onu anlamıyorum ben. Yani bayağı meraklıyız, öyle uzaktan dikizliyoruz yani, işin içine elini sokmuyor, belki taşın altına elini koysa var ya bu iş çözülecek, sıkıntı olan bu. İnsanlar geliyor mesela, konuşuyoruz, gençler geliyor, ''abi'' diyor, ''doğru bir şey yapıyorsun ya'' diyor. Aslında toplumunda % 80'i bunu istiyor. Derdimiz ne? İstiyorsak bu toplum motor güç olmalı, siyasiler bu işi çözemiyor. Ben de siyasiyim ama bu kaosu siyasiler çözemiyor. Halk çözemezse siyasilerin çözme lüksüne ben inanmıyorum.
Biz de bunu sokakta televizyon programı yaparken görüyoruz. Mikrofonu kime uzatsak barış diyor ama yine de savaş sürüyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ya ben düşünen toplum, ya ben midesini düşünen toplum olduğunda toplumun son noktasıdır bu, midesini düşünüyor, işkembeyi düşünüyor insanlar. Geçim kaynağı. Bakın ben Validebağ ile ilgili Maltepe'de yapılan bir eylemde imza topladım, aşağı yukarı üçbin imza burada topladım, ikibin de Karadenizlilerin bir hamsi şenliği vardı orda topladım. İki tane genç geldi çok ilgimi çekti, ''abi'' dedi, ''ya imza topluyorsun ama niye topluyorsun'' dedi. Dedim ki; ''ben imza topluyorum ama sen niye bana soruyorsun? Bana sormayın'' dedim, ''bana sorarsanız ben kendim gibi cevap veririm seni şekillendiririm ama sen burada yazılanı okur da anlarsan atacağın imzanın bir kıymeti harbiyesi olur, bir özelliği olur.'' Desin; ya ben okudum, burası bana uydu, burası da uymadı ama bu adam doğru bir şey yapıyor. Bunu kabul ederse. Çocukla konuştuk 10-15 dakika, dedi ki; ''abi ama Validebağ'da camii yapıyorlar, o camiiye karşılar''. ''Orada bir duralım'' dedim, tabii o zaman da siyasi bir kimliğim yok, siyasi kimliğimi hiç ön plana çıkarmam, çünkü bu barış hareketi siyasete bağlı değil, insana bağlı. Dedim ki; çocuk şu Maltepe Camii'ni görüyor musunuz?'' Görüyorum dedi. ''Sen doğmadan yapıldı o camii, bu camiinin alanı aslında 350 metrekareydi, ben 32 yıldır burada yaşıyorum ama camiinin şu anda alanı 5000 metrekare. Bak 350 metrekareyi 5000 metrekare yapmış, yani 4650 metrekaresini senden çalmışlar. Burası ama camii değil biliyor musun, üstü ibadethane, altı ticarethane. Bir hırsız, Yimpaş gibi bir namussuz bu ibadethanenin altında insanları dolandırdı kaçtı. Bir hırsız dedim, ibadethanenin altını kiraladı, buranın da kirasını vermeden kaçtı gitti yıllar evvel. Burası ticarethane. Hastanesi var, otoparkı var, marketleri var, kütüphanesi var yani kitap satan yeri var. Buna dedim niye böyle bakmıyorsun? Orada dedim insanlar camii yapmayacaklar. Camii bu toplumun ortak değeri olduğu için insanlar camii yapılmasına karşı çıkıldığı söylendiğinde daha çok tepki gösterirler diye onu kullanmak istediler. Samimi söylüyorum öyle dedim yoksa camiiye niye karşı olacağım. Kaç tane camii var bu ülkede kardeşim? 83 bin tane camii var. Kaç tane okul var biliyor musun? 36 bin tane. Bir de dedim mescitleri saymıyorum ha. Binaların altında insanların kendilerine yaptıkları mescitleri saymıyorum. İbadettir, yapıyor, Allah kabul etsin ama bunun camii ile alakası yok. Milletin hassas noktası bu. Siyaset yaparken de bunu görüyorum. Çocuk dedi ki Validebağ'a imza toplarken; ''abi'' dedi ''ben sabah 6'da kalkıyorum akşam 8'de eve dönüyorum, benim ekmek kazanmaktan düşünmeye vaktim yok'' dedi. İktidarlar bu toplumun nabzını ölçmüşler, sen mideni düşünürsen toplumun hiçbir sorununu çözemezsin. İnanın o çocuklar imza attılar, çokta hoşuma gitti. Onları da dönem dönem arıyorum, diyorum ki; bakın sizin imzanız o kadar işe yaradı ki Validebağ duruyor.
Tekrar barış meselesine dönersek, sokağın nabzını tutuyorsunuz, barış talebi toplumda yayılıyor mu sizce?
Bir barış özlemi var, yani inanın buna. Bu toplumun ciğerlerine kadar işlemiş o barış özlemi ama bu savaşı körükleyenler de var. Toplum o ikilemde kalmış, suya sabuna dokunmadan yürü diyor. Yani yürüyor, sen yap diyor ben senin arkandan gelirim. İmzayı da veriyor ama o alana çıktığı zaman korkuyor nedense. Barış özlemi var. Ben şahsi kanaatimi anlatıyorum, aktivist bir insanım diyorum, bizim Altıntepe için Düşünme ve Eyleme platformumuz var mesela, 81 ilde 81 projemiz var, eğitim projesi. Gücümüz oranında okullar bizden bir şey talep ettiğinde gönderiyoruz. Bu ana kadar iki yıllık bir geçmişmiz var, 16 şehre az da olsa bir şey göndermişiz. Bir talep geliyor biz de gönderiyoruz. Barış talebi var, çok iddialı konuşuyorum, iktidarın da püskürtmesi, muhalefetin de bombalaması ne olursa olsun tepenin barış özlemi yok yani, ben ona bakıyorum.
Peki Halet bey bugün ülkenin bir kesiminde şiddetli bir savaş yaşanıyor. Bu savaşın durması ve barış sürecinin başlaması için neler yapılması gerekiyor?
Ya ben şahsım adına biraz da siyasi kimliğimle söyleyeyim, meclis muhalefet partileri meclisten çekilsinler bu barış süreci başlar.
Nasıl olacak bu?
Çekilecekler. Bu toplumu yalnız başına bırakacaklar iktidarla.
Yani sine-i millete mi dönecekler?
Muhalefet yeteri kadar muhalefetini yapmıyor ya da destek bulamıyor. Bir şans yakalamıştı bu toplum 7 Haziran seçimlerinde, işte MHP'nin o çirkin tutumu, radikal tutumu işi sarpa sardırdı. Diğer taraftan da medya sürekli pompalıyor, kaos olur, kaos olur. Toplum da ya lanet olsun kaos olurda ne olur düşüncesine şey yaparken bir anda döndü yani. Farkında olmadan istemesede bir gelsin bakalım iktidara tek başına dedi. Ama şimdi tek başına iktidara geldi daha da çok kaos var ve toplu katliamlar var. Ben basın açıklamamda da yazdım zaten, saldırılar artık milli piyango gibi, nerede kime çarpacağını kimse bilmiyor.
Aslında biliyorlar kime saldıracaklarını. Ankara'da barış eylemcilerine saldırılıyor, Suruç'ta barış eylemcilerine saldırıyor.
Ankara'daki katliamdan kıl payı kurtulanlardan biriyim ben. O kalabalığın içinde an meselesiydi. O patlamanın olduğu yerden samimi söylüyorum, ya 25 ya da 30 saniyeyle kurtuldum. Çocuklar çok güzel oyun oynuyorlardı, ben severim öyle şeyleri. Çıktım o geçidin üstünden biraz resim alayım dedim ve o resmi yayınlamıyorum, şu anda ben var ama yayınlamıyorum. Benim abimin bacanağının çocuğu, baldızı ve bacanağı paramparça oldu. 103 tane insan gitti öylece. Belli zaten barışı savunan, insanlığı savunan, hakkı adaleti savunanların üzerine gidiyorlar. Bunlarda biri bize de gelebilir yani.
Demin dediniz ki muhalefet görevini yapmıyor, meclisten çekilmesi lazım yani sine-i millete mi dönmesi lazım?
Evet dönsünler, ne kaybederler? Dönsün, zaten kaosta bu ülke benim nazarımda.
O zaman tek başına kalmaz mı şu andaki iktidar?
Niye kalsın, dönerken danışırım. Ben bir ilçe başkanıyım, öyle düşünelim, ben istifa ettiğim zaman bana oy veren 400 delegenin 97'sine sorarım, 97 oy aldım, ben burada yeterli varlık gösteremiyorum, ben size faydalı olamıyorum, şimdi de durum odur. Muhalefet diyecek ki; biz size yeterli özgüveni veremiyoruz, bu olan kaoslarda da ulusal basın da seni desteklemiyor sen de sahaya inmiyorsun.
Çok saygın bir iş yapıyorsunuz, barışı savunuyorsunuz. Barış adına sokaklardasın.
39 ilçenin hepsini tamamlayınca daha belirleyici istatistiki bilgi verebilirim. Bunların istatistiki çizelgelerini yapacağım, sonra bu düşüncelerin hepsini İstanbul Valiliği'ne teslim edeceğim. Son eylemim İstanbul Valiliği önünde olacak. İstanbul Valiliği'nden randevu alacağım, İstanbul Valiliği'ne ben barış adına, kanın durması adına 39 ilçede eylem yaptım, sessiz eylem yaptım, toplumun görüşünü yazıya döktüm, yani insanların kendi düşüncelerini aldım, ben bunu size takdim etmek istiyorum diyeceğim, randevu alıp gideceğim.
Kabul ederse tabii ki.
Edeceğine de inanıyorum. Benim kamu görevlim, mülki amirim mecburen kabul edecek. Etmezlerse ben de onu iadeli taahhütlü gönderirim, çok önemli değil ki.
Son olarak barış adına ne diyeceksiniz?
Ben şunu diyorum; barış, barış, barış. Dünyanın, yaşamanın, varolmanın temel nedenlerinin parolası barıştır. Başka bir şey yok. Uzlaşma demiyorum, barış. İnsan insanı sevecek. Kimliği, ırkı, düşüncesi ne olursa olsun insan insanı sevecek. Kaben insan olursa insanı çözersin, başka türlü çözemezsin.