Bu Yazıyı Yazdır

Mayıs Ayların Gülüdür
1 Mayıs, işçi sınıfının uluslararası, birlik, dayanışma, mücadele günü. Sömürüye, yoksulluğa, zulme karşı tüm dünya işçilerinin tek vücut oldukları gün... Bundan tam 131. yıl önce, Chicago'da Amerika İşçi Sendikaları Konfederasyon'nun öncülüğünde günde 12 saat, haftada 6 gün olan çalışma süresinin, günlük 8 saate indirilmesi talebiyle yarım milyon işçi grev ve gösterilere katıldı. Gösterilerde McCormick'e ait fabrikadan da işçiler vardı. Bu fabrikaya ait grev kırıcıların sokağa çıkması ve işçilerinde oraya yönelmesiyle ateş eden polis, 4 işçinin ölmesine, onlarcasının yaralanmasına neden oldu.  Saldırıyı protesto etmek için 4 Mayıs'ta Haymarket Alanı' nda miting düzenlenirken kürsü önüne nerden geldiği belli olmayan bir bomba atıldı.  Hemen polisin önünde patlayan bomba nedeniyle 7 polis öldü, 69'u ise yaralandı. Yüzlerce işçi asılsız ithamlarla tutuklandı. Tutuklanan işçilerden sekizi yargılanmak üzere seçildi. Yargılanan işçilerden Albert R. Parsons, August Spies, Adolph Fischer ve George Engel, 11 Kasım 1887'de idam edildi. Amerika İşçi Sendikaları Konfederasyonu bir yıl sonra 1888'de, 8 saatlik iş günü kabul edilinceye kadar her yılın 1 Mayıs'ında grev yapılması kararını alındı. Ülkemizde ise ilk 1 Mayıs, 1909’da Osmanlı dönemi sosyalistleri tarafından kutlanmış. Cumhuriyetin ilan edildiği yıl ise 1 Mayıs’ın kutlanması yasaklandı.  Menderes’in DP’si döneminde ücretli resmi tatil yapılan 1 Mayıs’ın,  darbeler döneminde kutlanması yeniden yasaklandı. 1975 yılında yapılan kutlamalar 12 Eylül darbesine kadar sürdü. 12 Eylül darbesiyle kutlanması yeniden yasaklandı. Özal’ın iktidara gelişiyle birlikte açık alanlarda kutlanan 1 Mayıs’lar AKP döneminde resmi tatil ilan edilse de 1 Mayıs’lar üzerindeki baskılar her zaman sürdü. Farklı ülkelerde 1 Mayıs, "işçi bayramı", "emek bayramı", çalışanların birlik, dayanışma ve mücadele günü" gibi türlü isimlerle ifade edilmişse de Türkiye'de 1977'de "kanlı" ismini aldı. Her zaman 1 Mayıs günleri ülkede gerilim konusu haline geldi. Baskı ve yasaklar, polis dayağı 1 Mayıs katılımcılarının üstünden eksik olmadı. 1 Mayıs İşçi bayramı emekçilerin taleplerini haykırdıkları gün haline gelirken 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı bin 518, yoksulluk sınırı ise 4 bin 944 lira olduğu ülkemizde sendikacılara hep bugün git yarın gel denildi. İşçiler ve emekçiler karın tokluğuna asgari ücrete mahkûm bırakıldı. Örgütlenme, sendikalaşma, sekiz saatlik iş günü, sağlık, eğitim gibi en temel haklar her zaman iğdiş edilmek istendi. Taşeronlaşma, esnek çalışma gibi yeniçağ modelleri ile iş güvencesi büsbütün ortadan kaldırıldı. "Sınıf uzlaşması " aldatmacasıyla aldatılan işçi sınıfına, bütün bunlar demokrasinin ilkeleri ve çağdaş dünyanın gerekliliği olarak dayatıldı. OHAL KHK'ları ile atılan binlerce işçi işinden oldu, yüzlerce tutuklu işçi ve emekçi mahkûm edildi. Türkiye’de Taksim 1977 katliamından sonra 1 Mayıs’la özdeşleşti. Sendikalar ve sivil toplum kuruluşları her yıl Taksim’de kutlamayı talep etse de 2012-1015 yılları arasındaki kutlamalar dışarda tutulursa iktidarlar Taksim’i 1 Mayıs’lara hep yasaklama eğiliminde oldular. Taksim’in mitinge kapatılmasıyla ilgili AİHM 27.11.2012 tarihinde,  AİHS’nin ‘ifade özgürlüğü, örgütlenme ve toplantı özgürlüğü ile ayrımcılık yasağı’ başlıklı maddelerine aykırı olduğu gerekçesi ile Taksim'in kapatılamayacağına dair karar verdi. Taksim'i açmak ile övünürken, 1977'nin travmasından kurtulmaya çalışan halk o bayramı şenlik içinde kutlayabilecek iken 2015 yılında yeniden "Taksim Yasağı" uygulanmaya başlandı. 1 Mayıs 1886 kimi için tarihin tozlu sayfalarında kaldığı iddia edilse de, bugün yine aynı noktadayız. İşçi ve emekçiler yine aynı taleplerle sokağa çıkıyor. Krizin, OHAL'in yıkıcı etkisi ile her zamankinden daha güçlü hissediliyor. İşten atmalar, ücretsiz izinler ve esnek çalışma, mobbing, taşeronlaştırma gibi yöntemlerle işçi sınıfının bütün hakları ortadan kaldırılıyor. Ne yazık ki, işçiler iş cinayetlerinde, alınan(!) önlemlerin yetersizliğinden mi bilinmez, sözde "fıtratları" gereği öldürülüyorlar. CHP'li milletvekili Sezgin Tanrıkulu'nun hazırladığı rapora göre 2013-2017 yılları arasında 7262 işçi yaşamını yitirdi. Peki, bu işçiler nerede öldü? Fabrikalarda, doklarda, tersanelerde, madenlerde... Mecidiyeköy'de bir inşaat işçisiyken öldüler... Ermenek'te, Şirvan'da, Soma'da maden işçisiyken... Peki, bu davaların sonucunda ne çıktı. Hiç! "Göz göre göre öldürdük ama parası neyse veririz," dediler.  301 işçinin yaşamını yitirdiği Soma'da bir madenciye tekme atarken görüntülenen Başbakanlık Müşaviri Yusuf Yerkel bırakın Türkiye kamuoyunu, Dünya kamuoyunun dikkatini çekmişti.  Hukuk davalarından ne çıktı? Yine Hiç! Amerika Emek Federasyonu'nun 1885 tarihi bildirisinde şöyle diyor; "Emeğin kendi yasalarını yaptığı ve bunları uygulamaya koyma gücünü elde ettiği bir gün. Emekçi ordusunun birliğinin yarattığı muhteşem gücün, dünyanın tüm halklarının kaderleri ellerinde tutanlara karşı çevrildiği bir gün..." Emeğin en değerli şey olduğu günler umuduyla 1 Mayıs işçi ve emekçi bayramınız kutlu olsun diyorum.

Bu Yazıyı Yazdır