Bu Yazıyı Yazdır

MAYIS’IN 6’SI...
Büyüklerimizin dediği gibi ”Her geceyi kadir, her gördüğünü Hızır bilirsen Kadir gecesine de kavuşursun, Hızır Peygambere de” sözüne her dem inanan biri olarak, Hıdırellez dilekleri ve ritüelleri benim için yıllardır kaçınılmazdır. Üniversite yıllarımda, çok detaylı bir şekilde yazıp çizdiğim dileklerimin, tam da detaylandırdığım şekilde gerçekleşmesi ile Hıdırellez, dört göz ile beklediğim mevsimsel bayramlardan biri haline geldi. Öyle ki unuttuğum zaman ciddi ciddi hayıflanıp, dileklerimin gerçekleşmesini bir sonraki seneye ertelemişim gibi hissediyorum. Önce güzelce bir kâğıda madde madde dilekçe yazar gibi, istediğim şeyleri yazıyorum,  daha sonra hızımı alamayıp görseller ile destekliyorum ve gül ağacı aramaya çıkıyorum. Mayıs ayı genelde yağmurlu geçtiği için 6 Mayıs da bundan çoğu zaman nasibini alıyor. Bu sene de farklı bir şey olmadı ve ben yağmur çamur demeden ceplerimi dilek kâğıdım ve temsili objeler ile doldurarak, soluğu gül ağacının dibinde aldım. Önce bir güzel kazdım toprağı, gömdüm dilekleri gülün altına ve hangi ağaç olduğunu karıştırmayayım, diye kendimce bir işaret bıraktım. Huzur içinde eve döndüm ve sabah gözümü açar açmaz ilk işim ağacın altındakileri almaya gitmek oldu. Yine yağmur çiseliyordu ve toprak çamur olmuştu. Oradan bulduğum bir dal parçasının yardımıyla toprağı tekrar kazdım. Objeler yerlerinde duruyorlardı ama kâğıt yoktu. Gözlerime inanamadım, iyice derinlere kadar kazdım, çapı genişlettim ama yoktu. Artık nasıl kendimi kaybederek yaptıysam, yoldan geçen biri yanıma gelerek; “Bir şey mi kaybettiniz, ben de yardım edeyim aramanıza” dedi. Her zamanki açık sözlülüğüm ile “Hayır, Hıdrellez için dilek kâğıdı gömmüştüm, onu almaya geldim ama yok, uçmuş galiba” dedim. Olaya noktayı adamın bana yönelttiği soru koydu:  “Hıdırellez nedir Hanımefendi?” Ona Hıdırellez’i uzun uzun anlatacak değildim, “bahar bayramı” diye yanıtladım ve somut olmayan kültürel mirasımızın korunmasının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anımsadım. Bu seneki dileklerimin de gerçekleşeceğine kanaat getirerek eve döndüm. Kâğıt uçmuş olamazdı... Ankara’nın Altındağ ilçesi geçmişe dair izlerin en çok görülebileceği ve hissedilebileceği yerleşim bölgesi. Anadolu’nun farklı yerlerinden sürekli göç aldığı için tam bir kültür mozaiği haline gelen ilçenin belediyesi çok güzel bir kitap hazırlamış. İçinde Ankara’nın gelenekleri, adetleri ve halk inançları yer alıyor. Şöyle bir göz attığımda, Hıdırellez adetleri bölümünde, bir sürü bilmediğim şey ile karşılaştım. Seneye işim daha uzun sürecek gibi gözüküyor. Hıdırellez gününün yağmurlu geçmesinin halk arasındaki yorumu, Hızır ve İlyas Peygamber’in yeryüzündeki buluşmalarına, bulutların da sevinç gözyaşları dökerek eşlik etmesi imiş. Ne kötü bir tesadüftür ki, bahara, umutlara merhaba derken, gencecik üç insanın, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının, umutlarının öyle güzel bir bahar gününde sonsuza kadar yok edilmesi... Bulutlar da gerçek hayatta yaptığımız gibi belki hem sevinç, hem de üzüntü gözyaşı döküyordur 6 Mayıslarda. Keşke Hıdırellez sadece dileklerin dallara asıldığı bir gün olabilseydi. Hayat zaten ümit etmek, dilemek ve gerçekleşmesini beklemek değil midir? Canlı olduğumuzu, yaşadığımızı hissetmek için ümitlerimiz ve hayallerimiz hep var olsun.  

Bu Yazıyı Yazdır