ARIYORUZ!
Son günlerde, toplumda adalet sistemimizin işleyişi ve yargıçların işlem ve tutumları ağır eleştirilerin konusu oluyor.
Bu eleştirilere bir yenisi de, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi oturumunda Türkiye'yi değerlendiren düşünce ve ifade özgürlüğü özel raportörü David Kaye'in 21 sayfalık raporunda yer alıyor. Raporda, "belirsiz" bir terörle mücadele yasasını gerekçe göstererek gazetecilerin, sanatçıların, yazarların, akademisyenlerin baskı altına alındığını; basın kuruluşlarının kapatıldığını, düşünce ve ifade özgürlüğü konusunda son 10 yılın en kötü döneminin yaşadığını söyledi.
Hafta bile geçmeden bir yenisi daha eklendi bunlara.
CHP milletvekili Enis Berberoğlu 25 yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı. Savcı iddianamede, Berberoğlu'nu " siyasal ve askeri casusluk maksadıyla", MİT tırlarına ilişkin belgeleri temin etmekle suçladı. Ak Parti Siirt Milletvekili Yasin Aktay ve dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu'nun teyidi ile alenileşmiş, olaydan yaklaşık 18 ay sonra Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan bir haber sebebiyle tutuklandı Berberoğlu. Üstelik halkın seçtiği vekil!
Daha önce de Can Dündar ve Erdem Gül, aynı haberi yayınladıkları için yine aynı “suçtan” müebbet hapis talebiyle tutuklanmışlardı.
"Avrupa'nın en büyük adalet sarayını bilirsiniz; Çağlayan Adliyesi... Girişinde bir heykel bizi karşılar. Adliye'nin tam ortasında... Nereden bakarsanız bakın, görürsünüz. Themis yani eski Yunan mitolojisinin adalet tanrıçası... Themis gözleri bağlı, bir elinde kılıç, bir elinde terazi tutan bir kadın. Terazi, haklıyı ve haksızı tartarak tespit eder. Tanrıçanın gözleri kapalıdır. Çünkü önüne getirilen kişilerin niteliğinden, cinsiyetinden ve statüsünden etkilenmek istemez. Tarafsızlıkla işini yapmak ister. Elinde kılıcı vardır. Çünkü adalet ancak güç kullanılarak yerine getirilebilir. Kılıç ile suçlunun cezasını anlatır.
Yaşadığımız şu süreçte Themis'in kantarını bozdular. İktidar, korkularını on binlerce masum ve suçsuz insanı hapse tıkarak, açlığa mahkûm ederek bastırmaya çalışıyor sanki. Yanılıyor!
Adalet sarayının her yerinden görünen Themis’i sadece damatların yargılamasında hatırlıyor sanki hâkimler. Sadece damatlara, malum bankaların yöneticilerine ve tabi tanıdık eş dosta, beraber yürüdüklerine... Themis esir artık iktidarın elinde.
Adaletin özü olan eşitliğin, yasama faaliyetinde kabul görmemesi halinde yasaların hukuki karakterini kaybetmesi sonucu ortaya çıkar. Bu durumda hukuki uyuşmazlıklara uygulanamaz ve vatandaşların hukuki hak ve yükümlülüklerini etkileyemez.
Eşitliğin reddedildiği yasa, yalnızca adaletin değil, hukukun doğasına da aykırıdır. Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) bilinçli olarak adalete aykırı davranıyor. Mazlum mütedeyyinlerin sesi olarak çıktığı siyaset hayatına, yeşil sermayenin otoriter sesi olarak devam ediyor.
On binlerce akademisyen, yazar, gazeteci ve sıradan yurttaşa hiç yargılama yapılmadan hapishanelere dolduruluyor. Üstelik birçoğunun kaçma şüphesi olmadığı gibi "sabit ikametgâhı" da var. KHK ihraçlarıyla açlıkla sınanan insanlar kimi açlık grevlerine yatıyor kimi ise intihar ediyor. İntihar edenlerin sayısı 37... Hiçbir somut delil olmadan tutuklananlar, insanlık dışı uygulamalarla yaşamını sürdürmeye çalışıyor; sekiz kişilik koğuşlarda 30 kişinin kalması gibi...
Düşüncelerin serbestçe açıklanabilmesi demokrasinin temelidir. İfade özgürlüğünün olmadığı yerde eleştiri ve muhalefet olmaz. Şu halde demokrasinin de olmayacağı kesindir.
Artık mal canın yongası değil, adalet canın yongası. Adalet yoksa hukuk güvenliği yok, yasalar önünde eşitlik yok, hak güvenliği yok, Adalet olmayınca insanca yaşamak da yok.
Adaleti arıyoruz...