Bu Yazıyı Yazdır

Sivil itaatsizlik haktır...
Son zamanlarda hukuk adına çok garip şeyler oluyor. İstanbul Pendik'te genç bir kadın şort giydi diye saldırıya uğruyor. Saldırgan tutuklanıyor, serbest bırakılıyor. Artık toplumun tepkisinden mi bilinmez, tekrar tutuklanıyor. Genç kadına saldıran kişi, bu defa genç kadına dava açıyor bu yetmezmiş gibi, sanığın kardeşi ve babası da basına kadına atılan yumruğu destekleyici demeçler veriyor. “E, burası Türkiye!” dediğimiz bir olay daha... Konuya ilişkin iktidar da sesini çıkarmadı. Üstelik hükümet kanadının, " Türkiye hukuk devletidir," cümlesini ağzından düşürmediği günlerde. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun 15 Haziran’da başlattığı “Adalet Yürüyüşü” bir haftayı geride bıraktı. "Adalet" yazılı bir döviz ile binlercesi yürüyor. Bine yüz eklenerek yolları tek bir amaç için aşındırıyorlar. 2002 yılında iktidara geldiğinden bu yana AKP'nin Türkiye'deki sağ siyaset içerisinde benimsediği güç stratejisi, hukuk devletinden “Türkiye'de, açık bir despotizm var!" Bunu 6 yıl önce 2 milyon tirajlı The Economist dergisi söyledi. Baskıcı yönetim ilmek ilmek işlenerek devam ediyor. Devletin şiddet tekeline sahip olduğu kabul edilir.  Denetim gücü merkezileşen devlet, toplumsal huzuru bozan şiddeti kontrol eder ve etkin bir şekilde sınırlandırır. Devlet bu kontrolü keyfi bir biçimde değil, hukuk aracılığıyla yapmaktadır. Modern devletlerde şiddetin kullanımını engelleme sürecini yönetecek olan yapı, yine hukuktur. Hukuk, toplumsal ve siyasal düzenlemelerle kalmaz, "adalet" ideali gibi bir üstün amaca hizmet eder.  Yurttaş gerekli hallerde davranışlarını demokratik otoriteye teslim eder. Ancak "adalet anlayışını" teslim etmez. Yurttaşın hak ve özgürlüklerini yok sayan, yasanın kendine tanınmış yetkilerini aşan, insanlara zulmeden iktidara karşı ‘itaat yükümlülüğü’ sona erer. İşte ‘sivil itaatsizlik’ hukukun kamu düzenini koruma işlevi ile adaleti sağlama işlevinin sınırlarının belirsizleştiği, bu iki işlevin karşı karşıya geldiği yerde ortaya çıkan bir çözüm arayışı. Tiranlaşan bir iktidara karşı hürriyete yeniden kavuşmanın yolunun itaatsizlikten geçtiğini birçok düşünür savunmuş. Direnme hakkı, “özgürlük” ve “insan onuru”nu üstün değerler olarak kabul edenlerin bir ışığı olmuş. Bugün Adalet yürüyüşüne muhafazakârı, milliyetçisi, solcusu, sosyalistiyle binlerce insan katılıyor muhtelif zamanlarda. Hem de ötekiler, berikiler olamadan, tek bir ses ile... "Bazı haksızlıklar ve adaletsizlikler olabilir ama bu temizlik için buna tahammül edeceğiz," diyor iktidar. Bazılarını çoktan geçtik, haksızlık rutin bir uygulama halini aldı. Protesto amaçlı yürümek anayasal haktır, haksızlığa boyun eğmemek vatandaşlık görevi olduğu zamanlardan geçiyoruz. Şair Gülsüm Cengiz’in dediği gibi" Uyandı adalet duygusu ve yüreğimde barış arzusu

Bu Yazıyı Yazdır