DÖNÜŞÜM
Salondan bir hapşırma sesi geldi. Nerede duysam tanıyabileceğim kadar tipik ve tanıdık bir sesti gelen. “Çok yaşa” demek için içeri girdiğimde salonda kardeşimden başka kimse olmadığını gördüm. “Babam nerede” diye sordum, “Bahçededir” diye cevap verdi. Ben babamın hapşırdığını zannederken, o nerede duysam tanıyacağım kadar tipik olan ses kardeşimden çıkmıştı. Sanki kardeşim babamın dublörü olmuştu.
Yaşlandıkça demeye dilim varmasa da zaman içinde anne ve babamıza dönüşüyoruz .
Dönüşümün genetik kısmını bilim insanlarına bırakırsam , pratikte kalan kısmı için belki şunları düşündüğümü söyleyebilirim. İnsan sürekli gördüğü ve duyduğu bir şeyi, bir süre sonra ister istemez hayata geçiriyor.
Bundan genlerimiz mi sorumlu yoksa taklit kabiliyetimiz mi, bunu bilemiyorum. Bu dönüşümü sadece genler ile sınırlamak kanımca eksik olacaktır.
Kendimden örnek verecek olursam, hayatımı paylaştığım insanların bir çok hareketini, huyunu kaptığımı görüyorum.
Bir gün bakıyorum ağzımdan öyle bir laf çıkmış ki, konuşan ben değil de annem, ya da yakın bir arkadaşım.
Bir diğer gün bakıyorum, öyle bir hareket yapıyorum ki, gözümle görsem inanmam diyebilirim.
Bütün bu yaptığım ve edindiğim yeni davranışlar beni daha iyi, daha rafine bir insan haline mi dönüştürüyor peki?
Dürüst olmak gerekirse hiç zannetmiyorum.
Sanki “Büyük konuşmak” gibi bir şey bu. Eleştirdiğimi, sevmediğimi düşündüm şeyleri yaparken buluyorum kendimi.
Eminim, bu sizde de aynı şekilde gelişiyordur.
Şu meşhur hikayeyi bilirsiniz.
Marilyn Monroe, Einstein’e mektup yazar ve der ki: “Düşünsene seninle evlenirsek çocuklarımız ne mükemmel olurlar. Senin kadar zeki benim kadar güzel.”
Einstein cevap verir. ”Korkularım var, ya çocuklarımız benim kadar çirkin, senin kadar aptal olursa...”
Bu nereden mi aklıma geldi? Bir ses sebep oldu bütün bunları düşünmeme. Pazarda satıcıya sorarız ya ”Seçebilir miyim?” diye. Seçmece olabilse bu geçişler de. Annemin filanca yeteneği, babamın bilmem ne özelliği, feşmekanın güzelliği gibi...
Yok yok, vazgeçtim. Böyle iyiyiz. Mükemmel olmak çok tekdüze ve sıkıcı. Bana hiç heyecan verici gelmedi. Tıpkı her şeyin yerli yerinde olduğu, zerre toz olmayan evler gibi.
Keşke Einstein, endişelerinden kurtulup da çocuk yapma işini deneseydi. İki yüksek kumarbazın karşılıklı zar atması çok heyecanlı olurdu...