Bir Hukuk Komedisi: Cumhuriyet Davası
Geçen hafta Cumhuriyet Gazetesi'ne karşı yapılan siyasi operasyonun ara davası görüldü. Davada 9 ayı aşkın süredir tutukluluktan sonra ilk kez verilen kararla iktidarın güç savaşını, sorulması "sakıncalı" hesapların sonucunu hep birlikte kavradık.
Bütün otoriter rejimler, medyanın iktidarı rahatsız edecek, zor duruma düşürecek haberleri yayınlamamasına önem verir. Böyle rejimlerde iktidarın direktiflerine uygun yaşamak, bir yaşam görevidir. Tabi bu "sadakat ilkesini" aşanlara düşman ceza hukuku atfedilir. Düşman ceza hukuku kişinin yaşam, haysiyet, mal varlığı gibi değerlerinin korunmasının optimal hale getirilmesine hizmet eder. Fail, devlet nezdinde vatandaş değil, bilakis düşman muamelesi görür. Düşman ceza hukukuna göre hareket etmek, giderek faşist toplum düzenine neden olur. Oysa ‘hukuk devleti’ ilkesine göre devlet, vazgeçilemez ve devredilemez nitelikteki insan haklarına bağlıdır.
Cumhuriyet gazetesi yöneticileri ve yazarları FETÖ/PDY, KCK ve DHKP/C'ye müzahir oldukları" iddiasına ilişkin olarak yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alındılar. Dile kolay 156 gün sonra 436 sayfalık iddianame hazırlandı. Türk Ceza Kanunu'ndaki "anayasal düzene karşı suçlar" ve "Terörle Mücadele Kanunu'nun ceza artırımını öngören düzenlemesine istinaden 43 yıla kadar hapis cezaları istendi.
Muhtemelen, Türk hukuk tarihinin en komik iddianamesi ve hukuk mesleğinin yüzkarası denilecek bir yargılama izledik. Prof. Halil Berktay'ın Kasım 2016'da kaleme aldığı bir yazıda ileri sürdüğü "Özellikle Can Dündar, Cumhuriyet gazetesini Gülen Cemaati'nin yeni yayın organı haline getirmeyi üstlendi" gibi komik iddialar dosyada delil sayıldı.
Yargılanan gazeteciler arasında Gülen Cemaati’nin kripto haberleşme programı olan Bylock kullanan yok ama bylock kullananlarla yapılan telefon görüşmeleri delil sayıldı. Cumhuriyet İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay için "Evinde parke döşettiği kişinin oğlunun FETÖ'cü birinin restoranında yemek yemesi” tutuklanma gerekçesi olarak gösterildi.
Cumhuriyet Gazetesi Okur Temsilcisi Güray Öz hakkında ileri sürülen iddia, FETÖ şüphelisi Çankaya'da bir pideciyi tanıması...
“11 sene önce yanında çalışan avukat neden HDP'den vekil oldu?” gibi fantastik aklın iflasını gösteren iddialar yargılamada gerekçe sayılıyor.
Yargılamalarda savcı, iddianameyi hazırlayan ve iddia eden taraftır. ‘İddia eden’ vasfıyla yargılamayı sürdürür. Yine karar verilmeden önce, sanığın cezalandırılması veya cezalandırılmaması yönünde mütalaa alınması ‘taraf’ sıfatında tarafsızlığının bir göstergesidir. Cumhuriyet'i, Gülen Cemaati’ne yardım ve yataklıkla suçlayan savcı, FETÖ davasında müebbet hapisle yargılanıyor.
Cem Küçük ve Hüseyin Gülerce gibi, "FETÖ terör örgütü lideriyle birebir ilişkisi olanların olmasa da, " Hoca Efendi" methiyelerini sağır sultanın duyduğu kişilerin tanık listesine konulduğu bir dava bu...
Muhalifleri sindirmek için ortaya atılan gerçekdışı, fezlekelerde kanıt olarak ortaya konan çelişkili çarptırılmış iddialar... Bu sistemde cüppeli hanımefendi ve beyefendilerin artık hukuk mesleğini yerle yeksan ettiği ortada.
Uyarlama ve uyduruk iddialarla insanların tutuklanmadığı, savcıların mesleki teminatlarının sağlandığı ve hukukun üstün olduğu günler dileğiyle.