Bu Yazıyı Yazdır

“TWEET ATTI DİYE TUTUKLANAN BİR ALLAH'IN KULU YOK " MU?
  Gün geçmiyor ki, bir iktidar sözcüsünün gerçeğe aykırı beyanı olmasın. Geçtiğimiz günlerde, Hükümet Sözcüsü Bekir Bozdağ, cezaevlerinde salt gazetecilik yaptığı gerekçesiyle tutuklu ve hükümlü hiç kimse bulunmadığını ileri sürdü. "Tweet yüzünden tutuklandı, çok büyük bir algı operasyonu. Türkiye'de tweet attı diye tutuklanan bir Allah'ın kulu var mı, yok" dedi Bozdağ. Ceza hukukunun en temel esaslarından biri suçta ve cezada kanuniliktir. Kanunda suç sayılmayan bir eylemden dolayı hiç kimseye ceza verilemez, yine kanunda yazılı olan cezadan daha ağır ve başka bir ceza verilemez. Bu açıdan bakıldığında öncelikle, Türk Ceza Kanunu’nda suç sayılan eylemlerin araştırılarak, eylemin niteliğinin belirlenmesi gerekir. Tutuklama ise önleyici bir tedbirdir. Birinin sosyal medya paylaşımı sebebiyle tutuklanması son derece absürt bir olay. Çünkü "delilleri karartma" gibi imkânı yoktur. Alınan bir ekran görüntüsü ile delil elde edilebilir. Kimse de sosyal medyada bir paylaşımda bulundu diye ülkesini terk etmez. İfade özgürlüğünün sınırlanmaması kapsamında,  sosyal medya paylaşımlarının yargılama konusu olması için "Paylaşımı yapılan içeriğin doğrudan şiddet içeren eyleme teşvik etmesi gerekiyor" olması gerekir. Ancak Türkiye’deki örnekler bu şekilde değil. İçişleri Bakanlığı'nın Aralık 2016 yılında açıkladığı verilere göre, "işlem yapılmadan" tutuklanan insan sayısı bin 656...  10 bin kişi hakkında da soruşturma sürüyormuş. Sosyal medya mecralarının kapatılması, kısıtlanması ulusal ve uluslararası alanda tanınan ifade özgürlüğü hakkını tamamen bertaraf ediyor. Üstelik hakkında "işlem yapılmayan" milyonlara da gözdağı veriliyor. Peki neden? 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda sosyal medya aracılığıyla işlenen suçlar özelleştirilmiş ve ayrıca tanımlanmış değil. Sosyal medya suçlarına da ancak klasik şekilde işlenebilen suçlara ilişkin maddeler aracılığıyla kovuşturma ve soruşturma yapılabilir. Cinsel taciz, tehdit, şantaj, nefret ve ayrımcılık, haberleşmenin engellenmesi gibi suçlar bazı paylaşım suçları. Oysa bugün tutuklamaların çoğu "cumhurbaşkanına hakaret" ve “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” (TCK.216) gibi maddelere sokuşturulan, siyasi iktidarı eleştiren paylaşımlardan kaynaklanıyor. Bu suçlamaların farklı bir ses çıkarana tahammülsüzlüğün bir sonucu olduğu çok açık ve ifade özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilebilecek suç olmayan suçlamalar. Şu da var ama... 5237 saylı Türk Ceza Kanunu'nda sayılan, " Halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit", "suç işlemeye tahrik" , "suçu ve suçluyu övme" gibi klasik şekilde işlenebilen suçların pek çoğunu her gün iktidar yanlısı kişilerin sosyal hesaplarında görebiliyoruz. Ama onlar tutuklanmıyorlar. Daha önce, Twitter hesabı aracılığıyla Ömer Hayyam'a ait olduğunu belirttiği rubaileri paylaştıktan sonra sanık durumuna düşen sanatçı Fazıl Say hakkında, "Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama" suçlamasıyla, 9 ay ila 1,5 yıl arasında hapis cezası isteniyordu. Dönemin, Avrupa Komisyonu Sözcüsü Maja Kocijancic ise Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları doğrultusunda ifade özgürlüğüne tam saygı göstermesinin öneminin altını çiziyordu. Cumhuriyet gazetesi internet sitesinin Yayın Yönetmeni Oğuz Güven, 55 saniye içinde kaldırdığı halde, suça konu olan  “Başsavcıyı kamyon biçti” şeklinde girilen tweet’i nedeniyle tutuklandı. 2 ay tutuklu kaldı Oğuz Güven. Cumhuriyet gazetesinden Akın Atalay, Murat Sabuncu, Ahmet Şık'ın tutuklanma gerekçeleri arasında da attıkları tweetler var. Düşüncelerini özgürce açıklamaktan yoksun kılınan bireylerden oluşan bir toplumun sosyal, kültürel, politik ve ekonomik alanlarda ilerlemesi mümkün değildir. Bir toplumda insanlar kendilerini özgür bir şekilde ifade edemiyorsa orada makineleşmiş tek tip insanlardan söz edilebilir. Keyfi yönetenleri sorgulayın!

Bu Yazıyı Yazdır