ADINI SEN KOY
Gazeteden, sevdiği köşe yazılarını kesip saklayan insanlar vardır bilirsiniz. Benimse gazetelerden sakladığım tek şey kitap ekleri. Çalışma masamın üstü bu eklerle dolu ve arada onları ayırıp, saklamaya değer olmadığına kanaat getirdiklerimi atarım. Yine böyle bir temizlik yapmaya girişmişken, çekmecenin arkalarında bir yerlerde saklanmış bir gazete kupürü buldum.
İkiye katlanmış, sararmış, saklanmış gazete yazısı ile karşılaşınca bu haftanın konusu da kafamda şekillenmeye başlamıştı.
Yazı, adı konmamış bir ilişki türünü anlatıyordu ve o kadar gerçekçi yazılmıştı ki, ya da belki de zamanın ruhuna uygun düşmüştü, kesip saklamıştım.
Başlığı “Arkadaşım” idi.
Hiç düşündünüz mü bilmiyorum ama “Arkadaşım” çok joker bir kelimedir, karşı cins ile olan ilişkilerde. Bir erkek ya da kadın ile çok yakın dost olursunuz fakat zaman içinde taraflardan biri, karşısındakine farklı duygular beslemeye başlar. Bu tek taraflı bir duygudur ve karşılığı yoktur. Güne beraber başlarsınız, bir sürü şeyi beraber yaparsınız, güzel ya da komik bulduğunuz her şeyi onunla paylaşmak istersiniz ama günün sonunda “Yarın görüşürüz arkadaşım” diyerek ona durması gerektiği yeri bildirirsiniz. Bir çeşit sınırdır “Arkadaşım” sözcüğü, bir adım ötesi yasaktır...
Bu tip arkadaşlıklarda her iki taraf da karşısındakinden kolay kolay vazgeçemez. Sevilen taraf sevilmenin cazibesinden, seven taraf ise aşkından feragat etmek istemez.
Bir nevi efendi- köle ilişkisi vardır aralarında ve bunun derecesi sevilenin insafına kalmıştır. Çoğunlukla sevilen kişi karşısındakine yastık muamelesi yapar ve yaşadığı her hayal kırıklığında koşarak başını ona yaslar, teselliyi onun omuzunda bulur.
Peki, karşı taraf ne mi yapar? İçinde kopan fırtınalara, kalbine batan cam kırıklarına rağmen arkadaşına doğru yolu göstermeye, onu güldürmeye, neşelendirmeye çalışmaya devam eder.
Peki, bu ilişki böyle nereye kadar gider?
Cevabı çok net aslında bu sorunun.
Sonsuza kadar sürsün isteseniz de, taraflardan birinin hayatına giren bir başkası bu dostluktan huzursuzluk duyar ve kıskançlıklar, sorgulamalar başlar.
”O senin neyin, böyle arkadaşlık olmaz” gibi sorular ile muhatap olmaya başlarsınız.
İnsanlar genellikle her şeyin bir adı olması gerektiğini düşündüklerinden, bu dostluğa da mantıklı bir açıklama beklerler.
Bir adım sonrası ise “Ya ben ya da o, tercihini yap” olur ve zamanın elini değdirdiği her şeyi yıpratması ile bu dostluk da masal olur.
Bu tip bir dostluğunuz varsa kıymetini bilin, çünkü bu çok özel bir şeydir, demek isterim size.
Bu ilişkiye illa bir isim koymak mı istiyorsunuz?
Yazılmadı filmin sonu,
Adını sen koy...