Bu Yazıyı Yazdır

Şeker bayramı
Üzerimde tatlı bir boş vermişlik vardı geçen hafta. Ne de olsa bavul yapmayacak, kalabalık ile beraber yollara düşmeyecektim. Uzun süre Ankara’dan ayrı kaldığım için bayramda gönüllü olarak Ankara’yı beklemeyi, boş sokakların, trafiksiz yolların tadını çıkarmayı planlamıştım. Bayramın ilk gününe kadar her şey planladığım gibi gitti. Yazın ara verdiğim uzun yürüyüşlerime tekrar başladım, evimi uzun süre ihmal ettiğim için onunla hasret giderdim ve kısacası ben tatile gitmesem de tatili Ankara’ya getirdim. Bayramın birinci günü, bayram çocuğu sevinci ile kalktım yataktan. Bir gün öncesinden Ankara’da olan bir kaç arkadaşımı aramış ve onları Bayram yemeğine davet etmiştim. Davet ederken her zamanki dip notumu düşmüş ve “Dışardan bir şeyler sipariş edeceğim yanına da salata yaparım, yani kurban eti kavurması, baklava, börek beklemeyin” demeye getirmiştim. Aheste aheste salatayı yaptım, terasa sofrayı hazırladım, başrol oyuncusu salatayı masaya koydum ve beklemeye başladım. Az sonra kapı çaldı ve ellerinde bir iki poşet ile misafirlerim geldi. Biri içecek bir şeyler getirmiş, diğeri de çilekli pasta almıştı. Bayramlaşma faslından sonra, gün batımını seyredip bir şeyler içtik ve yemekleri söyleyelim, ancak gelir dokuza kadar dedik. Ben artık çoğunun telefonlarını ezbere bildiğim restoranları saymaya başladım. İlk tercih ettiğimiz restoranın telefonu açılmadı. Yanlış çevirdiğimi düşünüp pür dikkat tekrar çevirdim, yine cevap yok. Neyse diyerek, diğer restoranı aradık, yine cevap yok. O an küçük bir şok yaşadım, bayramın ilk günü diye bütün restoranlar kapalıymış meğerse... Hani güzel bir deyiş vardır, ”Misafir umduğunu değil, bulduğunu yer” diye. Benim talihsiz misafirlerimin payına düşen sadece salata oldu. Dolapta, getirdikleri çilekli pastanın haricinde bir kaç tatsız, tuzsuz diyet peynir ve yoğurt dışında bir şey yoktu. Herkes birbirine “Olsun daha iyi oldu, hafif bir akşam yemeği” cümleleri kursa da, hiç birimiz bunu inanarak söylemiyorduk. Salatamızı hızlıca yedikten sonra, sıra ana yemeğe gelmişti elbette. Üstüne çekmecenin arkalarına saklanmış mumları koyup çilekli pastamızı, kurban kavurma servis ediyormuş edası ile getirdim masaya. Üç kişi kocaman pastayı beş dakikada silip süpürdük. Sanki Şeker Bayramını büyük bir coşkuyla kutluyorduk. Acaba Kurban değil de Şeker bayramında mıydık?

Bu Yazıyı Yazdır