Bu Yazıyı Yazdır

Onursal Adıgüzel: Halk "Bizim barışa ihtiyacımız var" diyor
  Onursal Adıgüzel İstanbul Anadolu yakasının en genç milletvekillerinden biri. CHP milletvekili olan bu genç siyasetçi,  sadece meclis kürsüsünden değil, sokaktaki demokratik eylemlerden de tanınıyor. Onursal Adıgüzel, gerek seçim bölgesindeki, gerekse Türkiye genelindeki birçok olayda sokakta halkın yanında yer alıyor. Birçok milletvekilinin meclisin çalışamadığını söylediği bir dönemde, bu genç siyasetçinin neler yaptığını merak ettim. Kendisiyle buluştum ve hem siyasi çalışmalarını, hem de ülkedeki çatışma ve şiddet ortamının çözümlenmesi için önerilerini sordum: DSC00274   Öncelikle söyleşi teklifimi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim. Genç bir siyasetçisiniz. Gençlerin siyasete bakışını merak ettik. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde genç bir milletvekili olarak ne gibi çalışmalar yaptığınızı öğrenmek istedim. İlk olarak şunu sorayım. Bu süren çatışmalar konusunda Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde neler yapılabilir? Öncelikle dün (pazar) yaşanan bombalı saldırıda hayatını kaybedenler için üzüntümü belirtmek ve yakınlarına başsağlığı dilemek isterim. Ülkemizde insanların ölmesi, polislerin, askerlerin, sivil vatandaşların kurban gitmesi hepimizin yüreğini karartıyor. Hızlı bir şekilde çözüm yolu bulunmalı. Çözümün merkezide Cumhuriyet Halk Partisi’nin de defalarca önerdiği şekilde meclistir. Meclis çatısı altında yapılabileceğini düşünüyoruz biz. Bütün siyasi partilerin katılımıyla, samimiyetiyle olacağını düşünüyorum ben. Biraz tabii genç olarak. Mecliste bence en eksik olan şeylerden biri şu ki; gerçekten bu sorunların çözümünde bütün partiler samimi olmalı. Biz, defalarca işte Türkiye’de 7 Haziran seçimlerinden sonra bir şekilde halkın tercihlerinden dolayı cezalandırılmaya başlandı. Bunun ilki Suruç’ta yaşandı. Ondan sonra ülkenin birçok bölgesinde benzer sıkıntılar, çatışma ortamı yaratılmaya başlandı. Biz CHP olarak terör araştırılsın diye bir araştırma önergesi verdik. Yani işte bunlara bile çok net bir şekilde hayır biz... Tam da bunu söyleyecektim. Genel Başkanınız Kemal Kılıçdaroğlu, araştırma önergelerinin hepsinin reddedildiğini, meclisin bu yüzden meşruiyetini kaybettiğini söyledi. Meclis yeniden nasıl işler hale gelir? Meclisin yeniden işler hale gelebilmesinin bir yolu, dediğim gibi ülkemizi bu kaotik ortamdan çıkartmamız gerekiyor. Burada da bütün partilerin içinde olduğu bir komisyonda olabiliriz. Farklı bir yapı da olabilir. Ama ortak bir samimiyetle oturulmuş bir masa ve buradan çözüm önerileri çıkarılması gerekiyor. Daha artan çatışmalarla, bölgelerde yapılan sokağa çıkma yasaklarıyla, temizleme operasyonlarıyla bir çözüme gidilebileceğini düşünmüyorum ben. Yani 90’larda denenmiş yöntemlerle tekrar bir sonuca gidilmiyor ve birçok dediğim gibi asker, polis, sivil vatandaş ne yazık ki burada kaybediliyor, ölüyor. Bölgede de incelemelerde bulundum ben. Sur’a da gittim, işte Suruç’a da gitmiştim. Sonrasında Adli Tıp’taydım. Suruç’taki cenazeler teşhis edilirken de şunu gördüm; insanların ciddi bir çaresizliği var. Bunu işte güvenlik görevlisine de sorsanız o da “Biz burada gözden çıkarılmış durumdayız” diyor. Sur’da onlarla da sohbet etme şansı buldum. Halk da diyor ki; “Biz burada ötekileştiriliyoruz, yok sayılıyoruz.” Bir kere bütünlüklü bakmak gerekiyor. Yani bu, ülkede birlikte yaşam koşullarını nasıl sağlayacağız noktasında çok önemli diye düşünüyorum ve çözümün en önemli noktası da genel başkanımın da birkaç defa söylediği gibi meclis çatısı altında bütün partilerin katılımıyla, şeffaf bir şekilde yani herkese tüm halka bu çözüm sürecinin nasıl yürüdüğüyle ilgili yani buna çözüm süreci diyebiliriz, başka bir isim koyabiliriz, ben isimlerin de çok önemli olduğunu düşünmüyorum, yeter ki somut sonuca ulaştırabilelim, bu sorunun üstesinden gelebilelim. Çünkü her geçen gün ülkemizi gerileten sonuçlar doğuruyor. İşte Ankara’nın göbeğinde bombalar patlıyor ve büyük güvenlik zaafiyetleri var. Başbakan bir gün çıkıyor diyor ki; “şu yapmıştır”, diğer gün başka bir sonuçla karşılaşıyoruz. Yani ve her gün suçlu bir, cezalandıracak bir, ötekileştirecek bir yapıyı buluyoruz. Ama bunun bir gün sonra bize bir faydası olmuyor çözümün bu aşamasında. Meclisin işler hale gelebilmesinin yolu önce bir masa etrafında oturup konuşabilmek olduğunu düşünüyorum. Biz bütün samimiyetimizle CHP olarak genel başkanlık düzeyinde Türkiye’de Kürt sorununun çözümü için yapabileceğimiz ne varsa bugün (pazartesi) işte genel başkanımız da açıkladı, dedi ki; “Bu saldırıyı gerçekleştirenlerin peşinden gideceksek...” yani bunu Suruç’ta da söyledi, birinci Ankara katliamında da söyledi, ikinci Ankara katliamında da söyledi, üçüncü Ankara katliamında da. Biz tüm gücümüzle varız. Yeter ki sonuca ulaştırabilelim.   Ama daha önce de gerek sizin, gerekse HDP’nin bir tek şeyi vardı; terör araştırılsın daha önceki patlamalarda. Hiçbiri kabul edilmedi. Ben de buna gelecektim. Geriye gidersek genel başkanımızın çok net bir şekilde, açık bir şekilde “Kredi veriyorum, gelin bu sorunu birlikte çözebilelim.” sorusuna da cumhurbaşkanı o zaman başbakandı, elini tersiyle “Bizim sizin kredinize ihtiyacımız yok. Size de ihtiyacımız yok.” dediği bir nokta var. Yani bundan 2 sene, çok değil 2,5 sene önce yaşadığımız bir olay bu ve genel süreçte 7 Haziran’da siyasi sonuçtan çıkan tablo, birilerinin hoşuna gitmedi ve halkı cezalandırarak bu işin içinden çıkabiliriz, oy devşirebiliriz mantığıyla yürüyebilir süreci oldu 1 Kasım’a kadar ve şu anda da kontrolden çıktı benim gördüğüm kadarıyla. Peki, bu gücü nereden alıyor? Muhalefeti görmemesi, halkları ötekileştirmesi... Bir yerden mutlaka bir destek alıyor. Sizce bu gücü nereden alıyor? Yani tabii işte özellikle Gezi olaylarından sonra Türkiye’de bizden olmayanın başına ne gelirse gelsin gibi bir mantık gelişti hükümetin gözünde. Yani üçüncü köprüyü yaptığında “Gezi'ye rağmen ben bu üçüncü köprüyü yaptım.” diyor Cumhurbaşkanı. Öbür tarafta işte biz ve ötekiler diye ayırdı. Mecliste de bunu görüyoruz yani. İşte bir kendi kitlesi var, güruhu var. Öbür tarafta da ötekiler var. Buna CHP de, MHP de, HDP de bu “ötekiler” kısmına dahil ve bu yaşanan olayları biz daha büyük tepkiler vermedikçe toplum olarak, o da meşru buluyor ve ben % 50’nin oyunu aldım gibi basit bir gerekçeyle bence. Çünkü bu milli irade böyle yansıtılmaz. Sadece böyle çok demokratik olmayan seçimlerle yansıtılmaz. Ve buradan bir güç aldım diyerek, diğer kendine oy vermeyen % 50’yi cezalandırmaya çalışıyor, ki bu en zoru ve en ağırı. ---DSC00276 Onunla da yetinmiyor, vekilleri de cezalandırmaya çalışıyor. Geçen hafta konuğum sayın Sezgin Tanrıkulu idi. Meclisin işlevsiz olduğunu kastetti. “En ufak bir sorunu dile getirdiğimizde bizi susturuyorlar.” dedi. Yani kesinlikle. En basiti Ankara’daki bu üçüncü katliamdan sonra belki bu çok fazla gündemi meşgul edecek bir hikaye değil ama, ben geçen hafta bütçede Yurt-Kur bütçesiyle ilgili bir konuşma yaptım. İşte başlıklarla yurtlarda yaşanan sıkıntıları anlattım. Gençlik ve Spor Bakanı da bütçesini savunuyor. Dedim ki; “Sayın Bakan, bilmiyorum sizin çocuklarınız var mı yok mu?” Ama CV’sine bakmıştım. “KYK’nın yurdunda kalmamışsınız ama günlük öğrencilere 9 TL veriyorsunuz. Diyorsunuz ki sabah, öğle, akşam yemeklerinizi buradan karşılayın. Yani 3 TL öğün başına. Bilmiyorum çocuklarınız var mı ama siz çocuklarınız varsa bir çocuğun 3 liraya doymayacağını, 9 liraya doymayacağını bilirsiniz.” İşte ondan sonra 8 tane öğrenci var Antalya’da Akdeniz Kız Öğrenci Yurdu’nda. Bu kız öğrenciler 300 kişilik bir eylem yapmışlar. Yaptıkları eylem masalara tabaklarla kaşıklarla vurmuşlar. Orada kantin, peçeteyi bile onlara satıyormuş. İşte pet şişeyle bile su getirmelerine izin verilmiyormuş, hepsini kantinden alsınlar diye. Çocuklar da işte buna, biraz da kötü koşullarda temizlik filan sıkıntıları varmış. Protesto için masalara sandalyelere filan vurmuşlar. 8 tanesi uzaklaştırılmış yurttan. Neden uzaklaştırdılar? Yani sorunlar burada sayın bakan diye sorduk. İşte yine verdiğiniz krediler aslında reel anlamda öğrencinin cebine yansımıyor. Bütün masraflarını karşılamıyor. Öğrenciler gidip inşaatlarda çalışmak zorunda kalıyor. Mevsimlik işçi olarak çalışmak zorunda kalıyor. Böyle bir eleştiri yaptım. İşin sonunda Bakan çıktı kürsüye “Sen” dedi, “Benim çocuklarımı nasıl katarsın işin içine?” Böyle bizi bir anda başka bir hedef tahtasına... Halbuki, benim sormak istediğim o kadar basit bir şeydi. Hani siz de babasınız, 9 lirayla bir çocuğun doymayacağını bilirsiniz. Hani buradan ben sanki kendi ailesini hedef almışım gibi bir algı yaratıp, hurra bütün beni orada olan 200-300 milletvekiline vay senin şöyle böyle, bir sürü işte sataşma, yine Sezgin Abi’nin (Tanrıkulu) yani herhangi bir konu hakkında birkaç kelime işte Hrant’la ilgili 10 dakika bir söz almıştım ölüm yıldönümünde. Çok basit bir şekilde yani süreci anlattım işte. Polislerin bu cemaat operasyonlarından sonra bir anda böyle kademe kademe soruşturulduğunu, daha önce görmezden gelindiğini, en basiti de Hrant diyordu ki “Bu ülkede güvercinlere dokunmazlar.” diyordu ama bu ülkede güvercinlere dokunuyorlar ve bu ülkenin aydınları da güvercin tedirginliğiyle yaşamaya devam ediyor dedim. Ya bir sürü sıralardan yok işte ciddi tepkiler yani, ki Hrant’ı da sahiplendiklerini düşünüyorlar, kendileri de anıyorlar. Ona rağmen böyle bir sürü tepki alıyorsunuz. Yani söylediğiniz çok insani, temel özgürlükler bağlamındaki sözler bile rahatsız ediyor onları. Çünkü kendileri çok daha iyi biliyorlar suçlu olduklarını, bu yaptıklarının hiçbir vicdana sığmayacağını. Yani dün üniversite öğrencileri sınava görecekler. Öğrenciler, Şırnak’tan tam 6 bin öğrenci Siirt’e, Antep’e gitmek zorunda bırakılmış. O kardeşlerimizden nasıl bir başarı bekleyebiliriz? Bu da oradaki insanlara uygulanmış bir zulüm, başka bir şey değil. İki gün önceden yola çıkıyorlar üniversite sınavına girebilmek için öğrenciler. Bakan’a sordum. “Sayın bakan, bu arkadaşların mağduriyeti giderilmeyecek mi?” Sokağa çıkma yasağı olan bölgelerdeki insanlar, kardeşlerimiz eğitimden mahrum bırakıldılar. Biz çok hassasız. Bu konuda kesinlikle böyle bir şey istemeyiz. Ama uygulamada işte birçok kardeşimiz belki başarıda şimdi göreceğiz, en düşük iller Hakkari olacak, Şırnak olacak, Diyarbakır olacak belki. Bu birkaç haftaya açıklanır işte sınavın sonuçları ve kriterleri.  Şırnak’tan 8 bin öğrenci dışarı gitmiş. Evet, Siirt’e, Antep’e ve bir ile daha yönlendirildi. Meclis hakimiyetinin AKP’de olduğunu biliyoruz. Çözüm süreci bu mecliste yine başlayabilir mi? Bir umut var mı? Yani tabii ki, samimiyet çok önemli bu noktada diye düşünüyorum. Gerçekten samimi bir şekilde oy alma kaygılarıyla değil de, çocukların ölmemesi için, polislerin, askerlerin ölmemesi için bir adım atma, elini taşın altına koyma cesareti olursa CHP buna hazır zaten. 134 milletvekilimizin düşüncesini de biliyorum. Hepimiz elimizi taşın altına koyalım. Türkiye’deki bu sorun ortadan kalksın noktasında adım atabiliriz. Ama olması gereken bir toplumsal mutabakatın da bence meclisi bu tarafa itmesi gerekiyor. Bu ölümlerden, bu şehit haberlerinden biz sıkıldık. Biz çözüm istiyoruz diye bir kamuoyu oluşturmak zorundayız. Yoksa zaten siyasi kaygılarla, oy devşirme kaygılarıyla bu işe bakarsa hükümet, daha da gerecek bu süreci ve bundan oy devşirmeye çalışacak. HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’tan CHP’ye bir çağrı geldi. CHP’nin tavrı nedir bu konuda? Hangi çağrı? Çözüm ile ilgili... CHP’nin baştan beri tablo dört partinin birlikte adım atabildiği ve toplumsal uzlaşma aransın, hakikatleri araştırma komisyonu kurulsun bir aşama ötesinde. Ama ilk noktada hiçbir kişisel ajandası olmadan samimi bir şekilde kafasının arkasında da başka argümanlar olmadan gelip bu sorunun çözümü için adımlar atalım noktasında biz her zaman CHP olarak samimi bir şekilde ve çözüm için elimizden geleni yaparız. Baştan beri, ilk günden beri üstüne basa basa söylüyoruz. Gelin hep birlikte bu sorunu çözelim diyoruz. Peki Türkiye bir darbe sürecine girerse ne olur? Meclisin hali ortada, bir “tek adam”lık var ülkede, başkanlık diyor başka bir şey demiyor. Sizi ve HDP’yi meclisten atarlarsa... Ne olur bundan sonra bir askeri darbe gelirse? Yani Türkiye tarihine baktığımız zaman zaten defalarca askeri darbelerle yıllarca geriye gitmişiz ne yazık ki. Yani hiçbir şekilde bu darbelerin olmasını hiçbirimiz tasvip etmeyiz. Bunların olmaması için de mücadelemizi sonuna kadar sürdürmemiz gerekiyor çünkü yani insanların yaşam haklarının olduğu, özgürlüklerinin kısıtlanmadığı ve temel hak ve hürriyetlerinin rahatlıkla yaşayabildikleri bir ülke istiyoruz. İşte en basiti şu an Artvin’de birkaç hafta önce yaşadıklarımız... Yaşam hakkı için direnen oradaki Cerattepeliler,  Artvin halkı bile cezalandırılıyor. İşte şirketin sağlayacağı karlar yüzünden bu hakların kısıtlanmaması için elimizden geleni yaparız. Bütün direnişi de gösteririz. Bu ülkenin demokratik bir şekilde yönetilmesi gerekiyor ve buna izin vermememiz gerekiyor. Bu baskıya, bu faşizme izin vermememiz gerekiyor. Ama en ufak hak isteyene de tepki veriyorlar. Cerattepe için “Küçük Gezi” dedi. Evet evet... Kaldı ki orada Cengiz Holding’in ortak olduğu söyleniyor. Bu konuda bir bilginiz var mı? Tabii ortaklık konusunu çok ayrıntılı bilmiyorum, böyle bir araştırma yapmadım. Zaten görünürde de bir ortaklığı yoktur büyük ihtimalle. Ama gördüğümüz kadarıyla hükümet Cengiz Holding’i çok net bir şekilde kayırıyor. Hatta ben artık şey diyorum, Cengiz Holding’in hükümetine karşı direnen halk diyorum çünkü hükümet Cengiz Holding’in hükümeti ve ona karşı direnen bir halk var orada. Üçüncü havaalanı ihalesinde çok ciddi bir kayırma var. Hatta dünyada hiç görmediğimiz şekilde önce ihale yapılıyor, ondan sonra kot değiştiriliyor. Sırf bir kot farkı değişikliğinden 3,5 milyar lira kar ediyor söylediğimiz firma ve zaten rekabet koşulları oluşmamış oluyor. Çünkü diğer firmaların hepsi diğer kriterlere göre hazırlanıyorlar, hesaplarını yapıyorlar. Ama sonuçta kimse bilemez şartların değişip böyle bir kar elde edileceğini. Müteahhit firmayı 3,5 milyar liralık bir kayırma oluyor en basiti ve buna benzer birçok noktada, ihalelerde kayrılıyor. Sahibi zaten hiç umursamadan bize küfürler yağdırabiliyor hiç çekinmeden. Bu kadar kayrıldığına göre özel bir ilişkisi olmaması imkansız diye düşünüyorum. Peki son olarak barış için ne yapılabilir? Halklar, meclis, vekiller neler yapabilir? Yani bir kere Türkiye’de ve dünyada gerçekten şu sınır komşularımızla yaşadığımız sorunları gördüğümüz zaman ciddi bir barış özlemi var. Sokaktaki insanlar, herkes “Bu kan dursun, savaş son bulsun!” diyor. 2 milyon 600 bine yakın Suriyeli resmi kayıtlara göre mülteci gelmiş ve şu an Türkiye’de yaşıyor. Bunun 3,5 milyona çıktığı söyleniyor resmi olmayan kaynaklara göre. 200 bin Suriyeli çocuk yaklaşık olarak Türkiye’de doğmuş. Dünyadaki bütün araştırmalara bakıyorsunuz; Suriye’de hayat normalleşmezse emin olun o Suriyeliler ülkelerine dönmeyecekler. Yani burada yaşamaya alışan insanlar Suriye’ye dönmeyecekler. Dünyadaki bütün göçlerde bunlar yaşanmış. İşte insanlar farklı ülkelere iltica ettikten sonra ülkelerine geri dönmemişler. Ülkemiz için çok önemli bir sorun bu. Urfa’da yaklaşık 500 bin Suriyeli kardeşimizin yaşadığı söyleniyor ve Türkiye’nin her yerine yayılmışlar. Bizim burada çok ciddi bir çözüme ihtiyacımız var. Sırf mülteci sorunu için söylüyorum. Bu yeni doğan çocukların, insanların eğitilmesi ve diğer ailelerin de hayata entegrasyonunun sağlanması gerekiyor. Bu soruna böyle bakmak lazım. Ben AB komisyonundayım. Göç dairesinden geliyorlar bize sık sık ziyarete. Birçok çocuk ya da anneleri babaları, işte Ege Denizi’nden kaçmaya çalışırken ne yazık ki ölüyorlar. Aylan bebek bir simge oldu ama ona benzer onlarca örnek var. Tek söyledikleri geçici misafirimiz oldukları. Olaya gerçekçi bakmıyorlar. Sadece durumu idare edecek bir şekilde “210 milyar lira para harcadık. 3 milyon Euro da Avrupa’dan para gelecek.” diyorlar. Ee nasıl çözüm? Çözüm yok... Nasıl bu insanların rehabilite edileceği, sosyal hayata katılacağı konusunda bir çözümleri yok. Ve özellikle şöyle diyorlar; biz onlara geçici misafir diyoruz. Göndereceğiz aslında zamanı geldi mi. Geri gidecekler gibi bir bakış açıları var ama bilimden araştırmadan yoksunlar. Dünyada böyle örnekleri yok. Bunu görmezden geliyorlar. Yine Kürt sorununun çözümü noktasında da bir şekilde bir tavırları var. Yani işte askeri operasyonlara harcanan milyonlar...  İki; birlikte yaşamaya çalışan halk arasındaki kopuşlar. Bunları hiç önemsemeden ve dünyadaki diğer uygulamalarda bu işin şiddetle, askeri müdahalelerle çözülmeyeceğini görmezden gelerek hareket ediyorlar. Yine bir sürü araştırma var. Rand diye bir araştırma şirketi var, dünyada terör olaylarını ve bunların nasıl sonuçlandırıldığını araştırıyor. Hiçbir bilimsel araştırmayı görmezden gelerek, sadece buraya askeri müdahale ile ve şiddetle temizlenebileceğini düşünen bir algıyla hareket ediyor ne yazık ki hükümet. Ama sokaktaki insanlar, işte o Suriyelilerle birlikte çalışan, ekmeğini paylaşan, işini paylaşan, bazen onlar yüzünden işsiz kalan arkadaşlar da diyor ki; ülkede yaşayan halk da diyor ki;  bizim barışa ihtiyacımız var diyor. Burada bence en önemli görev meclise düşüyor diye düşünüyorum. Gerçekten samimi bir şekilde ama HDP’nin de bunu samimi bir şekilde yapması gerekiyor. Bazı samimi adımlar atarak MHP’nin de bu sürecin dışında kalmaması gerekiyor. “Biz istemezük” mantığıyla 7 Haziran’dan sonra 1 Kasım’a kadar zaten ülkeyi çok farklı bir çıkmaza getirdiler. Bizim de tarihi bir rolümüzün olduğunu düşünüyorum, CHP’nin. Çünkü uzun yıllardır bölgedeki sorunu taa 80’li yıllarda, 89’da bir raporla tespit edip bu süreçte de böyle tarafsız durabilmiş bir yapı var. CHP’ye çok tarihi bir misyon düşüyor. Gerçekten samimi bir şekilde yaklaştığı bir masada siyasi çözüm noktalarını bulup, hızlı bir şekilde çözüm için çaba sarfetmek gerekiyor. Yoksa daha çok çocuk ölecek, daha çok asker, daha çok polis ölecek. Ve bunun ülkemize hiçbir faydası yok. Gittikçe bizi geriye götüren çabalar... Bu bir kopuşa yol açar mı? Evet, ben bunu zaten dile getirecektim. İki halk arasında ciddi kopmalar oluyor. Güneydoğu’da yaşayan bir kardeşimizi, genç bir Kürt kardeşimizi düşündüğümüz zaman tabii onda çok ciddi travmalara yol açıyor bu gelişmeler. Onun için daha geç olmadan hep birlikte yüksek bir sesle bağırmamız gerekiyor “ Barış!” diye. Hepimizin bence böyle bir görevi ve sorumluluğu var. Bu sorumluluğu üzerimizde taşımamız lazım. Çok teşekkür ederim. Ben teşekkür ederim. ---DSC00268

Bu Yazıyı Yazdır