PTT’DEN ARIYORUZ
Bir kaç sene evvel sık sık yaptığım Ankara Kalesi gezilerimden birinde, dolaştığım dükkanın arka kısmında, kilimlerin ve örtülerin arasına saklanmış siyah bir telefon görmüştüm. Telefon, eski devlet dairelerinde ya da siyah beyaz Türk filmlerinde gördüğümüz cins telefonlardandı, kocaman ahizesi, hantal bir kasası vardı. Eski radyoların bana hissettirdiği kasvetin aksine, eğlenceli bile gelmişti bu eski siyah telefon.
İnsanlar çoğunlukla bir şey satın alacakları zaman, kafalarından bunu şuraya koyarım gibi planlayarak alıyorlar. Yanımdaki arkadaşım da bana “Nereye koyacaksın bunu?” diye sordu. Ben bir şeyi beğendiğimde, nasılsa bir yer bulurum diye düşündüğümden, hiç sorgulamadan telefonu satın aldım. Dükkan sahibi telefonun Ericson marka olduğunu ve tahminen altmışlı yıllarda kullanıldığını söyledi. Eve getirip, temizleme faslına geçmeden altını çevirip baktığımda” PTT 1964” yazıyordu. Neyse koca telefon elimde, bütün gece evi dolaştı durdu. İşin hoş tarafı nereye koysam yakışıyordu ve zamansız bir görüntüsü vardı.
Bir kaç gün evvel bu telefonu sosyal medyada paylaşmak istedim ve altına şöyle bir not düştüm, “PTTden arıyoruz ahizeye bir üfler misiniz?”
Yazdığım cümle beni hızla seksenli yıllara ve sarı telefon rehberlerinin, telefonların yanında durduğu zamanlara doğru yolculuğa çıkardı.
Üst katımızda oturan arkadaşım Can ve ben bir vakitler telefon ve rehber ile çok fazla haşır neşir olmuştuk. Kimin evi boşsa, eğlencemiz, rehberden bize komik gelen soyadlarını bulmak, aralarından bir kurban seçmek ve “Sular idaresinden arıyoruz, lütfen ayağınızı yıkayın kokusu buraya geldi” tarzında soğuk telefon şakaları yapmaktı. O zamanlar şanslıydık tabi, numaramız tespit edilemez diye azdıkça azmıştık, ta ki telefon faturası normalden epey fazla gelene kadar.
Eminim sizler de en az bir kaç kere bu tarz “Telefon işletmelerinden” nasibinizi almışsınızdır. Duyduklarınız, arayanın insafına ve hayal gücüne kalmışsa da genellikle çok can sıkıcı şeyler olmazdı. Belki en kötüsü ve beni de en korkutanı ahizenin diğer ucundan sizin “Alo” demenize karşılık sadece nefes sesinin gelmesiydi.
Paylaştığım fotoğrafın altına bir çok yorum yazılmıştı, fakat bir tanesi çok çarpıcıydı. Şöyle yazılmıştı, “Eski sapıklıklar bile masummuş.”
Cevaben iki farklı şey yazmak geldi içimden.
Bir tanesi “Ne güzel, ne naif zamanlarmış.”
Diğeri ise “O sapıklardan biri de bendim.”
Her ikisi de doğru...